Altın Sandık
Bir kapıdan içeri girdin. Daracık bir koridor. Hafifçe ilerliyorsun, bir yandan da tedirginsin. Yerler tahtadan galiba, her adımında derin bir gıcırtı var. Yaklaşık 29 adım attıktan sonra, bir odaya ulaşıyorsun. Hemen solunda ufak bir pencere. İçeriye loş bir ışık giriyor. Pencerenin tamamından geçen ışık odanın tam ortasında, yerde duran bir kutuya vuruyor.
Hafifçe yaklaştın ve kutuya dokunmaya başladın. Biraz daha dikkatli baktın da bu bir sandık. Biz onu basit bir kutu sandık. Ama bu gizemli bir sandık. Tahmin ettiğin gibi, kapağının önünde bir anahtar deliği var. Kilitli yani. İçinde ne olduğunu anlamak için sağa sola sallıyorsun. Ama ses yok. Sandık da çok ağır. Boş gibi değil. Muhtemelen, nokta kadar boşluk kalmayacak şekilde dolu.
Anahtarı bulmak için, bir sağa bir sola bakınıyorsun. Ama zaten her yer karanlık. Camdan giren tek ışık, sandığa vuruyor. Odanın her yerine dokunup bir anahtar bulamayınca, tekrar sandığın başına geldin. Kaba kuvvet kullanarak açmayı deniyorsun, ama olmuyor. Sandık, açılacak gibi değil…
Meraktan çıldırmak üzeresin. Arkadan, çok hafif bir ses duyuyorsun. Sanırım bu senin iç sesin. “Kalbin bir anahtar, sen bir anahtarsın.” Başta inanmıyorsun bu sese. “Olur mu böyle saçma iş” diyorsun. Sonra denemeye değer olduğunu düşünüp, sandığın kapağına dokunuyorsun. Hissederek, inanarak dokunuyorsun belki de dokunduğun an hissetmeye başlıyorsun.
Ardından kapak açılıyor ve sandığın içinden gözlerini acıtan sarı renkli bir ışık yükseliyor. Gerçekten altın mı var acaba? Göze vuran ilk ışık ile gözlerin birbirine alışmasının ardından, sandığın içine bakıyorsun. Boş. Tam bir hayal kırıklığı. Sandıkta öyle küp küp altınlar yok. Bomboş bir sandık. Sadece ışık saçıyor. Kızgınlıkla ayağa kalktın. Tam odadan çıkmaya yönelmişken, önünü görüyorsun. Bir dakika, bu oda karanlıktı. Arkanı döndüğün anda, odanın tamamının altın kaplama olduğunu görüyorsun. Her yer, tüm eşyalar altın ve bunu sandığın içindeki ışık gösteriyor.
Bu bir hikâye değil dostlar. Bu hayatın gerçeği. Kapalı kutular ardında değil hiçbir şey. Tam karşımızda. Bizim yapmamız gereken, ışıkları açıp onları görmek. Işıkları nereden bulacağını da söyledim. Hisset. Anahtar sensin. Anahtar senin kalbin. Biz aslında altınlarla dolu, ancak karanlık bir odada yaşıyoruz. Işığını hisset ve bunların farkına var. Biz kutu altın çıkacak sandık. Bir oda dolusu altını bilemedik. Sandıkta altın yok diye odaya küsme. Sandıkların, sandıklardan çıkmayabilir. Ama sandıktan çıkanlar, bizi sandıklarımızın daha fazlasına ulaştırabilir.
Yaşamının kıymetini bil. Karanlıkları aydınlatmak da, pencereden vuran küçücük ışığı aydınlık yarınlara çevirmek de, içindeki seslerle doğruyu bulmak da senin elinde. O sandık ağırdı. Çünkü içinde hislerin, hayallerin var. Onlar sana her şeyi gösterecek. Şimdi kendine inan ve hayatına dokun. Unutma anahtar sensin. Anahtar senin kalbin.
Pencereden vuran ufak ışık için buraya tıklayabilirsin.

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Karanlıklardan arınıp ışığı bulma dileğiyle 🙂 Güzel ve anlamlı bir yazı olmuş. Emeğine sağlık
teşekkürler 🙂
Mükemmel, ne kadar içten ne kadar içimize dokunan güzel bir yazı. Düşündürüyor kesinlikle, hayallerimize dokunmali peşini bırakmamalıyız…
🙂