Gelgit Peronları 2
Birkaç insan bana şiir yazmıştı birkaç insan beni topa tuttu ve anlatıyorum tüm olup bitenleri, bunu söylemeden geçemeyeceğim. Bir başkaydı hayatın başkalaşım inşası dur ne dediğimi anlamamış olabilirsin anlatıyorum sayın okuyucum, yani metabolizma gibi vücutta yapım yıkım işi olur, bu yaşamın bir prensibidir. İnsanlar da kimi zaman yıkılır yıkılırken ağırlık çöker bünyeye, bu sefer her şey daha anlamlı gelir. Uzay aksiyonu gibi gelecek sana geometri terimlerini andırıyor, korkma ben slayttan okuyup geçen mıymıntı hocalardan değilim, aklım takıldı kaç gündür sahi ne yapıyorsun okuyor musun beni? Özellikle yarı zamanlı güneşin tam tepede olduğu zaman saat on iki gibi istersen beni okurken kahve de içip yudumlayabilirsin belki daha keyifli olur, sahi beni okurken imgeler ne âlemde, onlar ne anlatıyor sana, ses çıkarma lütfen benim onlarla iyi, dostane ilişkilerim var, sana her şeyi anlatacaktır. Kimi zaman hayallerle kimi zaman geçmişe dair duyumsamalarınla. Duyularını ve algılarını iyi aç belki benim göremediğimi görürsün, kaç zamandır imgelerle konuşuyorum onlar bana taslak hazırlamak için yardımcı oluyor ama eşref saatine denk gelmemeye çalışıyorum. Denk gelince yaprak bile kımıldamıyor, onlarla seviyeli bir ticaretimiz var fazla yüz göz olup gururumu ayaklar altına almıyorum, imgeler devriye gezen nöbetçi askerler gibidirler hepsi ayrı ayrı şeyler söyler.
Zaman akıyor ganimet gibi yaşamlarından bir parça koparıp notlarımda barındırmam gerekiyor, imgeler yolcu misali vagonlar da birikip ineceği durağı beklerler inmeden sohbet havasında eşlik ederim. Bir de alışagelmiş spontane sayabileceğimiz salt kurgular vardır, onlar ebeveyn gibi besler, büyütür, hayata hazırlar işte gök kubbe altında yeni sözlerin olmayışı bu olsa gerek, her şey bir başkalaşım bir devinim içinde yarı salt yarı gerçek, anlatıyorum pek bildiğim bir şey var diyemem, en azından beni dinleme cüretinde bulunuyorsunuz. Nerde kalmıştık ha şimdi hatırladım imgeler diyordum Oğuz Atay çağrışımlarını meraklı Olric ile yapmıştı, Şeker Portakalı kitabında Zeze vardı, Simyada ise Endülüslü çoban vardı, Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan arayışı vardı. Aslında içimizdeki şeytan kim biliyor musun içimizdeki şeytan biziz haberimiz yok, kendimizden saklıyoruz, Raskalnikov da var es geçemem onu. Kitaplar da aramayın muhtemelen aramızda dolaşıyor da olabilir görürseniz durup yadırgamayın, vicdanı zaten en büyük cezayı veriyor ona. Rus toplumunun oluşturduğu baskı bir de Türk milletinin nasihatleriyle ızdırabı daha da artmasın. Anlaşılacağı üzere herkesin imge ile yaklaştığı bir karakteri vardır. Bunlar insan gibidirler. Yapbozların parçalarının birleşerek bir profil çizmesi gibi, günümüzde bir de imgenin yapay zeka kokan versiyonu olan televizyon var. Televizyon bir illüzyondur kardeşim kim ne derse desin insanları cezbeden bir tarafı var. Neden huzursuz olamıyoruz izlerken? Ben huzursuz olmak istiyorum, beni gerçek hayattan koparıp olmayan bir dünyaya itiyor, kabul etmiyorum bu hokkabazlığı. Biliyorum ki biriktirdiğim düşünceler içinde size sunduğum sözler nafile gelecek kulağınıza… Fısıldayarak şunu söylemek istiyorum, bir kaç kişi bana şiir yazmıştı, birkaç kişi beni lafa tuttu.

Merhaba ben Veysel. Ankara’da yaşıyorum. Avrasya Üniversitesinde Gıda mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Edebiyatla ilgilenmeyi seviyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim