Reenkarnasyon – 1
Önceki hayatla ilgili hikayelere ya da muhabbetlere rastgelmişizdir hepimiz. Önceki hayatındaki katilini bulan çocuk ya da önceki hayatında ne olduğunu düşünen dizi film tiplemeleri. Şimdi yazımda bu önceki hayatı evirip çevirip öğreneceğiz. Nedir bu önceki ya da bir sonraki hayat?
Ruhun öldükten sonra başka bedenlere göç etmesi yani ruh göçüdür reenkarnasyon. Çoğunlukla Asya inançlarındaki tenasühle karıştırılır. Reenkarnasyon ruhun kendini geliştirerek tekrar insan bedeninde yer almasıdır. İnanışlara göre bunun sayısı 3 kez 7 kez ve daha çok olmak üzere değişkenlik gösterir. Tenasüh ise ödül ve ceza sistemine dayalıdır aslında. Önceki hayatında nasıl bir insan olursa ruhun yenileneceği beden ona göre değişiklik gösterir ve bu beden insanla sınırlı değildir. Başka bir canlıya da dönüşebilir. Ruhun kendini geliştirmesi söz konusu değildir tenasühte. Yeniden bir hayattır daha çok ama reenkarnasyonda ruhun her girdiği bedende kendini biraz daha iyileştirmesi gerekir.
Reenkarnasyona dünyada 1 milyarı aşkın insan inanır. İnananların çoğu 30 yaş üzeridir ve eğitim seviyesi arttıkça reenkarnasyona olan inanç azalır. Batıda bu kavramı ilk Pisagor ve Platonun kullandığı söylensede tarihi aslında eski uygarlıklara dayanır.
Günümüzde bu kavramı kabul etmiş bir çok eski ve yeni inanış vardır. Öncelikle bu bir milyar farklı din ve mezhepten insanın bu görüşe neden inandığı bu görüşün temelinin dinlerinde nasıl türediğine özümseyip özetlediğim bilgiler dahilinde bir göz atalım.
Nors Mitolojisinde Edda Destanında reenkarnasyondan bir çok kez bahsedilmiştir ki yazının yorumcusuna göre Vikinglerde bu inanışın çokça yaygın olduğu söyleniyor.

Şamanizmde farklı farklı kültür ve inanışlar vardır. Bunların Yakut Türkleri de içinde olan Kuzey Asya kısmındakiler üç canın olduğuna ve bu canlardan birinin ölünce toprağa, birinin ruhlar alemine indiğine, birinin de göğe yükseldiğine inanırlar. Onlara göre ruh bekçisiyle karşılaşan ruh kayıkla öte aleme geçer ve gölgeler aleminde bu dünyanın aynısını yaşar ve bir gün tekrar doğar. Uygurlar bu tekrar doğmaya Sansar der.
Şamanlara göre ölüye ne olacağı köprüden geçerken belirlenir. Şamanlarsa kendilerini ölülere o köprüde yardım etmek için dünyadaki kurumlar olduğunu söylerler.
Ruh göçüne kızılderili kabileleri de inanmaktadır.Farklı olarak Amerikadaki kızıl derili kabilelerin bazıları öldüğünde Kurt’un hükmettiği aleme gider. Burada dünyadakiyle ilişkisi gölgesidir ve ruh gölgesiyle beraber tekrar doğar.


Taoizmin reenkarnasyon inancı kutsal kitaplarındaki şu sözlerle açıklanır.
“Doğum başlangıç değildir, ölüm de son değildir. Varoluş sınırsız, sonsuzdur; bir başlangıç noktası olmayan süreklilik söz konusudur. Sınırı olmayan varoluş (varlık) uzaydır. Başlangıç noktası olmayan süreklilik zamandır. Doğum da vardır, ölüm de; biri dışarı doğru olan sonuçtur, diğeri içeriye doğru olan sonuçtur. Böylece, biçimini görmeksizin, ‘İlâhî Olanın Kapısı’ndan bir içeri bir dışarı geçilir.”

Grek kültüründe kökeni tam bilinmemekle birlikte ruh göçü tanımının Orfe ve Pisagorla başladığı düşünülmektedir. Sokrat ve Platon da ruh göçüne inanmışlardır ve hatta Platon ve Pisagor bunu çevrelerine eğitimle açıklamışlardır. Bir çok eski kaynak Pisagorun eski hayatlarını hatırlayabildiğini doğrulamaktadır. Platon inandığı ruh göçünden esinlenerek bir kaç eser çıkarmıştır.
Romanlaştırdığı Phédon adlı diyaloglarının son kısmında Platon, Sokrat’ın şu sözlerine yer verir: “Yeniden yaşamak… Eminim ki gerçekten böyle bir şey var; bu, ölüden çıkan bir yaşam.” Orfe ve Pisagorun bu görüşünden Roma Uygarlığı da etkilenmiş, özellikle zengin ve sanatçı kesim bu görüşü benimsemiştir.


Kıyamet inancına sahip olduğundan geleneksel Yahudilikte ruh göçü kavramına inanılmamaktadır. Bununla birlikte popüler Yahudilikte inanan bazı görüşler vardır. Bir çok Yahudi Adem’in önce Nuh sonra İbrahim ve sonra Musa olduğuna inanarak ruh göçüne de inanır. İbranicede Gilgulei diye bir kavram vardır ki bu ruhun devreleri manasına gelmektedir. Adını bu kavramdan almış olan Sha’ar Ha’Gilgulim eserinde ruh göçünden sözedilmektedir.

