Maskenin Ardında
Bazılarımız hayatta çok kırılmış çocuklarız. Yaralı ve kanatılmış çocuklar… Ne garip bir dünya düzeni bu en neşeli görünen yüzümüze yapışmış o maske… Maske ardındaki kırık hayatlar… Bazen düşünüyorum, bence bu hayattaki en büyük acizlik ebeveynlik olabilir. Evladının yüreğine yük olmak telafisi mümkün olmayan, geçemeyecek bir acizlik çünkü. İsterse yıllar geçsin, durum yine aynı olacak; çünkü insanoğlu en çok mutsuz olduğu anları hatırlar, mutlulukları ise yaşar. O sebepledir ki kin ve öfke silinip giden bir duygu değil bastırılan bir duygu olmuştur. Çünkü hiçbir kötü huy değişmez, insanlar değişir derler ama bu bir değişim değildir. Kötü duygular birden veya zamanla yok olmaz hatta eksilmez sadece bastırılır. O yüzden hayatta birine kendisini kötü hissettirmek kolayca unutulabilecek bir şey değildir. Özellikle bu durum kişinin ebeveynleri tarafından yapılırsa. Çünkü hayat onların a dediği yerde başlar ve z ye kadar onların şekillendirmesiyle geçer. Ve insan zihni unuttuğunu sandığı en uç anıyı bile unutmaz, bazen bir koku bazen bir korku hatırlatır her şeyi. Hatırlamaksa bazen en can alıcı işkence olabilir.
Şimdi, gözlerimi kapattığımda zihnim hatırlatıyor bana en uç noktadaki anılarımı… Bir bağırış, bir hıçkırık, bir yakarış ve bir kaçış sahneleniyor sanki. Gözümün önünde feryatlar… Depremin altındaydık. Üzerimizde tuğlalar, ağırlığımızca taşlar ya da kırılmış eşyalar yoktu. Üzerimizde bizi mahveden konuşmalar, bizi yıkan, ağırlığı dünyadaki hiçbir nesneyle ölçülemeyen kelimeler vardı. Keşke dedim şu an, keşke bir taşın altında ezilseydim de bu cümleler gelmeseydi zihnime. Bazı cümleler vardı işte, hiçbir silahın yapamadığını yapar ve mermi bile kullanmadan direkt kalbi hedef alıp sizi öldürebilirdi.
Ölmüştük. Mermiyle değil, tek bir cümleyle.
Zaman durmuştu ama acı bakiydi.
Öyle çok kırılmıştı ki her yanımız, birbirimizin yerine aynaları kırsak onların bile canı acırdı.
Gözlerimi açtığımda aynada baktığım yansımamda koca bir yalnızlık ve hayal kırıklığı… ve bunları yapanın ben olmayışım… Birilerinin kırıklık eseri olmak da benim suçum değildi ya sonuçta…

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim