ŞEHRİN IŞIKLARI…
Hayat, bir yoldur diye okumuştum bir kitapta. Düşüşlerimizle, kalkışlarımızla hayatımız, tam da hayat gibiydi aslında. Olması gerektiği gibi, düşe kalka… Hep düzlükte ilerlesek sıkılacaktık belki, o yüzden düşüşlerimiz de iyi ki vardı. Ama bazen öyle zamanlar oluyordu ki, böyle düşünemiyorduk. Kendimize dair umutlarımızı yitiriyorduk. Başkasına bile kendimizden daha çok inanıp, güveniyor ancak kendimizdeki umut ışığını hissedemiyorduk. Belki de yok, diyorduk kendimize. Belki de benim için umut yoktur, bu karanlıkta kaybolup gideceğim…
Işıklarım yanmıyor artık… Karanlıkta kaldım…
Küçük bir kız çocuğuyken, güçlü olmanın beni tüm kötülüklerden koruyacağını sanırdım. Ne kadar güçlü olursam o kadar az üzülürüm diye düşünürdüm, yanılmışım… Güçlü veya güçsüz olmak değilmiş mesele. Uçacaksak uçacakmışız, düşeceksek düşecekmişiz, bunun güçle alakası yokmuş…
Biraz daha büyüyünce her zaman güçlü olmasak da olur dedim. Sen mesela! Dur, kulak ver bana. Güçlü olmak zorunda değilsin. Güç nedir ki? Ağlamamak mı, somurtmak mı, katı olmak mı? Eminim güçlü olmak herkes için farklı anlamlardadır. Fakat iyi biliyorum ki, güçlü olmak zorunda değiliz. Her şeyi başarmak zorunda değilsin, üstesinden gelmek zorunda değilsin. Hayat bu. Bazen devrilmemiz, yıkılmamız gerekir. Kırılmamız, paramparça olmamız gerekir.
Ay da öyledir. Karanlığın içinden parça parça çıkar ve sonra kocaman bir yuvarlak olur. Gecenin güneşi olur. Sonra yeniden silinir ve yeniden başlar tamamlanmaya. Bizler de onun gibiyiz. Sönüyor ve yeniden ışıklarımızı yakıyoruz.
Karanlık bazen aydınlığın habercisidir derler. Dibe vurmadan yukarı sıçrayamaz insan. Şimdi karanlığa gömüldüğünü hissediyorsun belki ama ben biliyorum şimdi tükensen de sönsen de yarın bambaşka bir ışık olarak doğacaksın. Çünkü içinde var. Nasıl ki şehrin ışıkları sönmüyorsa içindekileri de öyle diri tut. Ama acıyla, ama sevinçle… Onlara hayat veren zaten sendin. Unutma, içindeki şehrin elektriği sensin. Sen yaşa ki bir şehir yaşasın…

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
‘Kendimize dair umutlarımızı yitiriyorduk. Başkasına bile kendimizden daha çok inanıp, güveniyor ancak kendimizdeki umut ışığını hissedemiyorduk.’
ne güzel bir tespit ve ne güzel bir ifade…
Son zamanlarda Kendimi , mahallede ne zaman patladığı belli olmayan sokak lambası gibi hissediyorum. Ve bu yazı ilaç gibi geldi. Emeğine sağlık:))