Hayattaki Tek Gerçek
Dışarıda pırıl pırıl bir hava. Güneş topağın üzerine düşmüş, altın gibi parlatıyor. Etrafta, nadiren ağaç var. Genel olarak, altın sarısı ve kahverengi tonları hâkim doğaya.
Issız bir köşedeyiz. Sanki herkes uyuyor. Biz hareket etmeyince, çıt bile çıkmıyor. Biraz sonra, bir konvoyun bize doğru geldiğini fark ediyoruz. Düğün konvoyu gibiydi ama asla kornaya basan yoktu. Önde bir pikap, arkasında çeşit çeşit bir düzine araç vardı. O ıssız ortamımıza birçok insan teşrif etmiş, aniden hareketlendirmişlerdi sessiz doğamızı. Nereye dönsem, başka bir insan. Daha çok insan.
Ağlıyordu bazıları. Öyle bir geldiler ki, sanki o kahverengi tabiat bir anda siyahlara büründü. Toprak siyah oldu. Gökyüzü kırmızı oldu. Ağaçlar mora döndü. En öndeki pikaptan bir kutu çıktı. Upuzun yeşil bir kutu. İçinden bir şey çıkardılar. Doğanın tüm renkleri bu denli değişmişken beyaz kalan tek şey o gibiydi. Son kalan beyazlığı da bir çukura bıraktılar. Bir yandan kulağa hoş gelen ama acıyı da anımsatan bir ses duyuyordum. Hem içimi huzur dolduran hem de sanki acıyı anlatan bir duaydı bu.
Dakikalar sonra, çukurun etrafına birçok insan toplandı. Her birinin elinde bir kürek. Bir anda çevik çalak bir şekilde çukuru kapatmaya başladılar. Kürek toprak yığınına her çarptığına keskin bir bıçak sesi, kürekteki toprak çukura her düştüğünde şiddetli bir patlama sesi duyuyor gibiydim. Her defasında güm, güm, güm… Birden fazla kişi bu toprağı attığından, artık güm sesleri birbirine karışmış tam bir gümbürtüye dönüşmüştü. Taramalı tüfekle, saldırıyor gibilerdi. Saf beyazlık bir anda yok olmuş, bir daha çıkamayacağı bir yere girmişti. Kürek sesleri kesildiğinde, beyazlar içindekinin de gittiğini hissetmiştik.
Çukur, artık minik bir tepeciğe dönüşmüştü. En başına ve sonuna, soğuk bir taş konulmuştu. Eller açılmış, dualar edilmiş, göz yaşları sağanak sağanak dökülmüştü. Üzüntüler, acılar paylaşılmış, birbirini aylardır görmeyen insanlar da selamlaşmıştı.
Bir kez daha ani bir hareketlilik ile herkes gitmişti. Doğa bir kez daha, sessizliğine teslim olmuştu. Renkler yeniden irca olmuş, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi. Hayat normale dönmüştü. Giden vardı ama götüremezdi kimseyi. Kalanlar en derin yerinde hissediyordu bu boşluğu. Kalanlar anlamıştı, tek acı buydu hayatta. Sevgililerinin son görülmesi, onu geri takip etmeyen arkadaşları, manitaya gelen direkt mesajlar, kızlara atılan “like”lar, kardeşinin bindiği arabanın modeli, kendisi hakkında konuşan kankası, iş yerindeki “mobbing”ci patron, okumayan yaramaz evlat. Hepsi devede kulaktı. Boş boş şeylere dökülen göz yaşlarından sonra, bu olaya ne kadar ağlansa azdı. Saçma sapan takıntılarla beraber, dünyevi işler de yarım kalmıştı. Ay sonunda ödenecek kira, ayın on beşinde yatacak maaş, ödenecek faturalar, yazın gidilecek tatil, ertesi gün izlenecek dizi, yaşlanınca kılarım denilen namaz, ileride yapılacak kâbe ziyareti, hep yarınlara bırakılmış güzel hayaller… Kalanlar anladı. Sadece o. Bu hayattaki tek acı, tek gerçek ve tek acı gerçek buydu. Ölüm. Kalanlar anladı, kalanlar ağladı, gidenin başı bağlandı son kez uğurlandı. Giden de anladı. “Bendim giden. Önceden vardım ama yokum. Dedikodularımı, emek hırsızlığımı, küfürlerimi, yalanlarımı, iftiralarımı, borçlarımı, alacaklarımı, yanıma almış götürmüşüm. Bir de son dualarımı. Neyse ki çok insan biriktirmişim arkamda. Ne çok takipçim olacak şimdi. Ara sıra mezarımla fotoğraf paylaşıp, gönüllerince like alırlar umarım”

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Bitmez tükenmez dünya işlerimiz ve değişmeyen tek gerçek ölüm! Bu gerçeği hatırlatan çok güzel bir yazı olmuş. Emeğine sağlık.