İnsan
Dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kendimizi kapkaranlık bir gizemin içinde bulduk. Etrafımız uçsuz bucaksız ve cevaplanması gereken sorularla doluydu. Keşfetmemiz gereken o kadar çok şey vardı ki bir meyvenin ya da sebzenin yenilebilir olup olmadığını anlamak ya da toprağa atılan bir tohumun aylar sonrasında yepyeni mahsuller ürettiğini keşfetmek… Bulunduğumuz noktaya aklımızla geldik ve bitmek bilmeyen merakımızla.
Şanlı tarihimiz ibret almamız için bizi hakikate götüren bir rehber miydi, yoksa milyonları kandırmak için dikkatle kurgulanmış bir roman mıydı? Hiçbir şeyin kesin surette doğru olup olamayacağını, anlatıların geçmişimizde süregelen bir kitle tarafından yazılmış yüzlerce yıllık bir proje olabileceğini, bize neyin ne kadar tarafsızca anlatılabileceğini sadece bize sunulan ölçüde bilebiliyoruz. Doğru olduğuna inandığımız, onu başarılarla yücelttiğimiz, yaptıklarından dolayı kendisine saygı duyduğumuz birinin belki de hiç var olmayabileceğini veyahut kötüleyerek beynimize kazıdığımız, eylemlerinden ötürü tarihte kötü bir konumda olduğuna inandığımız birinin belki de sadece bir örtbas sonucu bize öyle gösterilebileceği gerçeğini de.
Napolyon’un “Tarih üzerine anlaşılmış bir yalandan ibarettir.” sözü bu konuyu gayet iyi açıklar. Kendisi de aynı şekilde kimilerine göre kurtarıcı bir dahiyken kimilerine göre de despot bir işgalcidir. Tarih, objektif bir gerçek değil; galiplerin uzlaşısıyla yazılmış bir anlatıdır. Savaşı kazanan kahraman, kaybeden de hain olur veya bir devrim başarıya ulaşırsa özgürlük, bastırılsa da anarşi olur. Ne bilimin gerçek yüzünü ne savaşların gerçek faslını ne de bazı katliamların insanlığın iyiliğine gerek olup olmadığını asla bilemeyiz. Bir kitle tarafından yalanlarla boğulduğumuz bir denize sürüklenebileceğimizi, onların bizden istedikleri gibi yaşayıp yaşamadığımızı da… Eşsiz bir türüz; her şey mümkün. Özellikle de küçük mavi gezegeninde nefes alıp vermesiyle 150 milyon kilometrelik bir alev topundan beslenen karşılıklı hayat öpücüğü döngüsünden ibaret olduğunu anlamayan, sonsuza kadar yaşayacağına inanan biz insanlar için her şey mümkün…
Gerçek nedir ki… Biz kimiz? Ve yoksa biz hiç kimse miyiz? Hayalleri betimleyen Tanrısına lütfeden ve soluk bir mavi noktanın içinde usulca ölümü bekleyen…
Masalsı geçmişin resmeder kaderini, sanır mısın hükmeder asrın yankısına? Güçlü olan yazar bu kitabı derken sessiz bir gölge sızar her satırın arkasına.
Her ne kadar bir yalanın içinde yaşıyor olabilme düşüncesi içimizi kemirse de bu, hayatı anlamlandırmamıza engel değildi. Bilgiyi işleyip aklımızla hayatımızı en güzel şekilde adamak için, merakımızla her şeyi keşfetme düşüncesine kapılarak tüm olan biteni sorgulamak ve onu yaşayışımıza indirgemek için.
150 milyar dolarlık tarihin en büyük bütçesiyle ayağımızdan 400 kilometre yükseğe, biz evde televizyon seyrederken yaklaşık 28.000 kilometre hızla yörüngemizde dolaşan devasa bir metal yığını yapan da farklı fikirlere, farklı içgüdülere sahip olduğumuz için tarihin en büyük savaşında 70 milyonu katleden de aynı türün eseriydi. Biri çağ atlamamıza sebep olmuştu, diğeriyse insan hayatının ne kadar değersiz görülebilmesine. Ne de olsa birinin ölümü trajedi, milyonların ölümü ise sadece bir istatistikti. Aynı zamanda o denli büyük bir krizden sonra onlarca ülkenin barışı ile tek çatı altında toplanıp yerin 100 metre altına 27 kilometre çaplık bir bilim yuvasının anahtarını açan da bizdik, 2000 yıl öncesinde dönemin en parlak bilim insanlarının fikirleriyle hayata tutunmuş bir kültür cennetinin sanıldığı üzere yüz binlerce yıllık tarihini yok eden de.
Savaşın gölgesinde masumların kanı akarken vicdan kör ve sağır. Zulmetin pençesinde bir tarih bitiyor, mürekkebe bürünmüş bak bahır.
Atlas’ın kubbesini arşa meşale yaktılar, cihanın kudret erleri, Barışın izinde menzilin bağrını açtılar bilimin cevher derleri.
Tarihimiz, bunlar gibi nice zıtlıklarla donatılmıştı. Bütün bunlara rağmen başarabildiklerimiz takdire şayandı. Uluslararası Uzay İstasyonu sayesinde 21. yüzyılın en önemli buluşları yapıldı; ona bağlı olarak uygulanan birçok teknolojiyle birlikte milyarlarca ışık yılı ötemizdeki komşularımızı fotoğrafladık. CERN’de evrenin en yüksek sıcaklığını karanlık bir tünelde bir anlığına da olsa kaydettik ki evrenimizin yapısı ve oluşumu hakkında ilk kez bu kadar net analizler yapmamızı sağladı.Yine de bilim çoğu zaman ikinci plana atılmış bir tartışma konusuydu. Bu yolda tüm varlığıyla kendini adayanlar da oldu, aynı şekilde tüm gücüyle buna engel olmaya çalışanlar da. Galileo, hayatını verdiği çalışmasıyla onu kanıtlamaya bile fırsat verilmediği mahkemesinde “Dünya Güneş etrafında dönüyor.” dediği için kilise tarafından ev hapsine çarptırılmıştı ki ölümünden yalnızca 50 yıl sonra tüm kilise bu olguyu kabul etti veya Uluğ Bey, Semerkant Rasathanesi’ni kurduğu ve gökyüzünü anlamaya çalışarak teleskopa baktığı için dinî çevreler tarafından öldürüldü. O yolda azimle yürüse bile…
Kalemin korkusuyla yananlar, kuruntularla beynini yıkadı. Nicesini hayattan azledenler, geceye saklandı, karanlığa tapındı.
Umutla göğe bakıyor atan, zincirlerle susturulmuş aklıyla, örselenmiş öyküsüyle Dimdik ayakta duruyor atan, devri aydınlatan merakıyla, sarsılmaz azmiyle.
Ama belki de tüm bunların olması, her ne kadar tarihsel bilgi birikim sürecimizi geciktirse de daha çok gelişmemiz açısından gereklidir. Yaşanmasından dolayı feryat içinde kıvrandığımız her olayın belki de yaşanması gerekiyordur. Her olaydan bir ibret çıkarmak, her yalanı soruşturmak için her çöküşte daha güçlü kalkmak, her krizde daha da umutla yükselmek için. Öleceğini bilse dahi ışığa doğru kanat geren o kelebek olabilmek için. Her savaş, her ideoloji, her sapkınlık, belki de bizi daha da ileri atan bir maraton koşusudur. Sonuçta ne demiş yazar:“Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir.”
Bediüzzaman ALEMDAR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim. Yaşadığım olaylara farklı pencelerden bakarım her bakış açısında farklı duygular hissederim ve bunları yazılarıma aktarırım. Bu duygu şölenine hepiniz hoşgeldiniz

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Tam bir hayatı farkındalık yazısı
Tam bir farkındalık yazısı, adeta süper olmuş.