Salı Pazarı
Sonbahar ile kış arasında bir gün. Mevsimin gerektirdiği gibi sararmış yapraklar yerlere renk katarken, eski dostu çınar ağacını çıplak bırakmıştı. Kalın bir mont giyinmek gerekmese de mutlaka bir hırka veya bir yelek giyinmeliydik. Nispeten soğuk olan o havada, ellerim cebimde sıcaktan terlemişken evime doğru ilerliyordum.
Burnumun üzerinde ani bir nem hissettim. Kafamı yukarı doğru kaldırmamla, gözümün içine bir damla girmesi bir oldu. Ufak ufak yağan yağmur şiddetini arttırarak, yerlere biraz daha koyu bir ton katmıştı. O ufak bedenim, atabildiği kadar hızlı adımlar atmaya çalışıyordu. Bir an önce eve gidebilmek, sırılsıklam olmamak için ellerimi cebimden çıkararak boyumdan büyük adımlar atmaya kalkmıştım.
Tabi küçük yaşların verdiği bir kan dolaşımı var o zaman. İnsanlar uzun kollular, hırkalar ile gezerken ben kısa kollu tişört ile dolaşıyordum.
Eve biraz daha yaklaşmıştım. Her adımımda etrafımdaki insan sayısı da artıyordu. “Bu kalabalık da ne böyle? Yoksa bugün, o gün mü? Olamaz! Bugün, salı günü!” Evimizin hemen üstündeki sokağa her salı pazar kurulurdu. Çevresinde, şeffaf kırmızı poşetlerle mandalina taşıyan teyzeler. Patatesi kocaman filelerle satın alan amcalar. Ve annesinin yanında pazar arabasını sürükleyen ufaklık. O ufaklık dediğim kişi, şu an benimle aynı yaştadır muhtemelen. Ama annesinin yanında gördüğüm için daha da küçümsüyordum onu. “Ya işte ben tek başıma dışarı çıkabiliyorum, kocaman oldum.”
Yağış hızla devam ederken, kamburu çıkmış bir teyze ufukta göründü. Tıka basa doldurduğu iki katlı poşetlerini yere bıraktı ve yorgancı dükkanının üstündeki çıkıntının hemen altında biraz soluklandı. Minik bedenim birden kendine çok güvenmiş olsa gerek, bir anda teyzenin yanında buldum kendimi.
“-İstersen poşetlerini gideceğin yere kadar taşıyabilirim teyzeciğim.”
“-Sen de mi aşağı tarafa gidiyorsun?”
Ben aslında ileriden dönecektim. Ama bir anda ağzımdan öyle kaçtı. “-Evet ben de o tarafa.”
Teyzenin elinde sadece 2 poşet bıraktım. Kalanların tümünü aldım minik ellerime. O sırada anladım neden Pazar arabası taşındığını. Poşetler ellerimi birazcık kesmişti ama belli etmemeye çalışıyordum. Kollarım titriyordu ama kendimi çok güçlü hissetmiştim. Bir de çok işe yarar.
Sokağın sonunda köşeye gelmiştik. Teyze bana çok teşekkür etti. Geldik sayılır. “Buradan sonra giderim kurban olam.”
Anadolu’nun en güzel sevgi sözcüğü de budur. “Kurban olam.”
Yaşlı teyze, sanki uyuşturucu kaçakçısı gibi poşetleri elimden hızlıca çekti aldı. Ellerim bomboş kaldı. Aslında görmüştüm. Poşette ilgimi çekebilecek şeyler de vardı. Bir ihtimal bana da bir şeyler verir diye bekledim. Kambur teyze yüzüme bakmadan teşekkür etti. Başını öne eğerek ilerlemeye devam etti. “Bari bir mandalina verseydin be teyzem.”
Bana bir şey vermedi ama aslında çok şey verdi o kambur teyze. Sonra eve dönene kadar sanki göğsümde kelebekler uçuşuyor gibi bir titreşim hissettim. Başım yerde ellerim cebimde değil de kafamı yağmurlara kaldırarak, ellerimle rüzgâra doğru kürek çekerek çok daha güçlü bir şekilde döndüm eve. Bir işe yaramıştım. Teyze çok yaşlı, çok yorulacaktı. Hem belki bana bir hediye vermedi ama beni çok sevdiğine eminim. Utangaç teşekküründe bunu hissetmiştim. Bir işe yaramıştım. Küçücük bedenim ile adam olmuştum.
Peki ya şimdi insanlık mı öldü? Salı pazarı mı kurulmuyor? AVM’lerde teyzeler vardı da biz mi yardım etmedik? Yürüyen merdivenlerden bize ihtiyaç var mı? Bunların hepsi bir bahane mi? Peki çok daha önemlisi, koskoca AVM ‘de olsan bir salı pazarı eder misin? Yoksa sen de salı pazarından sadece çorap alanlardan mısın?
O da görünmüyor zaten. Tüm elbiseler AVM’den, iç çamaşırı salı pazarından. Böyle olmaya gerek var mıydı? Dışınız AVM ürünü iken içinizde bir salı pazarı var. “Pazardan giyinirsek ayıplarlar ama olmaz ki. Bari çok para verelim dışarıdan bir şeye benzeyelim.”
Ambalaj ile içerik arasındaki bu karmaşaya da gerek yoktu. Dışında salı pazarı ürünleri olsa da içinde bir metropol olabilirdi. Ucuz zenginlik, pahalı ucuzluktan iyidir bence. Neyse diyeceğim o ki; ara sıra Salı pazarına uğrayın. Çarşamba veya Perşembe de olur fark etmez. Olmadı bir milyoncuya girin veya ekonomik pazara.
Kaliteli alışverişler…

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Hayatın günlük mutluluklar, işe yaramışlıklarla renklendiğini, hep mutluluğa kapı aralayacak büyük beklentiler içerisinde bu günü, şu anı, yağmuru, sokağı, pazarı kaçıranların aslında hayatlarının tadını da bilmeden kaçırdıklarını hatırlatan güzel bir yazı olmuş. Tebrikler, kaleminize sağlık.
” Bir işe yaramıştım.” Hayat bir işe yaradıkça anlam kazanıyor. Çok güzel bir yazı olmuş. Emeğine sağlık:)