Nereden Kaçıyoruz?
Kendi hayatının gerçeklerinden kaçabilir mi insan?
Ait olmadığını bildiği yerlerde, bir gün oradan gideceği yerlerde ya da en kolayından akşam olunca çıkacağı bir yerde neden daha iyi daha mutlu daha ait hisseder? İnsan neden bitecek anların, yitecek günlerin, gidecek insanların yanında daha mutlu olur ki? Neden yerini yadırgar da en uzak yerde huzurlu hisseder? Neden mutsuz olduğumuz evlerden çıkıyoruz ve neden mutsuz olduğumuz evlere geri dönmek zorunda kalıyoruz? Dönüp dolanıp, güzel şeyler yaşayıp, güzel insanlar görüp sonra neden mutsuzluğa dönmek zorunda kalıyoruz? Hayata karşı bu kadar umut dolu, bu kadar neşeli, bu kadar güzellikle yaklaşmaya çalışırken neden sürekli kanatlarımızı kırıyorlar? Uçmak için en çok onlara ihtiyacımız varken, bile bile nasıl yapıyorlar? Kanatlarımız bu kadar ince olmasına rağmen onca dayandığımız şey fazla mı geliyor acaba? İnsanların bizimle derdi ne? Kırık kanatlarla uçulmaz. Bunu bilmiyorlar mı? Uçmamızı neden bu kadar engelliyorlar?
Binlerce kelimenin binlerce cümlenin binlerce sorunun içinden değil, binlerce duygunun içinden çıkarıp yazıyorum bu satırları. Ne elim, ne dilim, ne klavyem yetmiyor anlatmaya. Hüznü, üzüntüyü, mutsuzluğu nasıl anlatabilir ki insan? Hangi kelime anlatır kocaman yıkıntıları? Hangi kelimenin altından ezilmeden kalkabilir insan? Hangi söylenmiş cümle söylenmemişlerle beraber tüm duyguları anlatır ki?
Kelimelerim yorgun. Hiçbir şey anlatamıyorum. Anlatacak o kadar şey varken, onca yaşanmışlığın içinde hiç var olmamışçasına hiçbir şey anlatamıyorum. Hiçbir şey olmamış gibi. Hiçbir şeymişim gibi. İnsanın anlatacak hiçbir şeyi kalmamasının ne demek olduğunu bilir misiniz? Diyecek tek bir sözünün olmamasının ne demek olduğunu… Ağzını açıp tek bir söz söyleyememesinin ne demek olduğunu… Öyle yorgun olmasını… Her şey o kadar fazla ki, ben yok oluyorum sanki. Eksiliyorum, yok olmaya yakın hissediyorum. Ve diyecek hiçbir sözüm kalmıyor. Bu anlatmadığım çok şey içinde bir şeye acıyorum yalnızca. Bizi kırık kanatlarımızla uçmaya mahkûm bırakanlar bu dünyanın kendilerine kalacaklarını sanıyorlarsa, yazık. Ne yazık. Bize kalmayacak olan bu dünya, size de kalmayacak. Bizi bu kadar kıranlara inat kanatsız da uçabileceğimize inanıyorum. Her şeye rağmen inanıyorum. Tüm yorgunluklara rağmen… Ancak bir şey daha biliyorum… Belki de mutsuz kurulmuş bir cümle ekleyeceğim bir sonraki satıra ama söyleyeceğim… Bizler tüm güzel anların içinde bile kötü anılarla olacağız ve bundan hiç kurtulamayacağız, eminim. Çünkü onlar yaşandılar ve unutulmayacaklar. Çünkü geçmişte unutmadık, şimdi aklımızda ve gelecekte de bizimle olacaklar. Bu bir lanet. Ve bunu üstümüzde taşıyacağız. Bu bir lanet ve bunu hep üzerimizde taşıyacağız.

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim