Kalk Kudüs’e Gidelim
Ve Kudüs Şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir. Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri. Altında bir krater saklayan şehir. Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi. Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi ?
Sevgili …
Genelde mektuplara böyle başlanır ama benimkisi mektuptan ziyade bir haykırış. O haykırış ki kelimeler kifayetsiz. Sanki ne söylesem anlatamayacağım derdimi, sanki bağırsam da ulaştırmayacak kimseler küskünler şehrinden sana sesimi.
Hatırlar mısın? Yıllardır bizi birbirimize bağlayan ne de çok şey vardı. Camilerimizden arşa en gür sedalarıyla yükselirdi ezanlar. O ezanların ardı sıra babalarının ellerinden tutarak camiye gelirdi çocuklar. Dirseklere kadar kanla değil suyla yıkanırdı eller. Ve kubbeye konmuş kuşlara selam vererek huzurla ayrılırdık Beyt’ül Mukaddesten. Henüz tankların üzerinden geçerek ezmediği çiçekli kaldırımlardan evlerimize koşardık. Sokağın taaaa ucundan karşılardı bizi annelerimizin pişirdiği tarhana kokusu.
Kalk yine Kudüs’e gidelim… Bazı şehirleri özlemek, tek gözlü bir odaya toplaşıp, annenin yaptığı sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir. O şehirlerin sokakları, annenin ellerine benzer. Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında. Annelerin duası varsa, şehirlerin de duası vardır mırıldanıp durduğu. Bu baş ağrılarım beni öldürecek biliyor musun?
Aynı sofrada ekmek kırıntılarını beraber sünnetlemiştik. Yemeğin ardından çay demlenirdi ocakta, hemen yanında da bebek için bir cezve süt. Çay sıcaktı ama mevsimlerden kıştı. Ahmet üşümesin diye kız kardeşinin üstünü örtmüştü. Sadece kış ayından değildi hatıralarımız. Baharın gelişini müjdeleyen erguvan çiçeklerini beraber toplamıştık kaldırımlardan. Morsalkımlar uzanıyordu evlerin çatılarından kaldırımlara kadar. Ve etrafı bir bahar kokusu sarıyordu ki sorma. En çokta, kışın soğuk oluyor diye dışarıya çıkmak için izin alamayan çocuklar beklemişti baharı. O çocuklar umutlarını uçururlardı uçurtma diye bahar gelince gökyüzüne. Uçurtmaları çelimsiz değildi ama kopan o ipler vakitsizdi.
Kalk Kudüs’e gidelim.. Allah şehrine gidelim. Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına. Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça. Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını. Kudüs’ün bulutlarından tespih yapıp “subhanallah” çekelim. Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur’a çıkalım. Bağıralım boğazımızı yırtarcasına; “Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!” Tur Dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun aşktan.
Neden artık bize demir parmaklıklar, arşı titretecek haykırışlar hatıra kalıyor ? Böyle hatırlamak istemem seni. Aramıza duvarlar ördüler, yetmedi ayağımıza prangalar vurdular. Karşımıza çıkmaya cesaret edemeyip arkamızdan vurdular. Korkaklar ! Ahmet’in üşümesin diye kıyamadığı kardeşinin üzerine gökten ölüm kustular. Uçurtma tutan ellere yakışmıyordu sapan taşları tutmak ve artık gökte uçurtma yok uçak var, gök yok utanç var. Tanklar saldırıyor evlere ezip geçiyorlar, toza toprağa karışıyor her yer. Sokaktaki tarhana kokusunu barut kokusuyla değiştiriyorlar. Ve bir anda ev yere gömülüyor içindeki anılarımızla birlikte. Cezvedeki süt dökülüyor. Artık ev yok tank var, yer yok utanç var.
Kalk Kudüs’e gidelim.. Meryem sırtını o ağacın gövdesine yaslayıp, bir intifada doğursun. Alnında biriken terleri silelim. Ellerinden sıkıca tutalım. Rabbimiz kuruyan ağacın dallarına meyveler versin. Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar. Elleri taş tutacak yaşa gelsin. Kalpleri aşk tutacak yaşa. Sokaklarına atalım kendimizi. Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında. Horlanalım, ezilelim, bekleyelim saatlerce. Vazgeçmeyelim inatla.
Ey Kudüs, sen bizim için sadece bir şehir değilsin, bilakis aşkın başladığı tutuşup da tüm insanlığı sardığı ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’sın. Sadece altından kubbesiyle değil taşıyla, toprağıyla, havasıyla Kubbetüs-Sahra’sın. İlk göz ağrımızsın, gözümüzü açtığımız evsin, emanetimizsin. Sen bir davasın özgürlüğüne kavuşana kadar kalbimizde buruk bir sevda olarak kalacaksın. Sil göz yaşlarını, yağmur sulasın kaldırımdaki çiçekleri ve temizlesin kirli ellerden yağan yağmur bizleri. Elif gibi dimdik olalım, Selahaddin Eyyübi gibi çetin. Onurum, şerefim, gururum Sevgili Kudüs’üm için intifada kalalım.
Kalk Kudüs’e gidelim.. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran. Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o! Vuracaklar birazdan onu. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere. Mescide gidelim. Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver. Sen elimi sıkı tut korkma. Mescide gidelim. Bir bayram namazı kılalım şehirle birlikte. Zekeriya’nın yanında saf tutalım. Ve Musa’nın ve İsa’nın ve Yakup’un. Bekle birazdan Ömer de gelir buralara. Şu beyaz sakallı adamı görüyor musun? İşte onun tekerlekli sandalyesini itelim birlikte. Nereye gitmek isterse oraya. Hayfa’dan aldığımız portakalları ikram edelim, o çok sever. Birlikte Zeytindağı’na çıkalım şehre bakalım doya doya. Kalk Kudüs’e gidelim sevgilim.
Kaynakçalar
Tarık TUFAN ‘’ Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim’’ Şiiri
Sezai KARAKOÇ ‘’Alın Yazısı Saati’’ Şiiri


SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
“Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin”
Bu yazıyı çok sevdim.
Ne güzel söylemiş Nuri Pakdil, ruhu şad olsun. Yorumun için de teşekkür ederim.