İyi Ki Doğdun Kardeşim
Bir yaz günü. Her gün bir öncekini unutmamama rağmen yeniden sorardım anneme. “Kardeşim ne zaman gelecek?” Kaç gün kaldı seninle buluşmamıza merak ediyordum. Bana benzeyecek bir oyun arkadaşı bekliyordum, kendimi çok şanslı hissediyor sana kavuşacağım günleri sayıyordum. Seni hiç görmemiştim, hiç tanımıyordum, inan bana o zaman bile çok seviyordum.
Bir yaz sabahı. Hafif aydınlık bir havaydı. Hastaneye götürdüler beni. Olayların tam farkında değildim, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yukarı çıktığım anda kaşık kadar bir surat, tatlı çatalı gibi eller ile karşılaştım. Beyaz benekler ile dolu tombiş yanaklar karşıladı beni. “Bir an önce büyü de birlikte oyun oynayalım. “
Serin bir ilkbahar günü. Ortaokula giden, yüzü sivilcelerle dolmuş taşmış, sesi yeni yeni kalınlaşmaya başlamış, heyecanla boy atmayı bekleyen bir çocuktum. Okulumuzun ilkokul bölümündeydin sen de. Gürültünün arasından “1.sınıflara aşı yapılacak” diye bir ses çalındı kulaklarıma. Koştum geldim, elini tutmaya. Yanında oldum, acını paylaştım. Kolundaki sızı, sanki kalbimde canlandı.
Bir sonbahar akşamı. Hava kararmıştı. Öğlenci olma sebebinin, günü öldürme sonucundaydık. Erken kararan havada geldim okul çıkışına. Heyecanla, her zaman buluştuğumuz noktada bekliyordum. Tüm okul dağıldı, herkes evinin yolunu tuttu. Önümden geçen yüzlerce minik surat arasında seni arıyordum. Çok aradım, çok bekledim ama sen yoktun. Okul binasına girdim. Öğretmenlere sordum, tanıdığım arkadaşlarını aramaya başladı ıslak gözlerim. Ama sen yoktun. İşte o gün… Kaybetme korkusu, sorumluluklarını yerine getirememiş olma korkusu, canının acıyor olma ihtimali… Hepsi yedi bitirdi beni. Aradan geçen uzun dakikalar bana saatler gibi mi geliyordu, yoksa saatler mi oldu gerçekten? Zaman kavramı ile vedalaşmıştım. Okulun bahçesinde sadece ben kalınca anladım ne kadar geç olduğunu. O zaman beklememeyi öğrendim, tuttum evin yolunu. Gözlerim yaşlı, kalbim hızlı, ellerim soğuk, nefesim hıçkırıklı. Tek umudum eve gitmiş olmandı. Ellerim titreyerek çaldım zili. Kapıyı açtın ya… İşte o an nefes almaya başladım sanki. İçimden ettiğim bin bir şükre rağmen, dışımdan ettiğim tek bir küfrü duydun sen. “Bu bana yapılır mı? Her zaman ben seni alırdım öyle dönerdik eve. Neden kendin geliyorsun?” Anladım ben senin çabanı. “Ben büyüdüm abi.” Diyordu suçlu bakışların. O gün beni çok korkuttun.
Bir kış akşamı. Stadyuma götürdüm seni. Kendimi ilk kez stadyuma götürmenin yanında, birini daha götürmenin haklı gururunu yaşıyordum. Bilet parasını kendim çalışıp kazanmış olmam da kendimi gözümde iyice büyütmeme neden oluyordu. Liseyi bitiriyordum gerçi, belki de büyümüştüm. O an durup bir düşündüm, senin geldiğin gün ben zaten büyümüştüm. Büyük kapılardan geçtiğimiz an gözlerindeki hevesi gördüm, o heyecanlı bakışlarınla heyecanlandım. Bir maç seyredecektik belki ama yan yana oluşumuz çok kıymetli bir aktiviteydi. Stadyuma girdik, yeşil zeminleri gördüğün an gözbebeklerin büyüdü. Futbolcular tribüne yaklaştıkça, sen de zıplamaya başladın farkında olmadan.
Gecenin sonu… Attığımız golden sonra, ellerini havaya kaldıran gençler vardı ama ben sana sarılmıştım. Bunun kıymetini unutamam. Tıklım tıklım dolu tribünlerde sevincimi paylaşabileceğim on bin kişinin yanında, sevincini paylaşabileceğim bir kişiydin sen. Ben senin, sevincini sevdim. Eve gelip yorgunluktan uyuyakalınca, üstünü örtmeyi sevdim. Ben senin beni örnek almanı, taklit etmeye çalışmanı sevdim.
Abi/abla olduğunuz zaman hayat size başka bir yüzünü gösterir. Yaşamadığınız duyguları her geçen sene yaşatmaya devam eder. Beraber büyüdükçe, yan yana bir şeyler öğrenirsiniz. Siz ona bilinçli olarak bir şeyler öğretirken, hiç fark etmeden o da size bir şeyler öğretir. Bir kardeşe sahip olmak, yalnızca oyun arkadaşına kavuşmak değildir. Minik bir öğretmenle buluşmaktır. Bu öğretmen bize büyüklerimiz yapınca kızdığımız ama kendimizi biraz büyük hissedince bizim de yaptığımız davranışları öğretir. Birinin iyiliğini istemek nasıl bir şey işte tam da orada öğreniriz.
Abiler günü veya ablalar günü diye bir şey duymadım daha önce. Belki vardır ama sık kutlanan bir günü yok sonuçta. Bir gün anneler günü, bir gün babalar günü olsun. Kalan her gün tek dert ortağımız ile geçireceğimiz özel günümüz olsun. Bugün ablalar günü. Bugün abiler günü. Bugün kardeşler günü. En büyük sırdaşımız kardeşlerimizin, kardeşler günü kutlu olsun…

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
İçimizi ısıtan bu kıymetli yazı için teşekkürler. -”Abi/abla olduğunuz zaman hayat size başka bir yüzünü gösterir.”- Kardeşim doğana kadar paylaşmanın ve sevmenin ne olduğunu bilmiyordum. Kardeşim doğduktan sonra hayata daha hassas bakmaya başladım diyebilirim. Aslında sayılacak ve anlatacak çok şey var fakat bu seferlik kısa olsun:) Son olarak ilk okul dördüncü sınıftayken eve geldiğimde kardeşimin bana sarılırken boyumuz eşitlensin diyerek koltuğa çıkışını, çıktıktan sonra kollarını açarak ablaaa diye seslenmesini çok özlüyorum.
Not: Artık benden daha uzun. O yüzden artık sarılırken ben ona yetişmeye çalışıyorum :)))))