KİMİN DERİSİ İÇİNDESİN?
Etraftan sesler geliyor. Hala ormanda mıyım? Annem, annem nerede? Korkuyorum, çok korkuyorum. Gözlerimi açamıyorum. Çığlık sesleri, bunlar çığlık sesi mi? Neredeyim ben? Üşüyorum, çok üşüyorum. Burası, kışın en sert geçtiği zamanlardan bile daha soğuk… Etraftan çığlık sesleri gelmeye devam ediyor. Allah’ım neredeyim ben? Gözlerim, gözlerimi açamıyorum. Göz kapaklarımı kaldıramıyorum. Başım ağrıyor, sanki kafama bir sopa inmiş gibi…Soğuk tüm vücuduma işliyor ve bana her yönden baskı uyguluyor. Kalkmalıyım, gözlerimi açmalıyım. Evet gözlerim açık peki ya neden her yer karanlık? Yürümeyi denemeliyim ama önümde sert bir cisim var, ilerleyemiyorum. Her yer, her yer kapalı çıkamıyorum. Annem neredesin? Sesleniyorum neden duymuyorsun? Buradayım, benim, biricik yavrun. Gel kurtar beni bu karanlıktan her zaman yaptığın gibi. Anne?…
Çığlık sesleri devam ediyor. Allah’ım neler oluyor? Ben neredeyim, buraya nasıl geldim? Bir ses duydum. Evet kapı sesi bu, yavaşça aralandı. Çok ağır olduğunu adımlarından anladığım biri etrafta yürüyor. Adımları karışık sanki bir şey arıyormuş gibi… Birkaç adım atıyor, duruyor ve bu döngü tekrarlanıyor. Nefes alışverişlerinden yakınlaştığını hissedebiliyorum. Yakınlaştıkça çığlık sesleri daha da yükseliyor. Hep bir ağızdan olabildiğince bağırıyorlar, çığlıklar yaklaşan adım sesleriyle birlikte havaya karışıyor. Birden adım sesleri kesildi ve bir anlık bir sessizlik oldu. Ardından iki tık sesi duyuldu ve etraf birden aydınlandı. Etrafın aydınlanması ile çığlık seremonisi tekrar yükselişe geçti. Etrafta bir sürü türden yüzlerce hayvan var. Kafesler içinde kendini sağa sola atıyor, çığlık atıyor, kurtulma ümidiyle kafesleri tırmalıyor ve ısırıyorlar. Benim gibi birkaç tilki daha var. Anne, anneciğim ben hala çok korkuyorum. Söz bir daha uzaklarda oynamayacağım. Hep, hep yakınında olacağım.

İki metalin birbirine sürtmesi gibi kulağı çınlatan bir ses çıktı. Artık bütün hayvanlar çığlık atmıyor sadece biri hariç. Bir rakun, evet bu bir rakun olmalıydı. Daha önce annemle beraber bir kez görmüştüm. Burnu ve gözlerinin etrafı zifte bulanmış gibi simsiyahtı. Kürkü kahverengi ve griydi. Ne kadar da parlaktı. Adımları ile diğer hayvanlara dehşet veren bu ilk kez gördüğüm hayvan kafesi açmış rakunu yakalamaya çalışıyordu. Bu hayvan diğer hayvanlardan daha uzundu ve sivri pençeleri de yoktu. Diğer hayvanlar bu hayvandan neden bu kadar korkuyordu, anlayamıyordum. Rakunu yakaladı. Boğacak gibi sıkı sıkı tuttu ve yürümeye başladı. Bu hayvan diğer hayvanlardan farklı olarak iki bacağının üzerinde duruyor ve derisinin üzerine kumaşlar giyiyordu. Annem bana böyle bir türden bahsetmişti. Neydi? İNSAN, evet bu bir insan olmalıydı. Annem insanların tehlikeli olduğunu ve onlardan uzak durmamı söylemişti. Bu insan denen türü diğer hayvanlardan daha tehlikeli yapan neydi acaba?
İnsan elindeki rakunla arkaya doğru yürüdü. Gözlerimi bile kırpmadan onu takip ediyordum. Korkumun yerini merak almıştı. Bu insan da neyin nesiydi böyle? Neden diğer hayvanlar ondan bu kadar korkuyordu. Tezgâhın önüne geldi ve oradaki ışıkları da açtı. Artık etraf tamamıyla aydınlıktı. Gözlerimle etrafı incelerken tezgâhın sağ tarafındaki yığın gözüme çarptı. Bunlar… Bir sürü kürk üst üste dizilmişti ama içleri boştu. Bu kürkler neden boş, başka hayvanlar mı giyecek? Kürklerin arasına birkaç tilki kürkü de gördüm. Düşüncelerim rakunun tiz çığlığı ile bölünmüştü. Ardından çığlık sesleri tekrar yükseldi. Rakundan artık ses çıkmıyordu. İnsanın cüssesinden rakunu göremiyordum ama diğer hayvanlar korkuyla titriyorlardı. Ve insan adımlarını başka bir rakun kafesine doğru ilerletirken gözlerimin önünde rakunun cansız bedeni ve bedeninden ayrılan kürkü duruyordu. İnsan adı verilen bu hayvan elleri kanlı bir şekilde başka bir rakunu kafesten çıkardı bile. Bütün vücudum baştan aşağı titremeye başladı. Kafesi tırmalayıp, çığlık atmaya başladım. Isırıyor, pençe atıyor ve tekrar tekrar çığlık atıyordum ama nafile, kimse duymuyordu. Kimse gelmiyordu, bize kimse yardım etmiyordu. Annem haklıydı insanlar çok tehlikeli ve acımasızdı. Başımı tekrar içi boş kürklerin olduğu tarafa çevirdim. Annem, annem neredeydi? Yoksa oradaki tilki kürklerinden biri ona mı aitti. Başım dönüyor, gözlerim doluyordu. Anne neredesin? Ben çok ama çok korkuyorum.

Yukarıdaki satırları, bir yavru tilkinin ağzından yazdım. Her yıl onlarca hayvan, sağlayacağı bencil faydalar sebebiyle insanlar tarafından öldürülüyor. Ben de onların dili olup, konuyu bir de hayvanların gözünden ele almak istedim, “Eğer konuşabilselerdi bize ne derlerdi?” şeklinde.
Her yıl 50 milyondan fazla hayvan sopayla dövülerek, kaynar suya atılarak ve elektrik verilerek vahşice öldürülüyor. Peki ne için? Siz daha güzel, daha sıcak ve daha ihtişamlı bir paltoya sahip olun diye mi bütün bu vahşet? Üşüyorum diyenlere sesleniyorum giyebileceğin onca kıyafet varken neden üstünde bir ceset taşıyorsun? Milyonlarca hayvanın canına mal olan bir vahşeti nasıl moda olarak adlandırıyorsun?
Giyilen kürkler, duvara asılan hayvan boynuzları sanat veya moda değildir. CİNAYETTİR.
Peki o zaman bu vahşeti neden hala sürdürüyoruz?
Onların da bu evrende bir yeri ve hakkı olduğunu, onların da bir anne veya bir çocuk olduğunu, onların da bir cana sahip ve duygularının olduğunu unutmamalıyız.
Şimdi soruyorum sana bir hayvanın elinden annesi, çocuğu ve canı alınırken sen kimin derisi içindesin?

Merhabalar güzel insanlar 🙂 Benim adım Emine Demirci. 1999 yılında Trabzon’da doğdum. Dört çocuklu bir ailenin en büyüğüyüm. Karadeniz Teknik Üniversitesinde İç Mimarlık okuyorum. Hayvanları, doğayı (özellikle çiçekleri), müzik dinlemeyi, kitap okumayı ve sanatla ilgili her şeyi seviyorum. Her şeyi anlamlı yapanın sevgi olduğunu düşünüyorum. Güzel yazılarda buluşmak dileğiyle. Sevgiyle kalın 🙂

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Hala hayvanlara “mal” muamelesi yapılıyor malesef. Çok gerekli bir konuya dikkat çekmişsin, ilk yazında da çok başarılı olmuşsun. Tebrik eder devamını dilerim.
Evet maalesef 🙁 Teşekkür ederim beğenmene çok sevindim 🙂
“Bu insan denen türü diğer hayvanlardan daha tehlikeli yapan neydi acaba?” Sahiden vahşi olan taraf onlar mı, insanlar mı?
İşte bütün mesele bu. Aynaya dönüp kendimize bakmalıyız. Bu değerli yorumun için de teşekkür ederim 🙂
Eline sağlık.Gurur duyuyorum seninle canım kızım. Her zamanki gibi çok duyarlısın 🙂 ❤❤❤
🙂 🙂 <3
Onların da canı acıdığı zaman, korkduğu zaman, kötü davranıldığında ve hor görüldüğünde aynı biz insanlar gibi hissedebildiğini kısaca ” canlı ” varlıklar olduğunu idrak ettiğimizde daha farklı olacağına inanıyorum. Bazen de insanlar bile birbirlerine karşı empati kuramazken ve sadece kendini düşünürken sence dünyaya iyi insanların gözünden mi bakmalıyız ve ümidimizi her şeye rağmen nasıl korumalıyız diye düşünüyorum. Eline sağlık, diğer yazılarını da dört gözle bekliyoruz. 🙂
Evet çok haklısın. İnsanlar bu dönem de empati kuramıyor hatta birbirlerine katlanamıyorlar. Hayata da her zaman iyi insanların gözünden bakamayız ama her şeyin düzelmesi için inanmak ve bunun için çabalamak gerekir. Az da olsa bilinçli insanlar var ve bu çok değerli bir şey. Bir kişi de olsa sesimizi çıkarmalıyız. Sonra bir kişiden biz de olur sayı artar ama önemli olan sayı değil iyi olacağımıza dair inancımızdır. Ben bize inanıyorum .Sen de inan ve ümidini koru 🙂
Çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş devamını bekliyoruz 🙂
Teşekkür ederim kuzum 🙂 🙂 İnşallah
Yazını ilk okuduğumda Gregor Samsa gibi bir karakter olabileceğim hissiyatına kapıldım. Devam edince kendimi Orman Çiftliği’nde gibi hissettim. İki farklı kitabın ruhunu yansıtman etkileyiciydi. Tabi asıl etkileyici kısmı konusu… Besin zincirinin en tepesinde olmak bize, doğaya dilediğimiz gibi davranma lüksü vermemeli. Bunu güzel bir şekilde dile getirmişsin. İlk olmasına rağmen güzel olmuş tebrik ederim. Sevgiyle…
Öncelikle yazımı okurken sende bu çok değerli kitapların hissiyatını yaratması gurumu okşadı. Gerçekten mutlu oldum. Evet bunu bütünüyle değiştiremezsek bile bilinçli insanlar ve okurlar bu konuda seslerini çıkaracaktır. Sesimize ortak olduğun için teşekkürler. Sevgiyle 🙂
Şüphesiz doğanın en gereksiz yaratıkları biz insanlarız. Keyfimiz için doğayı katletmeyi marifet sayıyoruz. Bir an önce tüm insan soyunun tükenmesi dileklerimle. Yazınız için tebrikler, etkileyici bir fabl olmuş.
Teşekkür ederim 🙂