Vatanını Kalbinde Taşıyan Adam: Cengiz Dağcı
Cengiz Dağcı 1919 yılında Kırım’ın Gurzuf (Krasnokamianka) kasabasında dünyaya geldi. Babası berberlik ve aynı zamanda çiftçilik yapmıştır ismi Emir Hüseyin, annesi Fatma Hanım’dır. Çocukluğunu ve ilköğretimini babasının köyü Kızıltaş’ta geçirmiştir. Sovyetler Birliği’ni 1924’ten ölümüne kadar diktatörlük rejimi ile yöneten Stalin döneminde uygulamaya konulan kolhozlaştırma siyaseti Cengiz Dağcının hayatını belirleyen olaydır. 1931 yılında babası Sovyet askerleri tarafından üç ay tutuklu kalmıştır o sırada ailesine ait topraklar da ellerinden alınmıştır. Emir Hüseyin Sovyet askerleri tarafından serbest bırakılınca ilk olarak Cengiz Dağcıyı daha sonra ailenin diğer üyelerini Akmescit’e kendi yanına almıştır. Cengiz Dağcı Akmescit’te ortaokulu bitirip 1937 tarihinde Pedagoji Enstitüsü’nün tarih bölümüne kaydolmuştur.
II. Dünya savaşından sonra hayatı tamamen değişen Cengiz Dağcı Rus ordusu tarafından askere alındı. Aynı yıl Almanlara esir düştü daha sonra 30.000’i bulan esirlerle beraber çok ağır şartlar altında Uman kampına nakledildi. İki yıl aradan sonra Rus olmadığı için Türk Lejyon kampına yani Varşova’nın Legionova kasabasına götürüldü. Türk Lejyon kampında altı ay eğitim verildikten sonra Subay oldu. Eylül 1942’de izinli olarak Kırım’a gitti. Bu ziyaret onun ailesini ve yurdunu son görüşü oldu. Çestahova şehrinde Alman ordularına karşı savaşmak üzere Polonyalıların oluşturduğu Armiya Krayova örgütüne D. Suwarski kimliğiyle katıldı. Daha sonra tekrar Varşova’ya, oradan Frankfurt Oder’e geçip Tatar Millî Komitesi’nde çalışmaya başladı. Bir süre çalışmalarını YAŞ TÜRKİSTAN gazetesinde sürdürdü. 1945 yılında Avusturya’daki Landeck kampında Regina’yla evlendi. Ocak 1947’de Londra’ya yerleşti. Londra’daki yaşamının ilk yıllarında çeşitli meslekler de çalıştıktan sonra eşiyle beraber bir lokanta açtı. 1998’de hayat arkadaşı Regina vefat etti. Cengiz Dağcı eşinin vefatından sonra eşi Regina için günlükler halinde kaleme aldığı Regina kitabını çıkardı.
Cengiz Dağcı
2 Ekim 2011’de Southfields’te vefat etti. Türk Dışişleri’nin girişimi ve eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla kalabalık bir topluluk tarafından Kırım’da çocukluğunun geçtiği Kızıltaş köyünde defnedildi.
Kişisel hayatından ziyade yazar kişiliğiyle tanıdığımız Cengiz Dağcının eserlerine ve yazar kişiliğine değinme zamanı geldi. Cengiz Dağcının küçük yaşlardan itibaren başlayan edebiyat merakı amcası sayesinde oluşmuştur. Cengiz Dağcının amcası küçük yaşlardan itibaren Ömer Seyfettin kitapları okuttuğu için Cengiz Dağcının Türkiye Türkçesine ilgisi vardır kitaplarının tamamını da Türkiye Türkçesiyle yazmıştır, “Türkçe bana anamın konuştuğu dil” diyerek Türkçeye olan sevgisini belirtmiştir. Kitapların tamamının ilk redaksiyonunu da şair Ziya Osman Saba tarafından olmuştur. 1956’da Türkiye’ye Yaşar Nabi Nayıra ait VARLIK dergisine yolladığı “Arkadaşım Maksudof” isimli uzun hikâyesi Yaşar Nabi’nin ilgisini çekince bazı dil sorunlarının giderilmesi doğrultusunda varlık yayınları arasında yayımlanabileceği haberini alması üzerine daha önce yazdığı Sadık Turan’ın hatıralarını dergiye göndermiştir. Eser Ziya Osman Saba tarafından redaksiyon edilerek Korkunç Yıllar adıyla ilk basım gerçekleşmiştir. Böylece tanınacağı dalda eserler vermeye başlamıştır. Cengiz Dağcı romanlarında 20.yy da Kırım Tatar Türklerinin Sovyet rejimi altındaki gördükleri zulümleri anlatır. Romanlarının bazılarında kendi biyografisini de anlattığı gibi çevresindeki şahıs ve şahıslara da değinip olayları sade bir üslupla anlatmıştır. Romanlarının tamamında olayları yalın gerçekliğiyle ve sade bir dille anlatması anılarını daha etkili kılar.
Cengiz Dağcı romanlarında vatan özlemini atalarımızdan bizlere bergüzar kalan bu toprakların önemine sıkça değinmiştir. Vatana ve toprağa sıkça ana benzetmesini yaparak insanların topraktan varoluşuna gönderme yapmaktadır. Yazarımız özetle vatandan ayrı kalmanın anneden ayrı kalmakla aynı olduğunu vurgulamıştır.
Eserleri
Romanları
Korkunç Yıllar (İstanbul 1956), Yurdunu Kaybeden Adam (İstanbul 1957), Onlar da İnsandı (İstanbul 1958), Ölüm ve Korku Günleri (İstanbul 1962), O Topraklar Bizimdi: Kolhozda Hayat (İstanbul 1966), Dönüş (İstanbul 1968), Genç Temuçin (İstanbul 1969), Badem Dalında Asılı Bebekler (İstanbul 1970), Üşüyen Sokak (İstanbul 1972), Anneme Mektuplar (İstanbul 1988), Benim Gibi Biri (İstanbul 1988), Yoldaşlar (İstanbul 1992), Biz Beraber Geçtik Bu Yolu (İstanbul 1996), Bay Markus Burton’un Köpeği (İstanbul 1998), Bay John Marple’ın Son Yolculuğu (İstanbul 1998), Oy Markus Oy! (İstanbul 2000), Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan (İstanbul 2001).
Hikâye & Alıntıları
Halukun Defterinden ve Londra Mektupları (Ankara 1996). Halukun Defterinden ve Londra Mektupları, oğlu halukun günlükleri ve kendi yazdığı mektuplardan oluşmaktadır.
Anı
Yansılar I-IV (İstanbul 1988-1993), Ben ve İçimdeki Ben (Yansılardan Kalan 5) (İstanbul 1994), Hatıralarda Cengiz Dağcı (İstanbul 1998), Regina (İstanbul 2000). Ben Cengiz Dağcı ile lise yıllarımda tanışmıştım kitapları ve hayatı beni derinden etkilemişti uzunca süre etkisinden çıkamamıştım Badem Dalına Asılı Bebekler adlı kitabı bana göre tüm vahşeti ve katliamı gözler önüne seriyordu. Cengiz Dağcı`nın kitapları bana uzaklarda bir yerlerde bizden öte bizlerin olduğunu öğretti. Cengiz Dağcı vesilesiyle Sovyet zulmüne uğramış tüm Kırım Tatar Türklerini yad ediyorum.

Merhaba, ben Esra devamında da Yıldızım. Karadeniz Teknik Üniversitesinde, uluslararası ilişkiler öğrencisiyim. Hangi yaşta olduğumu bilmeyecek kadar hızlı geçen yaşlardayım, sultan şehir Sivaslıyım. Hayatıma etki eden olgu, olay ve hikâyeleri burada yaşatmaya çalışıyorum, keyifli okumalar.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim