YİNE SARILMIŞSIN ÇOCUKLUĞUNA
Yine sarılmışsın çocukluğuna, ısıtıyor mu bari?
Bazı geceler vardır, gözlerini kapatsan da uyanıksındır… Uyumazsın, bir gram uyku istersin ama nafile… Gözlerin kapalı, öylece etrafı dinlersin, geceyi dinlersin. Tüm günün gürültüsünün, sesinin aksine geceler hep sessizdir, işte o zaman başlarsın içindeki sesleri duymaya. Bağrışlara kulak ver, ne diyorlar? İçindeki yakarışı sen duymazsan kim, nasıl duyacak?
Senin bile duymadığın kendin, nelerle baş etti acaba? Nelere göğüs gerdi, neleri atlattı… Sen seni duymadın ama canın çok yandı…
Eksik bir başlangıç çoğu zaman en hazin sonların habercisidir, diye okumuştum bir kitapta. Benim hikâyem eksik başlamıştı, şimdi neden mutsuz sonları sevdiğimi anlamıştım. Ha bir de şey vardı, tarih mutsuzları yazarmış ya, ben herkesin bir gün unutulacağını bile bile her seferinde unutulmamayı diledim. Ama biliyorum, yüzyıl sonra bu sokaktaki hiç kimse olmayacak. Ben de olmayacağım ve unutulacağım. Hiç var olmamışım gibi…
Aynaya bakıyorum, ne garip… Aynaya değil kendimize bakıyoruz aslında ama hiçbirimiz kendimizi görmüyoruz. Sanki bize bizi gösteren her şey bizden daha önemliymiş gibi. Oysa değil. Bizden önemli değil hiçbir şey. Günün birinde hepimiz silinip gideceğiz bu evrenden, tek bir toz tanemiz bile kalmamış olacak. O halde neden dünyadaki vaktimizi en iyi şekilde geçirmiyorduk? Başkalarının vermediği gibi biz de neden kendimize değer vermiyorduk? Zorumuz neydi hayata karşı? Yoksa dünyaya bir daha gelsek yine mi aynı şeyleri yapardık? Mesela en çok bunu merak ediyorum. Dünyaya bir daha gelsek şu an olduğumuz kişi olmak ister miydik yine? Şu an sevdiğimiz kişileri tekrar sever miydik? Sahi, bir daha dünyaya gelsek yine de aynı kişileri sevmek ister miydik? Aynı anneyi, aynı babayı, aynı kardeşi, aynı eşi, aynı arkadaşı, aynı sevgiliyi, aynı dostu… Bu kadar değer verdik mi insanlara ya da bu kadar sevildik mi insanlar tarafından, bilemiyorum… Sevginin her türünden hiçbir zaman emin olamayacağım sanırım…
Hep bir düşünce silsilesi içinde buluyorum kendimi. Beynimizi susturmak denen şeyi henüz beceremiyorum. Ama bir şeyi iyi biliyorum, bir gün her şey sustuğunda ben de çoktan gitmiş olacağım. Umarım, çabuk unutulmam…

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Harika bir yazı olmuş. Eline, emeğine sağlık
Yazı gerçekten çok etkileyici. Emeğine sağlık.
Gerçekten hem duyguların tarifini hem de böyle tatlı sorgulamalaları çok severim. Bu nedenle seni bol bol okuyacağım gibi görünüyor. Gerçekten çok da iyi bir şekilde ifade etmişsin, bayıldımm…