Kuşkulu Sessizlik
Saat gecenin kaçı? Bilmiyorum.Tek pencereli loş bir odada yalnız ve oldukça düşünceli bir şekilde oturuyorum. Dışarıda amansız bir sessizlik mevcut. Böyle bir sessizliği daha önce hiç duymamış gibiyim. O kadar sessiz ki ellerim kulaklarıma gidiyor istemsizce, kulaklarımın varlığından şüphe ediyorum. Hiç kimsecikler yok. İn cin top oynuyor deyiminin yansıması adeta. Sanki tüm dünyalılar dünyadan göç etmiş gibi…
Dünyaya bir de bu şekilde şahit oluyorum. Sessizlik beni kendine çekiyor ve pencereye daha çok yaklaşıyorum. Kafamı pencereden sarkıtıyorum. Sessizlik devam ediyor. Biraz daha sarkınca rüzgar sessizliğe eşlik ediyor. Rüzgarın sıcak esintisini hissedebiliyorum, yüzüme çarpıyor, yapraklarla dans ediyor. Bir annenin çocuğuna gösterdiği şefkati sanki rüzgar yaprağa gösteriyor. Bu duygu bana iyi geliyor. Ruhumu olduğum yerden alıp götürüyor.
Saatler geçiyor, zaman akıyor ama ben hala o pencerenin dibinde sessizliği ve yaprakların savruluşlarını izliyorum. Zaman biraz daha geçiyor. Hava aydınlanmaya, güneş doğmaya hazırlanıyor. Beni anlamadığım bir endişe tutuyor. Parmaklarımın arasında olan bir şeyi zar zor tutuyormuşum hissi tüm vücudumu sarıyor. Geriye Kekremsi bir his bırakıyor. Panik oluyorum…
Şahit olduğum o muazzam sessizlik yavaş yavaş yok oluyor. Kuşlar uyanıyor ve sessizlik bozuluyor. Her yer kuş cıvıltılarıyla doluyor. Zaman biraz daha geçiyor ve güneş artık doğdu. Sessizlik ile beraber kuşların cıvıltılarını da artık duyamıyorum. Artık o büyülü gece bitti der gibi korna sesleri ve insanların bağrışları kuş seslerinin yerini alıyor. Beni kendime getiriyor ya da kendimi bulmuşken tekrar o aydınlık olan karanlığa gömüyor.

Merhabalar, ben Çiğdem Bora. Tekirdağ’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Yazı yazmaktan, duygularımı sayfalara aktarmaktan keyif alıyorum ve bu keyfime ortak olmanız için yazılarıma bekliyorum. Şimdiden iyi okumalar.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Emeğine sağlık Çiğdem. Son cümlen yazına ayrı bi anlam katmış sanki, sessizlik ile ilgili sevdiğim bi söz vardı
“Belki de kendimden önce uyandım… Hiç kıpırdamadan, hiç konuşmadan oturup sessizliği dinleyebiliyorum. İç sesimi değil, iç sessizliğimi…”. Yazıların devamı gelsinn :))
Teşekkürler Ahmet. Yazmaya devam o zaman:))
Gerçekten kendimi o sessiz gecede pencerenin kenarında hissettim. Çok güzel yazmışsınız, eline sağlık.
Bu duyguyu hissettirebildiğime sevindim. Teşekkür ederimm:))