Şahmeran Efsanesi Nedir?
Yaşadığımız coğrafyanın asırlardır bize getirdiği hikâyeler, efsaneler, olaylar serisi bildiğimiz gibi pek çoktur. Yaratılış efsanelerinden tutun Ferhat ile Şirin’den Kız Kulesi efsanesine kadar uzanan derin bir anlatım silsilesi… Kimisi hala anlatılıyor, yaşanıyor, inanılıyor kimisi de tarihin derin dehlizlerinde unutulmaya başlanmış. İşte bunlardan birini konuşacağız bugün. Şahmeran efsanesini… Peki, Şahmeran efsanesi nedir?
Şahmeran Efsanesi Nedir?
Şahmaran ya da Şahmeran sözcüğü Farsça kökenlidir. “Maran” kelimesi Farsçada yılan anlamına gelir ve kelime, yılanların şahı anlamına gelen, efsaneye konu olan yarı yılan yarı kadın figürünü temsil eder. Ülkemizde Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaygın bilinen bir efsane olurken aynı zamanda Orta Asya, İran, Afganistan, Pakistan gibi bölgelerde de bu hikâyeye benzer efsaneler bulunuyor. Efsaneler arasında, hikâyenin özellikleri ve detayları farklılık gösterebiliyor ancak ortak nokta şu ki Şahmeran, mitolojik bir yaratıktır. Kimisine göre yılan, kimisine göre kuş ya da kertenkele… Birçok söylem var görünüşü konusunda. Ama en ağır basan ve bilinen şekli bir yılan görüntüsünde olduğudur. Tabi ki yılan deyince aklımıza kötülük ya da fenalıklar gelse de efsaneye göre Şahmeran, iyilik, akıl, güç, bilgelik ve şifa ile eşleştiriliyor. Bu da anlatılan tüm efsanelerin büyük bir ortak noktasıdır. Şahmeranın iyileştirici gücüne inanılır ve hatta onun etini yiyen bir hastanın tüm hastalıklarının iyileşeceği düşünülür.
Peki, bu kadar efsane haline gelmiş Şahmeran’ı görebilmek mümkün mü? Efsanelere göre Şahmeran kendisini insanlardan sakınır ve birçok gizli bilgiyi saklar. Hatta bu nedenle insanların gelemeyeceği kadar sıcak alanlarda yaşar. Bu konuyu araştırdığımda yılanların zaten sıcak bölgelerde yaşamayı sevdiklerini öğrendim. Yani aynı insanlar gibi onlar da sıcak alanlarda konforlu bir yaşamı seviyorlar. Yanii bir düşünmek lazım bunuu…
Evet, görmek demiştim… En bilindik Şahmeran efsanesi bizim topraklarımızda geçen bir efsanedir. Mersin’in Tarsus ilçesinde gerçekleşen bu hikâyede Cemşab adında bir gencin Şahmeran’ı gördüğü söylenir. Bu hikâyede olay, yerin yedi kat altında yaşayan yılanların barış içinde olduklarını anlatmakla başlar. Bu yılanların kraliçesi, güzel ve alımlı bir kadın olan Şahmeran ve odunculukla geçinen bir ailenin oğlu Cemşab arasında geçen olaylarla devam eder. Rivayete göre Cemşab ve arkadaşları ormana odun toplamaya gittikleri bir gün, bal dolu bir kuyuya rastlarlar. Cemşab tüm balı çıkarmak için kuyuya iner (bal dolu kuyuya da nasıl iniliyorsa) ve balı çıkarır. Ancak arkadaşları ona ihanet eder ve balı alıp Cemşab’ı kuyuya atıp kaçarlar. İhanete uğrayan Cemşab yanındaki çakıyla toprağı delerek bir tünel açar. Tünelden ilerledikten sonra kendini çok güzel bir bahçe içerisinde bulur. Bahçe yılanlarla dolu yemyeşil çok güzel bir bahçedir. Bahçenin sahibi olan Şahmeran’ı ilk kez orada gören Cemşab, başına gelenleri bir bir Şahmeran’a anlatır. Bu ihaneti öğrenen Şahmeran, Cemşab’ı yanına alır ve söylenenlere göre ya dost ya da sevgili olurlar. Bir süre Cemşab Şahmeranla yaşar ancak ailesine olan özlemi ağır bastığından yukarı çıkmak ister. Bunun üzerine Şahmeran, Cemşab’ ı ailesine geri gönderir ancak ona iki tane şart koşar. Kendisi ile ilgili tek kelime etmeyeceğine dair söz alır ve ona hamama girmemesi gerektiğini söyler. Çünkü Şahmeran’ı bir kez gören kişinin yıkandığında derisi pul pul olacaktır. Bu her ikisi için de tehlikelidir.
Yıllar geçer ve Cemşab kimseye bir kelime dahi etmez. Ancak bir gün dönemin kralı hastalanır (bazı rivayetlerde kralının kızının hastalandığı da söylenir). Hekimler iyileşmesinin tek yolunun Şahmeran eti yemesinden geçtiğini söyler. Bunun üzerine çare olarak tüm halkı hamamda kontrol etmeye karar verirler. Cemşab böylelikle yakalanmış olur ve Şahmeran’ın yerini söylemesi için ona işkence edilir. En sonunda işkencelere dayanamayan Cemşab, Şahmeran’ın yerini söyler. Yakalanan Şahmeran öldürülür ve eti krala yedirilir. Eti yiyen kral sağlığına kavuşur.
Ölürken Şahmeran’ın en çok bu ihanete üzüldüğü söylenir. Bu esnada kraliçelerini bekleyen yeraltındaki yılanlar bu ölüm üzerine ülkeyi istila etmek isterler, ancak Şahmeran’ın onlara şu cümleleri kurduğu söylenir : “savaşa başlamayın ben yeniden dirileceğim ve hep beraber savaşacağız o güne kadar dünyanın dört bir tarafına dağılın ve bekleyin”.
Kimi söylentilere göre yine de yılanlar Tarsus’u işgal etmiştir kimi inanışa göre de yılanlar kraliçeleri olan Şahmeran’ı bekler ve kıyamet günü geldiğinde hamamlardan başlamak üzere her yeri istila edeceklerdir. Hangisi doğru bilinmez, ancak bir gerçek vardır ki o da her şeyin bir ihanetle başladığıdır.
Yılanların kendi içlerinde bu inanışları umut vericidir ama bütün hikâyelerin büyük bir birleşim yeri vardır ki o da, Şahmeran’ın öldüğüdür.
Şahmeran efsanesi nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, neden böyle bir olay anlatılmıştır bilinmez, her ne kadar farklı anlatımları farklı hikâyeleri ve birçok bilinmeyen yönü olsa da bizim topraklarımızın bir efsanesidir. İnsan bunları duyunca o zamanlarda yaşamak istemiyor değil açıkçası. Mesela ben gerçekten Cemşab’ı (varsa eğer) görmek isterdim. Neden asıl karakteri Şahmeran’ı değil de Cemşab’ı mı görmek istiyorum? Çünkü yılanlardan korkarım ben. Tabi ki benim gibi olmayan birçok insan vardır. Efsane diye anlatılmasına bakmayın, bu efsane yalnızca dillerde değil evlerde de yer etmiş. Evlerin duvarlarını süslemiş, çeyizlere motif olmuş.
İnanması da bize kalmış. Bir sonraki görüşmemize kadar sizler de şöyle bir kendi yörenize ait ne efsaneler ne hikâyeler var bir araştırın, tartışın, konuşun. Çünkü önemli olan inanmak ya da inanmamak değil, geçmişten gelen yaşanmışlığı, efsanevi inançları geleceğe aktarmak. Bir sonraki hikâyelerde görüşmek üzere…
Kaynakça:
Yılan Gövdeli Kadın: Şahmeran Efsanesi (boboscope.com)
Şahmeran Efsanesi – Ziya Efendi Cezerye
https://www.miniyol.com/blog/sahmaran-efsanesi

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Eline sağlık, okurken devamını hep merak ettim. Devamı gelmesi dileğiyle…:))
çok akıcı bir metin olmuş ellerine kollarına sağlık