Pazarlama ve Tarihsel Gelişimi
Selam, nasılsınız dostlar?
Gönlümden geçen, şu sıkıntılı günlerimizde keyfinizin yerinde olmasıdır. Okuduğunuz üzere, haftalık yazıyoruz, malûm. Girişimcilik Kulübü’nün dergisi olarak, edebi yazıların yanında, girişimcilik terimlerinin geçtiği yazılar da olacak elbet. Şimdi onlardan birine giriş yapmak üzereyim. Gelin birlikte bakalım: “Pazarlama” ve “Pazarlamanın tarihsel gelişimi” ne?..
Gutenberg mi bulmuştu matbaayı? Hayır, matbaayı Çinliler buldu (her şeyi buluyorlar yahu bunlar da). Çinliler baskıyı tamamen tahtanın üstüne kazıyordu, başlarda. Gutenberg’in getirdiği yenilik ise “movable type”, yani harflerin yerinin değiştirilmesi fikri. Harfleri ayrı ayrı parçalar olarak kullanıyor, böylece baskıyı baştan hazırlamak zorunda bırakmıyordu bizi. Harflerin yerini değiştirmesiyle birlikte yeni baskı hemen hazırdı.
Sonrasında dergilerin, posterlerin veya afişlerin basımı artık kolaylaşacaktı, tabi olsalardı. Yani demem o ki, yavaş yavaş gelişmeye başladı Gutenberg’den sonra bu tarz işler. İnsanlar bir şeyler üretti ve bunu duyurma gereksinimi hissetti. Pazarlama serüveni başlamıştı belki de çoktan. Ama bundan sonraki gelişmelerle birlikte bir hayli hızlanacak ve yepyeni yollar keşfedilecekti. Bakalım yolculuğu nasıl gitmiş pazarlamanın. Hazırsanız başlayalım? Kemerleri bağlayın! 😀
Pazarlama firmaların, hangi malları veya hizmetleri müşterilerin ilgisini çekeceğini tayin etmeleri ve satışlar, iletişim ve işletme idaresi geliştirmeleri için stratejilerin belirlemeleri sürecidir.
Philip Kotler
- Önce dergilerle başladılar. 1700’lerde Amerika’da ilk dergi yayınlandı mesela. Philadelphia şehrinde. (Pensilvanya eyaletine bağlı bir şehir)
- 1839’da biz burada Tanzimat’a girerken, dışarıda da posterler popüler olmaya başlamış. Sonra demişler: “Bu posterler biraz küçük sanki?!”
- İşte tam bu noktada (1900’lere yakın) devreye “billboard”lar girmiş. Yani reklam panoları. Hani şu belediyelerin bol bol kurduğundan. Otobüs duraklarında görmüşsünüzdür.
- “Hop!” deyip atlarsak 1920’lere, radyo revaçta tabi. Amerikan halkının yarısından fazlasının evinde radyo mevcut. Haliyle oradan yapılıyor markaların reklam ilanları. Markalar akıllı!
- Radyo sayısı azalıp TV sayısı artınca evlerde, oraya yönelim başladı bu sefer de.
- Devam ederken bir de telefonlara sıçradı bu süreçte, pazarlama. Market büyümeye devam ediyordu. Teknoloji geliştikçe ulaşılabilecek kişi sayısı da hızla artıyordu tabi.
İyi bir mal kendisinin en iyi satıcısıdır
Claude Hopkins
- 1950’lerin ortalarına geldiğimizde, TV reklamlarından elde edilen gelirler radyodakileri geçti.
- Telefonlar evlerde yaygınlaştıkça işi kolaylaşan pazarlamacılar, bir yerden sonra insanları rahatsız etmeye bile başladı. 2000’li yıllardaki “spam” tabiriyle yavaş yavaş tanışmaya başladık sanki. Yakındı, geliyordu.
- 1973’te Martin Cooper ağabeyimiz cep telefonunu icat ettikten sonra işler ilerledi tabi.
- Ardından 1984’te sevgili IBM de kişisel bilgisayarı çıkardıktan sonra…
- Bunu Macintosh ile taçlandıran da Apple şirketi oldu. 900 bin dolara mâl olan reklamlarını, ülkenin %47’si izlemişti neredeyse.
- 1980’lerde bilgisayarların gelişmesiyle reklamlar baskılarla yapılmaya başlandı. Gazetelere ilan veren şirketler çoktu.
- İlk cep telefonundan sonra çıkarılan modeller, bilgisayarlarda olduğu gibi, küçültülmeye çalışıldı. Küçüldükçe kullanımı bir hayli artan telefonlar, toplu mesaj gönderimi gibi pazarlama yöntemlerini de beraberinde getirdi.
- Siyah beyaz filmlerde “Yazıyor! Yazıyor!” diye bağıran çocuklar sayesinde aklımızda yer eden gazeteler, 1990’lı yıllarda, pazarlamadaki payını azalttı ve televizyonlar öne geçti.
İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı giden at üretirdim.
Henry Ford
- Hızla gelişen teknolojiyle birlikte pazarlama yolları daha da genişliyordu. Vakit yavaş yavaş elektronik ticaret çağına geliyordu. Bir müddet sonra internetten alışveriş yapılacaktı. Heyecan doruktaydı.
- Sırayla Yahoo, Google ve msn kuruldu derken, bloglar da yazılmaya başlanmıştı milenyuma gelmeden.
- Teknolojiye bağlı büyümenin %500 arttığı bu dönem, şirketler için bir performans göstergesiydi.
- Elektronik posta (e-posta) gibi nimetler de yaygınlaşıyordu. Güzeldi de,“spam” dediğimiz, genellikle reklam içerikli olan postalar çıkana kadar.
- İstenmeyen bu postalarla bir mücadele de başlatılmıştı. Biraz kontrol amaçlıydı bu mücadele.
- 2002-2003 yıllarında LinkedIn ve Facebook gibi sosyal medya mecraları kuruldu.
- İlerleyen süreçte e-ticaret başladı ve Amazon gibi şirketler gelirlerini birkaç kat artırdı.
- 3G teknolojisiyle birlikte mobil telefonların kullanımı da arttı. Amerikan’ın %90’ında cep telefonu vardı ve bu dönemdeki e-postaların %90’ını spamlar oluşturuyordu. Çok rahatsız edici değil mi sizce de?
- Ardından arama motorlarında optimizasyon denilen şey geliştirildi (SEO). Yani bu SEO dediğimiz şey, web sitelerindeki belirli anahtar kelimeler yardımıyla, sitelerin, arama motorları tarafından bulunmasını kolaylaştırıyor. Sonucunda, SEO’ya uygun yazarsanız yazınızı, siteniz arama sonuçlarında daha üstlerde çıkıyor. Güzel özellik vesselam.
- 2010’lara geldiğimizde “smart phone” adını alan akıllı telefonlarımız yaygınlaşıyor.
- Bu yıllarda internet kullanımı televizyon izleme süresini ters düz ediyor adeta. Yani, insanlar interneti gündelik süre olarak daha fazla kullanıyor.
- Sosyal medya ve internet kullanımı pazarlama için kullanıldıkça olumlu sonuçlar veri ve şirketlerin kazancını artırmasını sağladı.
- Sadece Facebook’la bitmeyen sosyal medya, Instagram ve Twitter gibi mecralarda da hayat buldu. Pazarlamacılarsa bu fırsatı kaçırmadı tabi ki.

Sosyal medyayla birlikte pazarlama altın çağını yaşıyor diyebilir miyim bilmiyorum. Lâkin keyfinin yerinde olduğu kesin.
Eminim birçoğumuz sosyal medya serüvenine Facebook ile başlamıştır. Sonra Facebook büyüklerimizi de işin içine aldı. Biz gençler bu süreçte Instagram ve Twitter’a geçiş yaptık belki de. Emin olduğum bir diğer şey ise bu mecralarda gezinirken illaki bir reklama denk gelmiş olmanızdır. Online eğitim reklamı da olsa sayılır sanırım. Öyle ki, bu tarz platformlarda sosyal medya için pazarlama eğitimleri dahi mevcut.
Pazarlama peşimizi bırakmayacak gibi. Bu sebeple, uzman olmasanız da bu konularla alakalı okumanızı, araştırmanızı tavsiye ederim. Pazarlamanın yada daha doğrusu reklamların psikolojik etkilerine bakmanızı öneririm en azından. İsteyen olursa yorumlarda kitap bile önerebilirim 🙂
Size, anlattıklarımın ingiliççe bir infograğini paylaşarak veda ediyorum. Sağlıcakla kalın ve de Allah’a emanet olun 🙂

Yararlandığım Kaynaklar:
- https://www.mehmetsaruhan.com/2015/pazarlama/marka/pazarlamanin-tarihsel-gelisimi/
- https://www.youtube.com/watch?v=HPqF0KaC-as&list=PLEf5MC-q7pKVDF4BFy48R2sFXHDOMwbJC&index=11
- http://www.pazarlamamakaleleri.com/pazarlamanin-tarihi-ve-alternatif-pazarlama-tanimlari/#more-1219
- https://pazarlamasyon.com/pazarlamanin-tarihcesi-infografik/

Makina mühendisliği öğrencisi olan amatör bir fotoğrafçı. Aklı biraz “havada” 🙂



SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Nereden geldiğimizi bilelim ki nereye gittiğimizi görelim değil mi gardaşım? Ellerine sağlık samimi bir dille güzel bir yazı çıkarmışsın.
Şükran dostum 🙂