Toplamın Sonunda
Sen,
Beni bilirsin dostum.
Seninle daha önce çok defa karşılaştık. Önce “şehrin ışıkları” altında, sonra “çıkmaz bir sokağın” ortasında “Bilmediğim bir köşe başında”. Seninle “Bir yaz gecesi ’de” karşılaştık. “Birkaç gün ötede” bir “hiçlik kuyusunda” da. Hem hayallerimizin birleştiği yerlerde, hem de “hayallerimizin sınırı’nda”
Tek başıma çıktığım bu yolda destek verirken bana sen, kimi zaman en tepede olduk, kimi zaman en dipte. Şimdi, sona geliyormuşum gibi hissediyorum. Zamanımın doluyor oluşunu derinlerde bir yerde biliyorum. Vaktimin geçtiğini, artık yerime yeni gelenleri bırakmamın zamanının geldiğini. Sevgili dostum tam anlamıyla ifade etmek zor. Nedendir bilmem, ancak dünyaya buradan devam etmeyi bırakmalıymışım da kendimi başka yerlere taşımam gerekiyormuş gibi bir his işte, içime gelip yerleşen… “Varlıkla yokluk arası’ndaki” kalın çizgide, yokluğa yaklaşılan kısımdayım. Parmaklarım ilk defa klavyede tuşlara dokunurken yazmak, anlatmak, konuşmak bu kadar zor ve kaçınılası.
Yolculuğum uzun, yolum meşakkatli, etrafımdakiler birer açgözlüydüler. Sevgili dostum, bu yolculukta kendimden vazgeçmeyerek devam ederken, sözlerin hep benimle oldu. Daima dürüst, iyi bir insan olmak için çabaladım. Ama bilirsin, şahı yıkmak için yola çıkanlar her daim daha acımasız ve saldırganlardır. Satrançta şahı korumak için onu her taştan uzak tutar ve kaçırırsın. Kaçmak kaderimde varsa şah olmaktan kendi rızamla vazgeçiyorum.
Zirveye çıkmanın zor olduğunu söylerler. Bunu reddediyorum. Asıl zor olanın zirvede kalabilmek olduğunu düşünüyorum. Zirvede kalabilince gerçekten başarmış oluyorsun. Ancak, benim de bilmediğim bir gerçek varmış, yaşayınca öğrendiğim! Devir değişirmiş. Başarı bazen bir nesilde belki birkaç nesilde olabilirmiş. Ancak, her gelen nesilde kalıcı değilmiş. Yeni gelenlere izin vermek gerekiyormuş. Durduğun yerleri değiştirmek, farklı gemilerde yola devam etmek ve başkalarının da alacağını almasına müsaade etmek gerekiyormuş.
Yani, bana başka limanlar lazım, başka diyarlar. İşte sevgili dostum, kulağıma fısıldanıyor, “zamanın doldu, bırak artık.” İçimde tuttuklarımı, “gözlerimdeki sırrı” bir sen okursun. Ben de sana fısıldıyorum, buraları bırakıyorum, buralar onların olsun, ben başka yelkenlere gidiyorum. Geçenlerde okuduğum bir kitapta yazıyordu, “Savaşçı olmak, daima savaşı kazanmak anlamına gelmez”. Nedendir bilmem, aklıma geldi öyle.
İnsanlar değişir, gelişir ve zamanları geldiğinde bir yerlerden gider. İnsanlar gider ve yerlerine mutlaka birileri gelir. Geldi, geliyor ve gelecek. Ancak bilinmelidir ki “her gelen de gideni mutlaka aratacaktır.”

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Ben, seni iyi bilirim dostum. Toplamın sonunda buluştuk seninle. Her sonun yeni bir başlangıç olduğunu bilerek… 🙂
:))
Seni anlıyorum dostum. Savaşçı ruhunu biliyorum. “AGRESİF” :))