Umut Kanatlı Güvercin
Her şey son zamanlarda sıklıkla yaşadığım kasvetli bir sabaha yeniden uyanmam ile başladı. Yine rüyasız bir gece ve yine hayal kuramadığım bir sabah bıktırmıştı beni. Oysa kabus görmeye bile razıydım ama hiçbir şey göremiyordum ve düşlerim yıllardır tutsaktı sanki.
Henüz güneş yeni doğmuştu fakat penceremin önünü kapatan, ruhsuz dokuz katlı binalar yüzünden ışık süzmelerinin çok azı odamı ziyaret ediyordu. Işık süzmelerinin içinden yansıyan tozlar ve içerideki boğucu sıcaklık odamı havalandırmam gerektiğini hissettirdi. Tam pencereye doğru yönelirken beyaz bir güvercin konuverdi. İrkilmesin diye geri durdum ve öylece bekledim. Gitmesin istedim ve dakikalarca gitmedi. Ben de o güzelliği izledim. Sonra uçuverdi semada ama içimdeki kasvetli havayı biraz olsun dağıtmıştı güzelliği. Görüş açımı kapatan harabe binaları gördüm pencereyi açtığım zaman. Ve ruhumu serbest bıraktım bir kuş olup özgürce uçabilmesi için. Hiç acımadı ruhum. Kış ayazında ağzımdan çıkan buğulu bir nefes gibiydi sanki. Ben de bir kuş olup uçuverdim.
Yüksek binaları aşabilmek için çokça kanat çırptım. Daha birkaç saniyedir özgürdüm fakat alışkın olmadığımdan herhalde hemen yoruldu güçsüz bedenim. Geri dönsem mi diye düşünürken tam o anda elinde pazar poşetleriyle beli bükülmüş bir amca gördüm. Çilek, muz, üzüm vardı poşetin içinde ve diğer elinde de taze bir ekmek. Az sonra bakkala girdi amca. Bu sefer de bir kaç çikolata ilişti gözüme. Belli ki torunlarını sevindirecekti ve sabahın köründe koyulmuştu yollara. Ben mi yorulacaktım o beli bükülmüş amca dimdik yürürken! Ve daha içimi ısıtacak ne güzellikler vardı kim bilir yollarda.
Kanat çırptıkça açıldı donmuş bedenim. Yükseldikçe yükseldim ve kendimi rüzgarın akışına bıraktım. Nereye gittiğimi bilmiyordum yine de manzara yukarıdan daha güzeldi. Birden zil sesi ve ardından gelen gülüşme sesleri kulağıma ilişti. Kafamı sese doğru çevirdiğimde mavi önlüklü, beyaz yakalı çocukların koştuğunu gördüm. Neydi bu acele nereye gidiyorlardı böyle ? Hepsi tek bir yere doğru dizildi ve ceplerinden bir şey çıkardılar. ‘’Abi abi abi ‘’ diye bağırmaya başladılar. Burası çok dikkatimi çekmişti ve bir süre daha izleyebilmek için kondum çatıya. Hep bir ağızdan gülüşmeler,oynadıkları oyunlar, boyunlarına asılı çantalar ya ilk defa gördüğüm ya da unuttuğum bir şeydi.
Devam ettim uçmaya ve az ötede başka bir çocuk daha gördüm. Mavi önlüklü, beyaz yakalı değildi. Yırtıktı elbiseleri ve kirliydi elleri. Ağırca bir şeyi sürüklüyordu peşinde ve girip çıkıyordu çöplerin içine. Ama onun da gözlerinin içi parlıyordu aynı öteki çocuklar gibi. Selamladı beni uzaktan tepesinden geçince.
Ve yine devam ettim uçmaya beyaz gelinlikli genç bir kadın ve yanında genç bir adam gördüm. Dışarıda fotoğraf çektiriyorlardı. Sonradan geldi aklıma, galiba o fotoğraf karelerinin içine ben de girmiştim izin almadan.
Bütün bir şehri gezdim baştan uca ve daha neler gördü gözlerim istesem bile anlatamam. Bazı duyguları kelimeler ifade edemiyor, tıkanıyor bir yerlerde. Konuşursan boğazına takılıyor. Emin olun yazmakta kolay değil. Çünkü satır aralarına bile takılıyor bazen duygular. O yüzden her şeyi anlatamazsın. Bakmak yetmez görmek lazım, duymak yetmez dinlemek lazım ve dokunmak yetmez hissetmek lazım.
Ve ben yıllar sonra ilk defa böyle hissetim. Bir kuş sürüsü çıktı karşıma peşlerine takıldım. Dağları, ovaları, denizleri aştım ve hiç yorulmadım. Hava kararmasaydı belki hiç bilmezdim geç olduğunu ve duymasaydım akşam ezanının sesini bu kadar korkmazdım. Ancak o sesi duyunca fark ettim artık eve dönmem gerektiğini. Çünkü annem telaşlanmaya başlayacaktı birazdan.
Misafir bedenimi kuş sürüsüne emanet edip döndüm yine kürkçü dükkanına. Gidiş kolaydı ama dönmek o kadar kolay değil, geç kaldım. Kızacağından korkmadım ama annemi üzdüğüm için utandım ve mahcubiyetle yere doğru eğildi başım. Yere doğru eğilirken başım bir an ellerime ilişti gözüm. O an inanamadım, bu kırışık eller kimindi ? Yüzümü yokladım, bu çizgiler kimindi ? Hala inanamadım. Zaten vaktimde pek kalmamıştı, hemen eve geri koşmalıydım. Fakat değil koşmak yürüyemiyordum bile yere çakıldım. Ve bir daha o yerden hiç kalkamadım. Hayatım bir film şeridi gibi geçmiş gözümün önünden, hepsi bir rüyaymış meğerse.
Sizlere ulaşıyorsa bu diyarlardan sesim, dinleyin beni şimdi dinleyin! Bir kuş olup da hiç uçamadım ben. Odamın loş ışıklarından dışarıya taşamadım. Vaktim ellerimden kaymadan tutamadım. Eğer pencerenizden dışarıya baktığınızda karanlık görüyorsanız o karanlığı içinizde arayın. Ve eğer umut kanatlı beyaz bir güvercin pencerenize konarsa kaçırmadan peşine takılın. Daima göğe bakın ve göğü hedefleyin. Uçun göklerde ama yerdekilere tevazu ile bakın. Ve hayallerinize umut dolu kanatlarla uçun. O kanatları da kimselere teslim etmeyin. Canınız pahasına koruyun, özünüz ile besleyin ve inanın bir gün uçacağına, asla üzmeyin çünkü umut dolu kanatlar kırılgandırlar.


SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
”… Bazı duyguları kelimeler ifade edemiyor, tıkanıyor bir yerlerde. Konuşursan boğazına takılıyor. Emin olun yazmakta kolay değil. Çünkü satır aralarına bile takılıyor bazen duygular. O yüzden her şeyi anlatamazsın. Bakmak yetmez görmek lazım, duymak yetmez dinlemek lazım ve dokunmak yetmez hissetmek lazım.”
-Ali Soydan
Sahip olduğum şeylere tekrar şükrettim sayende, teşekkür ederim dostum.