Çoğu akım gibi Hristiyanlıkta 19. Yy da ruh göçüne inanmaktaydı. Bazıları bu görüşün aslında dinlerinde en başından beri var olduğunu kutsal kitaplarının çevirilirken ve aktarılırken yapılan hatalar sebebiyle kaybolduğunu öne sürmüşlerdir. Bazı Hristiyan mezhepleri reenkarnasyonu ilke edinmişlerdir ve bunun sonucunda Romalılar tarafından zulme uğramışlardır. Günümüzde reenkarnasyonu kabul eden bir çok kurum ve mezhep vardır.


Gnostiklerde reenkarnasyon Gnostiklerin hemen hemen hepsi reenkarnasyonu kabul eder. Gnostiklerin ilkelerine göre dinler yetersizdir, ruh ölümsüzdür, ancak ruhlar, ruhlar aleminden aldığı bilgilerle gelişimini tamamlayabilir. Ruh dünyada sadece hapishane hayatı sürdürmektedir. Bu yaşamdan kurtulabilenler ilahi aleme akın ederken kurtulamayanlar dünyada yeniden doğarlar.

Katharlarda ruh göçü görüşleri ruhun kurtuluşa ermesi için çok kez bedenlenmesi gerektiği ve ruhun kurtulması içinde maddi bağlardan kopararak arınması gerektiği yönündedir. Nefs terbiyesi kurtuluşu hızlandırır. Cehennemin varlığına inanılmaz. Şeytanın yaşadığı yeryüzünü bizzat cehennem kabul ederler.

İslamda ruh göçü kavramı yoktur. Ruh göçü kavramının olmadığı ayetlerde belirtilmiştir.
“Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki, Rabbim beni geri gönder! Ta ki boşa geçirdiğim dünya hayatımda artık iyi ameller işleyeyim. Hayır! O, söylediği boş bir lâftan ibarettir. Onların arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” Mü’minun -99
“Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.” Yasin-31
“Can boğaza dayandığı zaman, ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz. Eğer cezalandırılmayacak iseniz, onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz. Fakat ölen kişiye gelince, eğer o (Allah’a) yakın kılınanlardan ise, Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. Eğer O, sağın adamlarından ise, “(ey sağcı), sana sağcılardan selam!” (denir) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise; İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. Ve cehenneme atılma vardır. Kesin gerçek budur işte. Vakia 82-88
“Hayır hayır, ne zaman ki can köprücük kemiklerine dayanır, “Tedavi edebilecek kimdir?” denilir. Can çekişen bunun o ayrılık anı olduğunu anlar. Bacak bacağa dolaşır.. İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir. Kıyamet 26-30
Her inanışta olduğu gibi islamda da kesin olduğu bilinmemekle birlikte ruh göçü olduğunu düşünen isimler vardır. Bu isimler bazı ayetlerde üstü kapalı bir biçimde ruh göçünden bahsedildiğini düşünmektedirler. Mevlana ve Yunus Emrenin sözlerinde de üstü kapalı ima edildiği düşünülmüştür ama ruhlar alemi inanışını ve mecazi anlatım olabileceği unutulmamalıdır.
“Ben de cansız varlıkken öldüm, yetişip gelişen bitki oldum; bitkiyken öldüm, hayvan biçiminde tezahür ettim. Hayvanlıktan geçip öldüm, insan oldum; öyleyse ölmekten korkmak niye? Hiç daha kötüye dönüştüğüm, alçaldığım görüldü mü?” Mevlana Celaleddin Rumi
“Ete kemiğe büründüm, Yunus olarak göründüm (…) Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.” Yunus Emre


Hinduizmde ruh göçü temel inanışlarından biridir. Hinduizmdeki ruh göçü kavramı Türkçe de tenasüh olarak bilinmektedir.

İnsanların reenkarnasyon inancıyla doğru ilişkili olan din inançları dışında onları buna inanmaya iten neredeyse kanıtlar nitelikte olan hikayeler var. Bu hikayelerden bir kaçını sizlerle paylaşmadan önce bu konuyla karıştırılabileceğini düşündüğüm İslam inancındaki ruhlar alemine kısaca değinmek istiyorum.
İslam inancına göre ruhlar cesetlerden önce yaratılmıştır. Nitekim, Peygamber Efendimiz (A.S.M.), “Ruhlar, toplanmış cemaatler gibidir. Onlardan önceden birbiriyle tanışanlar, iyi anlaşırlar. Tanışmayanlar ayrılırlar pek anlaşamazlar.” buyurmuştur
Ruh gizemli bir varlıktır ve ruhun yaradılış zamanını ancak Allah bilir. Birisinin simasının bize çokça tanıdık gelmesi, birilerine içimizin ısınmasının, önceden tanışıyormuşuz hissine kapılmamızın sebebi önceden başka bedenlerde var olmakla değil ruhlar alemindeki yaşamla açıklanabilir bu hadisle.
Reenkarnasyon konulu hikayeler , filmler, diziler, şarkılar ve bu konu hakkında benim ve ekşi sözlük yazarlarının görüşleri yazının 2. kısmında. sonuna kendimce konuya uydurduğum iki şarkı bir de animasyon linki ekledim. keyifli okumalar.

Merhaba, ben Büşra. Trakyalıyım. Kırklareli’de yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde iç mimarlık bölümünde okuyorum. Düz yazı, şiir yazmaya ve okumaya bayılırım. İroni olarak yazılarımı normalde birilerine okutmam. Bir şiirde ağlayabilir ve bir dizede kolaylıkla kendimi bulabilirim.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Muhteşem yazmışsın ilk defa böyle bir yazı okudum ama bayıldım araştıracağım bu konuyu