Ufku Seyrederken
Balkonumda oturmuşum. Güneş batmak üzere. Hafif bir rüzgar esiyor yüzüme doğru. Yavaş yavaş soğuk hissettiriyor kendini. Ve sanki tüm bunlara inat elimdeki çay içimi ısıtmaya devam ediyor.
Önümde engin, masmavi deniz ve birkaç gemi görüyorum. Bir zamanadır ufka çivili gözlerim. Bir yudum daha ve derin bir iç çekiş. Bazen diyorum ki atlayıp gemiye ufku geçebilsem; gözlerimin, gördüklerimin, dünyamın sınırını. Ama hislerimin değil.
Devam etsem hırçın dalgalara rağmen. Vardığım yerde bambaşka bir dünya, anlamadığım ve beni heyecanlandıran diyaloglar, farklı vatan farklı bayrak farklı düşünceler, inançlar, inanışlar. Belki bir kilise bir havra ya da hiçbiri kim bilir.
Başımı biraz kaldırdım. Parça parça bulutlar arasında süzülen bir martı. Yine geldi aklıma bir düşünce; çırpsam kanatlarımı sonsuzluğa, süzülsem batan güneşe doğru.
Bir yudum daha alıyorum çayımdan ama bu sefer daha huzurlu.
Karşımda sıra sıra apartmanlar dizilmiş. Her bir pencere farklı bir hayat demek. Her birinin ardında kadın, erkek; genç, yaşlı birbirine benzer ve bir o kadar farklı hayatlar, hayaller, ümitler, çaresizlikler…
Ve biraz daha düşününce sahi nasıl oluyor da birbirimize bu kadar benzeyip bir o kadar farklı, başka olabiliyoruz.
İşte son yudum.
Bitmişliğin, tükenmişliğin habercisi gibi adeta her yudumda biraz daha azalan ve nihayetinde biten, hafifleyen, soğuyan bardak.
Tıpkı bizim gibi, ölüm gibi…

Ben Hasan Enes Aydın. Hukuk 2. Sınıf öğrencisiyim. Kelimeleri seviyorum. Özellikle çok sık kullanmadıklarımizi. Yazmayı seviyorum. Yazıyı Sümerlerin bulduğu bilinir ancak mağara duvarlarına çizilen resimlerden beri kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Ben de yazarken kendimi ifade ediyor, düşüncelerim ve fikirlerim hakkında ipuçları veriyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim