Bizden Daha Bizler
Şu an nerdesin? Hangi evde hangi sokakta hangi insanlarlasın? Boşver olduğun yeri, söylesene oraya ait misin? Olduğun yerden memnun musun? Kendin için kuracağın hayatın temellerini atarken gittiğin bu yol, senin yolun mu gerçekten? Yoksa sen de hayatını bir şeylerden kurtarmak için önüne gelen ilk seçeneği seçmeye mecbur kalanlardan mısın? Sen kimsin, nerdesin, ne yapıyorsun, hangi bölümde öğrencisin veya hangi sektörde çalışıyorsun, ben bilmiyorum, bundan memnun musun onu da bilmiyorum, ama sen biliyorsun. Sen sor kendine, memnun muyum, diye. Hayatımızda çok insan tanıyıp tanımama konusu var bilirsiniz, bu ‘çokluk’ neye göre belirleniyor bilmiyorum ama ben çok insan tanımadım, fakat tanıdıklarımın birçoğunda meslek yönelimlerindeki sorunları gördüm. Kimi şu an çalıştığı yerden mutsuz olup mesleğinden soğuyor, kimi okuduğu bölüme isteksiz gelmiş, kimi aile baskısından bir an önce kaçıp gitmek için puanı neye yetiyorsa onu yazmış, kimisi çok başarılı olup yüksek puanlar almış ve yüksek puanının getirdiği iyi fakat istemediği bir bölümü okuyor. Hepimizin olduğu konuma gelmesinde bir sürü sebep var, biliyorum. Ancak bu sebeplerin hiçbirinde kendi tercihlerimiz yok. Neyi sevdiğimizi, neye ilgi duyduğumuzu bilmeden, ya puanımız tuttu diye ya da yüksek bir bölüm okuyalım diye diye hayatlarımızı getirdiğimiz yer; bize belirlenen kalıpların içine sıkışıp kalmak oluyor. Oysa hani bu kalıplardan şikâyetçiydik, hani biz farklı olacaktık. ‘Liseyi bitir, üniversite oku, mesleğe başla, evlen, çocuk sahibi ol’, biz bunlarla büyüyüp, bunlara sitem etmiyor muyduk?
Üzülmeyin, yalnız değilsiniz… Şu an okuduğu bölüme kendini ait hissetmeyip, aile korkusu yüzünden bırakıp başka bir bölüme geçemeyen; bir bölümü okurken aynı zamanda kendi ilgi duyduğu bir bölümü daha okumak isteyip fakat neye ilgisinin olduğunu bilmeyen; ailesi tarafından meslekler konusunda hiç bilgilendirilmemiş ve sadece doktorluk ve savcılığı meslek bilen ailelerin içinde yaşayan; okuduğu bölümü bırakırsa ailesi tarafından zorluklar yaşayacak olan bir sürü insan var. Hepimizin yanında yöresinde var bu insanlardan ve hatta onlardan biri biz bile olabiliriz.
Peki, neden böyle?
Ben söyleyeyim size. Çocuklarınızı ilgi ve merak duyduğu alanlara yönlendirmeyip, onları kısıtlayıp, üzerlerinde baskı kurup, meslekler hakkında bir bilgi vermeyip, üstüne onları sevgisizliğinizle boğup evden kaçıp gitmek için yer arattırırsanız; ortaya, okuduğu bölümü sevmek zorunda kalan, yaptığı işe mecbur bırakılan ve kendi elleriyle bile bunu değiştirmeye cesareti olmayan insanlar çıkar. Ve bu böyle sürüp gittikçe de hiçbir şey değiştirilemez. Mutsuzluğa mahkûm olan insanlar başka insanları da mutsuz eder. Oysa mutsuzluğu yaratanlar biziz. Kendi elimizle önce kendimizi mutsuz ediyoruz daha sonra yetiştirdiklerimizi, bizim yetiştirdiklerimiz de başkalarını mutsuz ediyor ve bu kısır döngü kocaman bir mutsuzluğa gebe kalıyor. Kendi eliyle kendini uçuruma iten tek canlı sanıyorum ki; insanlar.
Kader bir yana, tabi ki kendi seçimlerimizle ilerleyemediğimiz bir hayatta başımıza ne geleceğini, nelerle karşılaşabileceğimizi bilmiyoruz. Hayat yolumuzda bizden daha fazla bize müdahale eden etmenler var değil mi? Ne garip… Bizden çok söz sahibi olabiliyorlarsa bizim hayatımız için belki bizim yerimize de yaşayabilirler, ne diyorsunuz? Bu hayat bizim değil onlarınsa eğer söz sahibi olacak olan tabi ki biz değiliz.
Bu devran böyle yürüdükçe nasıl devam eder bir şeyler bilmiyorum. Ama söylemek istediğim bir şey var: Çocuklarınıza bir şeyler öğretmek istiyorsanız; onlara hayata tutunmayı öğretin, kendilerini mutlu etmeyecek şeylerdense mutsuz olsalar dahi kendi tercihlerinin peşinden gitmesinin onu daha mutlu edeceğini öğretin, yanılıp, yanlışa düşecekse bile kendi tercihlerinin sonucu olsun bu, bırakın kendi yollarını kendi elleriyle çizsinler. Nasıl sizin hatalarınız, yanlışlarınız, doğrularınız, yolunuz varsa onların da bir yolunun olmasına izin verin. Size izin vermedilerse bile siz çocuklarınıza bunun iznini verin. Bu kalıplarla büyümüş ve çocuklarının düşünce özgürlüğü başta olmak üzere birçok konuda onları baskılamış kişilere sesleniyorum; size sesleniyorum: Çocuklarınızı kalıplarınızın içine tutsak etmeyin.

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Oldukça akılda kalıcı bir yazı olmuş.
Elinize sağlık.
Çok teşekkür ederimm :))
Emeğine sağlık, sorgulayıcı bir yazı olmuş. Kendimden de bir şeyler eklemek isterim. Sevmeyerek, ayak direterek geldiğim bu bölüm şuan iyikilerim arasında. Çok güzel insanlar tanıdım ; Bir o kadar da ağzıma tüküren ahahahah. Fakat hepsinin bir sebebi olduğuna yürekten inanıyorum.