Bir Sepet Mutluluk
Etrafıma bakıyorum. Renkler yok. Kırmızı yok, mavi yok, yeşil yok… Hepsi solmuş teker teker,
güzelliğini yitirmiş, varlığını kaybetmiş. O masmavi deniz, yemyeşil ağaçlar, kıpkırmızı güneş… Her biri
bırakıp gitmiş sanki dünyayı ve kendilerinden vazgeçtikleri gibi umutlarından da vazgeçmişler.
Gökkuşağı ışıklarını söndürmüş ve kimse tekrardan açmaya uğraşmıyor. Kimse hiçbir güzelliğe çaba
göstermiyor, güzellik nedir bilmiyor…
Güneş, ışığını ulaştıramıyor artık insanlara, onların kalplerine. Sokaklar gibi insanların kalbi de
soğumuş, rengini kaybetmiş. Her yere gri bulutlar hakim olmuş, herkesi sarıp sarmalamış. Kimsenin
dışarı adım atmasına izin vermiyor. Kimse de dışarı çıkmak istemiyor zaten. Mutluluk diye bir şey
bilinmiyor, çiçeklerden kimsenin haberi yok. Sevgiyi yakıp yıkmışlar ve bu yangından kimse
bahsetmiyor. Kimse konuşmuyor, gülmüyor. Kimse birbirine sarılmıyor, birbirini öpmüyor. İnsanlar
duygularını kaybetmiş ama kalkıp da aramıyorlar.
Bugün de önceki günler gibi mutluluğu özenle yerleştiriyorum sepetime. Hepsi sıra sıra dizilmiş
rengarenk duruyorlar. Bir umut fazladan koyuyorum yine, belki yetmez diye. Çıkıyorum yeniden
sokaklara, yürüyorum. Ama dün olduğu gibi bugün de fark edilmiyor sepetim. Bugün de mutluluğun
ışıltısı insanların kalplerine dokunamıyor. Etrafına bakmıyor kimse, mutluluğu görmüyorlar. Bu
karanlık dünyada mutluluk satıyorum, dünyayı kendi rengine kavuşturmaya çalışıyorum. Çiçeklerin
yeniden açmasını, güneşin eski sıcaklığını yeniden bulmasını ve insanların kendi mutluluklarına geri
dönmesini istiyorum. Sepetten alıyorum bir tane ve uzatıyorum yanımdan geçenlere, fark etmelerini
istiyorum. Ama insanların gözündeki ışık bile varlığını yitirmiş. Ne olduğunu anlamıyorlar, griden farklı
olduğunu göremiyorlar. Bakıyorlar sadece. O soğuk, ışıksız, renksiz gözler sepetimi ele geçirmeye
çalışıyor. Kendileri gibi onun da karanlığa karışmasını istiyorlar. Ama izin vermiyorum, engel
oluyorum. Hazırladığım mutluluk sepetinin solmasını, elimde kalan tek güzel duygunun varlığını
yitirmesini istemiyorum.
Devam ediyorum yürümeye. Daha ne kadar geçeceğim bu sokaklardan? Ne kadar daha bu soluk
yüzlere mahkum kalacağım? Kenardaki kırık dökük kaldırım taşına oturuyorum, herkes gibi o da
soğumuş. Sepetimi yavaşça önüme koyuyorum ve sepetin hala dolu olduğunu fark ediyorum.
Başaramıyorum yine mutluluk satmayı, bu renkleri kimseye fark ettiremiyorum. Saatler geçiyor,
haftalar geçiyor, belki de aylar. Ben hala o kaldırım taşındayım ve yarım kalan umudumla oturmuşum
mutluluk satmaya çalışıyorum…

Merhaba! Ben Rümeysa Demircan. Karadeniz Teknik Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Kendi çapımda bir şeyler üretmeyi ve bunları yazıya aktarmayı seviyorum. Bu yazılarımı sizinle paylaşmaya geldim. İyi okumalar dilerim…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
İçimizdeki duygulara tercüman olmuşsun. Eline sağlık.
Teşekkür ederimm
Ellerinize sağlık çok güzel yazmışsınız.
Teşekkür ederimm:)