Dünden Bugüne Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi
Tarihin ilk dönemlerinden bu yana değişen ve gelişen insanoğlu kendi gelişimiyle beraber toplumunu, yaşam tarzını ve içinde bulunduğu dünyayı da değiştirmiştir. Bu değişimden tabi ki tüm canlılar olduğu gibi hayvanlar da etkilenmiştir. Önceki dönemlerde acımasızca çalıştırılmışlar ve deneysel araştırmalarda kullanılmışlardır. Çoğu hayvan bu yüzden ya sakat kalmış ya da hayatını kaybetmiştir. Bu dönemlerde hayvanlar bir “eşya”, “şey” olarak görülmüş ve aslında onların da bir canı olduğu göz ardı edilmiştir.
Hayvanların evcilleştirilmesi ve kullanılmaya başlanması çok eski çağlara dayanır. O dönemlerde insanlar kendilerini doğanın hakimi olarak gördüklerinden ötürü hayvanların üstünde egemenliklerini kurup istedikleri uygulamaları yapmışlardır. Bu uygulamaların başında avlanmak gelir. İnsanlar kendi hayatlarını sürdürebilmek amacıyla beslenmek için hayvanları avlamışlar, kemikleriyle, derileriyle kendilerine aletler ve kıyafetler yapılabileceğini keşfetmişlerdir. Daha sonra onları evcilleştirip taşımacılıkta ve tarımda kullanmışlardır.
Batı tıbbının gelişimi hayvanların kesilerek incelendiği Yunanistan’a dayanır. Bu dönemde tıp bilimi canlıların anatomilerinin öğrenilmesi üzerine yoğunlaştırılmıştır. Fakat daha sonraları bu araştırmalar sona ermiştir ve tıbbi araştırmalar için yeterli ortam hazırlanamamıştır. Ardından Hristiyanlığın da ortaya çıkmasıyla deneysel çalışmalar tamamen durmuştur. Orta çağ başlarından 17. yüzyıla kadar hayvan deneylerinde bir gelişme olmamış fakat o dönemlerde hayvanlar da insanlar gibi mahkemelere çıkarılmış ve işledikleri suçlara göre aforoz edilmiş ya da serbest bırakılmışlardır. 17. Yüzyılla beraber deneysel araştırmalar tekrar gün yüzüne çıkmış ve hayvanlar da bu deneylerde tekrardan kullanılmaya başlanmıştır. 18. Yüzyıla girilmesinin ardından tıptaki büyük gelişmelerin ve ilerlemenin hayvan deneylerinden elde edilen bulgulara bağlı olduğu anlaşılmıştır.
1789 yılında Jeremy Bentham’ın hayvanların acı çekmediği, öyle bir kapasitesinin olmadığı görüşünü reddetmiştir. İnsanların birtakım haklara sahip tek varlık olmadığını, acı ve haz duyabilen bütün varlıkların da hakları olduğunu kabul eden düşünceyi savunmuştur. Ona göre hayvanlar da acı çekebilen varlıklardır ve asıl sorunun olayları sorgulayıp sorgulamadıkları veya konuşup konuşamadıkları değil, acıya katlanıp katlanamadıklarıdır. Hayvan deneylerinin bu denli artmasına karşın deneylerin kabul edilip edilmeyeceği bu görüşlerle tartışma konusu olmuştur ve insan merkezciliğinin üstünlüğü zayıflamaya başlamıştır. Bentham ile beraber Henry Salt ve Peter Singer da aynı görüşleri savunmuşlardır ve Salt’da Bentham gibi insanların hakları varsa hayvanların da haklarının olması gerektiğini savunmuştur.
Anti-Viviseksiyonist (Hayvan deneylerine karşıtlık anlamına gelir.) ilk protesto hareketleri İngiltere’ de 1863 yılında gerçekleşmiş daha sonra Fransa’ya yayılmıştır. Londra’da 1875’te kurulan “The Victoria Street Society” ilk anti-viviseksiyonist kuruluştur. Bununla birlikte 1883 yılında Amerika’da ilk anti-viviseksiyonist dernek kurulmuştur. Fransa ve Amerika’nın ardından Avrupa’da da bu görüş yaygınlaşmış ve çeşitli dernekler kurulmuştur. Bu hareketler 20. yüzyılda da devam etmiş, Charles Hume insanların hayvanlara karşı davranışlarını sorgulamak üzere 1925’te “University of London Animal Welfare Society” (UFAW- Londra Üniversitesi Hayvan Gönenci Demeği) kurmuş, bu dernek daha sonra “Universities Federation for Animal Welfare” (Üniversiteler Hayvan Gönenci Federasyonu) şekline dönüşmüştür. Bu gelişmeler büyük tartışmalara yol açmıştır. Bilim insanları deneylerde hayvan kullanımının yalnızca ahlaksal açıdan ele alınmaması gerektiğini bildirmişlerdir. Bu gelişmelerle beraber birçok düşünürde bu konuyla ilgili eseler yazmaya başlamışlardır.
The Victoia Street Society’nin çalışmaları sonucu İngiltere’de kurulan “Royal Commissison” 1876’da hayvanlarla ilgili ilk etik yasa olan “Hayvanlara İnsancıl Davranma Yasası”nı oluşturdu. Bu yasa ile İngiltere, uzunca bir süre bilimsel çalışmalarda hayvan haklarının korunmasını sağlayan ilk ve tek ülke olmuştur.
Daha sonra UNESCO tarafından hayvanların maruz kaldıkları muameleler, özellikle haklar kuramı temelinde göz önüne alınarak Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi hazırlanmış ve 15 Ekim 1978’te Paris’te ilan edilmiştir ve 1889’da düzenlenerek 1990’da halka açılmıştır. Avrupa Birliği Parlamentosu’nda 1985 yılında 26 ülkenin katılımıyla deneysel ve diğer bilimsel amaçlar için kullanılan omurgalı hayvanların korunması ile ilgili anlaşma kabul edilmiştir.
Türkiye’de Hayvan haklarının korunmasıyla ilgili gelişmelerde, ilk resmi dernek İstanbul’da 1912 yılında kurulan Himaye-i Hayvanat Cemiyeti’dir. Deneylerde hayvan kullanımına ilişkin kısıtlama ve kontrol sistemi fikri ilk kez 1989 yılında ortaya atılmıştır. 1995’te iki farklı kanun tasarısı hazırlanmış fakat bu tasarılar yasalaşmamıştır. 1999’da imzalanan Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi, Türkiye’de 2003’te onaylanmıştır. Daha sonra Hayvanları Koruma Kanunu 24 Haziran 2004’te TBMM tarafından kabul edildi ve 1 Temmuz 2004’te T.C Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun 2021 yılında düzenlenip değiştirilerek tekrar yürürlüğe girmiştir. Ayrıca hayvanları korumaya yönelik sivil toplum örgütü olan HAYTAP ( Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güç Birliği Platformu) 9 Temmuz 2008 tarihinde farklı illerde faaliyet gösteren 5 sivil toplum örgütünün aynı federasyon altında birleşmesiyle oluşmuştur.
Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ilk 3 maddesi aşağıdaki gibidir:
1 – Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
2 – Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.
3 – Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.

Merhaba! Ben Rümeysa Demircan. Karadeniz Teknik Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Kendi çapımda bir şeyler üretmeyi ve bunları yazıya aktarmayı seviyorum. Bu yazılarımı sizinle paylaşmaya geldim. İyi okumalar dilerim…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim