ÜSTOPYA
Telefon elimde sabun olmuş, kaydı kayacak. Sabırla konuşmanı bitirmeni bekliyorum. Ne dediğinden habersizim. Sesin distopik kitaplar gibi geliyor kulağıma ve içerimde can buluyor. Yine senin sesinle uzaklara koşuyorum, uçsuz bucaksız uzaklara. Başta heyecan veriyor öyle ki kalbimin sesi senin sesini neredeyse bastıracak. Fakat sonra dizginliyorum kendimi. Zira heyecan verici de olsa sonuçta distopya. Hangi distopik kitap mutlu eder ki? Her bitişte yürek dağlıyor bu kitaplar. Çok seviyorum ama iyi gelmiyor bana. Tıpkı senin gibi… Bu gerçekle bir kez daha yüzleşmem içimdeki Titanik’in tekrar ve tekrar batmasına sebep oluyor. Güvenim kırgın. Güvenim kafesini açık görmüş bir muhabbet kuşu. İçeri mi daha güvenli dışarı mı? Bilemiyor, bilemiyorum. Gittiğinden beri bilinmezlikler, mesken tuttu dünyamı.
Hala konuşuyorsun. Hani demiştin ya konuşmaktan çok dinlemeyi severim diye. Hani o ilk tanıştığımız vakitlerden birinde. Gerçi ben seni her gördüğümde ilk kez görüyormuşçasına pür dikkat inceliyordum. Her anını zihnime kazımaya çalışıyordum ki sen olmadığın vakitlerde hayaline sarılabileyim diye. Sesinin tınılarında geziyordum, dokunuyordum kadife sesine. İlerleyen vakitlerde de benim yanımda ne kadar çok konuştuğunu sanki yıllardır konuşmamış gibi kana kana benimle konuşmak istediğini söylemiştin. Yüzümde koca bir gülümsemeyle gözlerine bakmıştım.
Şimdi telefonda susmayışını neye bağlamalıyım?
Seviyor musun hâlâ susmayı?
Ben seni hâlâ çok seviyorum.
Kendimi bilmez halde kahve yapıyorum. Kahvenin suda eriyerek kaybolmasını, suyun renginin değişmesini izliyorum sakince. Ne çok kızardın şunları içme diye. Şimdi her yudumum sana ettiğim isyan sanki. Her yudum ağzımdan çıkabilecek potansiyel küfür gibi vücut buluyor içimde. Yutkunuyorum. Son yudum suskunluğum.
Uzun süredir üzerimde suskunluk hakim, neşem pılını pırtısını toplamış bir gece ansızın kaçmış. Kurumaya bırakılmış acı biberler gibiyim. Yandıkça yanıyorum. Ve bana dokunanı yakıyorum.
Ne umutlarla aramıştım seni!
Kitaplarla, fotoğraflarla, resimlerle ve kendimle konuşmak yetmiyordu. Seni başkasına değil sana anlatmaya ihtiyacım vardı. Bazen sadece biri duysun isteriz yüreğimizden geçenleri. O insan dinlesin de cevap vermemesi mühim değil. İşte böyle bir istekle aradım seni. Telefonun çalmaya devam ettiği her saniye büyüdü ve bir anda koca bir yüzyıla dönüştü. Ben içimdeki çocuğun verdiği son nefes gibi çaresiz bekledim cevap vermeni.
Sesinde numaramı silmişlik vardı. Sesinde soru vardı. Sesin yabancıydı. Sesinde konuşmak istemeyen birinin sıkılmışlığı fidan vermişti. Sesinde çok şey vardı. Fakat benim için hiçbir şey yoktu.
Sen konuştukça yanlış numarayı tuşladığımı fark ediyorum. Sen konuştukça aradığım kişiyi içinden beraat ettirdiğini görüyorum. Hayal etmeye korktuğum sen, gitmiştin. Bu sefer gerçek bir gidişti. Şimdiki sen benim için olsan da olmasan da olur. Umut etmeye değmiyor biliyor musun? Umut ne kadar iyileştiriyorsa bir o kadar da yaralıyor.
Utanıyorum kendimden, seni sevdiğim için. Sonra utandığım için kızıyorum kendime. Saçımı başımı yolup karnıma bir tekme geçirmek istiyorum. İçimdeki yangınlara koca bir damacana suyu boşaltsam şimdi sanki her şey normale dönecek gibi. Sahi benim normalim neydi? Öyle zalimsin ki! Sevgimle, güvenimle birlikte normalimi de alıp götürmüşsün.
Ey sen benim çok sevdiğim düş kırıklığım,
Ey sen, ne yaptın bana?
Orada mısın? diyorsun; evet, diyorum.
Sesimde üzeri toz tutmuş, hiç okunmamış dini kitaplar var. Okunmuş gibi yapılan hiç bir zaman tam anlaşılmayan.
Sesimde ağaca takılmış uçurtmaların haykırışları. Sesimde kurulu boş salıncaklar. Sesimde yerini yadırgamış kaktüs ifadesi.
Sesim isyankâr, sesim vakur, sesim kabullenmiş, sesim dalından koparılmış papatya.
Sesimde gel desen gelirim haykırışı hiçbir zaman gitmeyecek olan.

Merhaba, ben Ayşe Hanım AŞIK. (Kod adım: AHA :D) Karadeniz Teknik Üniversitesi İçmimarlık öğrencisiyim.Kız kardeşimle vakit geçirmeyi, kendi çapımda sulu boya resim yapmayı, ne kadar zorlasa da bölümümü, maviyi, denizi (malum Ankaralı olmak bunu gerektirir) ha bir de okumayı çok seviyorum. Okuyarak doğru ve kibar düşünmeyi öğreniyorum. Biraz da yazmayı deneyeyim dedim…Heyecanlıyımmm… Yazılarımda görüşmek dileğiyle…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Evet harika..
Her zamanki gibi okudukça okuyasım geliyor..hemde gülümsetiyor böyle devam kardeşim☺️
Şiir gibi okudum kelimeler demek istediğini fazlasıyla diyor , kelimeler hayat buluyor okuyanın zihninde. Ellerine sağlık çok çok başarılı devamı gelmeli Ayşe 🙂
Nasıl bir yazı her okuduğumda kalbimin taa derinlerini sızlatır.Ahhh Ayşem her satırında her cümlende en sevdiğim şairin tınılarını duyuyorum ve sonra anlıyorum kii bir insanın bunları yazması kolay değil, içini dökmesi kolay değil. İnsanı yine en çok insan kırıyor ama geride bıraktıklarını toplamak yine bize kalıyor
O çok sevdiğin şair “gibi” bile olabilmek… Ne mutlu bana:))
Ne söylesem kendimi ifade etmemde yetersiz kalır. Harika bir yazı olmuş. Emeğine sağlık dünya güzeli arkadaşımm<33
Yazarlık yolunda güzel bir başlangıç, benzetmeler -uçurtmalar, salıncaklar, papatyalar- çarpıcı, ifadelerdeki şiirsellik duyguyu daha etkili yansıtıyor. Mektup tadında bir telefon konuşması, hatta yazarın telefonla konuşmak yerine kendi sesiyle konuşması. Farklı konularda da yazmanız ve okumamız dileğimle, başarılar…
:))Teşekkür ederimm.
Çok iyi bir yazar olman dileğiyle
Hayatıma güzel duygular ve düşünceler için teşekkürler.