Üç Nokta..
Fotoğrafını en soğuk camlı çerçevenin içine koyuyorsun özenle, belki yangınına iyi gelir diye. Aniden gelen can sıkıntısıyla elindeki fırçayı da sakince masaya bırakıyorsun. Misafir çocuğunun sana çarpmasıyla kırılan ikram tabağı gibi hevesin, biliyorum. Biraz nefeslenmek için parka gitmeye karar veriyorsun, orada deniz yok, biliyorum. Parkta boş bank bulamayınca için kararıyor, biliyorum, sen çimenlere oturamazsın. O çıktığın yokuşları gerisin geri iniyorsun. Sağ gözünden bir damla yaş düşüyor asfalta, yuvarlana yuvarlana iniyor. Koca bir kartopu gibi evinin kapısını kapatıyor. Giremiyorsun içeri, biliyorum. Şimdi gidip kendine bir paket sigara alacaksın. Derin bir nefes çekerken içine doldurduğun ah’lar büyüyecek. Ne çok şey var diye mırıldanacaksın, isteyip yapamadığım, gitmek istediğim, olamadığım ne çok şey var.
Yine bir pazarı daha eskitiyorsun, pazartesiyi bekleyerek. Çalışırken düşünmeyi erteleyeceğine inananlardansın. Vücudunu ne kadar yorarsan zihnin de o kadar yorulur zannediyorsun, yanılıyorsun. Olasılıklar denizinde boğulmamak için oturduğun yeşil koltuğun renkli yastıklarını sırtına doldurup dikleşiyorsun, vakur bakışlarını üzerime dikmiş gibi. Şimdi izlediğin komedi filmindeki o komik adamın sesi yankılanıp trajik bir şekilde salonun sıvalarını söküyor. Faraş ve süpürgeyi alıp yüzyıl süren bir zaman diliminde minik beyazlıkları faraşa toplamaya çalışıyorsun. O kadar minikler ki sinirlenip halının altına süpürüyorsun kalanları, biliyorum.
Birazdan en sevdiğin şiir kitabını alıp okuyabilirsin ya da bir bardak sıcak çay içebilirsin, hani şu tavşan kanı dediklerinden. Ya da bir tarafını hiç ısıtamadığın iki kişilik yatağında sırt üstü uzanarak tavanı seyredebilirsin. Belki sonra cenin pozisyonunda ağlarsın da. Beni mi arasan? Alo dediğimi duyman yeter sana, belki de bana. Fakat sen ‘eksik olan ne’ diye haykırmaktan başka bir şey yapmıyorsun. Çığlıkların yankılanıp tokatı yapıştırıyor kilo almış yanaklarına.
Derin solukların dışında çıt çıkmıyor, bunların tamamını uyduruyorsun. Yoksa aklını mı yitiriyorsun? Kediye isim arar gibi mutsuzluğuna bir isim koymaya çalışıyorsun. Olmuyor değil mi? Biliyorum. Beni benimle bırakıp gitmektense yanında gelmeme müsaade etseydin, belki de mutsuzluğun mutsuzluğumuz olurdu ve ben sana yardım ederdim isim bulman için. Belki de mutsuzluktan kaynaklı iki bahtiyar insan olarak literatüre geçerdik.
Şimdi sen isim bulmaya devam et. Ben belkilerle boğulmakla meşgul olacağım.

Merhaba, ben Ayşe Hanım AŞIK. (Kod adım: AHA :D) Karadeniz Teknik Üniversitesi İçmimarlık öğrencisiyim.Kız kardeşimle vakit geçirmeyi, kendi çapımda sulu boya resim yapmayı, ne kadar zorlasa da bölümümü, maviyi, denizi (malum Ankaralı olmak bunu gerektirir) ha bir de okumayı çok seviyorum. Okuyarak doğru ve kibar düşünmeyi öğreniyorum. Biraz da yazmayı deneyeyim dedim…Heyecanlıyımmm… Yazılarımda görüşmek dileğiyle…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim