Maestro 2 : Kuş tüyü kadar hafif
Sevgili Maestro, sesiniz bana çok samimi geliyor. O yüzden sizinle hikayemi paylaşmak istiyorum. Böylece bir nebze olsun hafifleyecek yüreğim. Kuş tüyü kadar hafif olduğum zamanlardan hatta ben bir melek olup uçuyorken başlayacak hikayemiz ve dahi o melek ağır kamyonların altında eziliyorken gökyüzüne yükseldiği anı bile izleyeceğiz hep beraber. Bu dünyaya fazla geliyor bazı şeyler. O yüzden belki gecenin belki de yüreğinin derinliklerine saklanıyorlar. Ben çoktan anlatmaya başladım bile…
Ay ışığını tenimde hissedebiliyorum. Gece ışıkları hep üşütüyor bedenimi. Bir şeyler kayboluyor sürekli ve gecenin karanlığında saklanıyorlar sanki. Tanımadığım sesler çağırıyor beni,sanki kuyunun derinliklerinden bir el uzanıyor ve elimi uzatsam da yetişemeyeceğim. O zaman kendimi savunmak istiyorum. Sanki babasının arkasına saklanan küçük bir çocuk gibi mi görünüyorum?
Etrafıma çizdiğim büyükçe daireler var. Bunların birçoğunu aslında ben çizmedim. ‘’İçerisi dışarıya çıkmaktan daha güvenlidir.‘’ diye fısıldıyor yabancı sesler. Annem küçükken yabancılara güvenme demişti. Ne kadar büyüsem bile hep onun gözünde küçük kalacakmışım. Ben de hiçbir zaman onun sözünden çıkmayı düşünmüyorum ve şimdi de ruhumun kuş tüyü kadar hafif olduğu zamanlara gidiyorum.
Gazete kağıtlarının beğendiğim yerlerini keserek cebimde taşırdım. Dedemin kucağında mahalleyi turlardık. Okulun bahçesine doğru dışarıdan bakarken ‘’ büyüyünce sen de bu çocuklar gibi okula gideceksin.‘’ derdi. Büyüyünce hala kucakta taşınabilecek kadar hafif ve hala yanakları kızarırcasına öpülecek kadar şirin olacak mıydım? Yoksa büyüyünce…
Maestro biliyor musun artık özleyemiyorum bile ve artık ne dediğimi bile bilmiyorum sanırım. Sadece anlatmak istiyorum, belki yüreğimdeki yükler hafifler diye. Kendimi elinden şekeri alınmış, çok beğendiği bir oyuncağın ardından bakakalmış, sokakta oynamasına izin verilmemiş ve oturup pencereden arkadaşlarını izleyen mutsuz bir çocuk gibi hissediyorum.
Sadece biraz üstüm kirleniyordu ve sık sık banyo yapmak zorunda kalıyordum. Kirlenmek ne kadar güzeldi diye bir de bana sorsanız? İnsanın sadece üstü kirlense ve ruhu temiz kalsa olmaz mıydı ? Sesimizden rahatsız olan şikayetçi komşular bilselerdi acaba bir daha duyabilecekler miydi kahkaha atan çocuk seslerini? Burak, Memo, Hello, Kadir, Ahmet ve Alican biz ki gününü gün eden, hafta sonunu iple çeken, okulda öğlenci ama çantasını eve attığı gibi akşam ezanına kadar dönmeyen yaramazlardık.
Sanırım devamını anlatabilmem için biraz soluklanmam ve hatıralarımı yeniden kafamda canlandırabilmek için kendimi zorlamam gerekiyor.
Bana bir bardak çay doldurabilir misiniz lütfen ?
Serinin ilk bölümü için buraya tıklayınız.


SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim