Ateşböceği
Kimilerinin dilinde “ölüm meleği” diye bir tabir var, bilir misiniz siz de? Her şey çok kötü olmadan önce her şey çok iyi gider derler. Çok hasta ve ölmesi beklenen bir insanın bir anda ayaklanması, sebepsiz bir iyiliğe bürünmesine kimileri “ölüm iyiliği” der. Bir anda iyi olur, bir anda ölür. Şaşırtıcı olan iyi olmasıdır, şaşırtıcı olan ölüm değildir. Ölüm beklenendir.
Peki, beni ne bekliyor?
Düşmek mi yoksa uçmak mı?
Düşersem veya uçarsam yeterince fark edilir miyim?
Bunu kendime neden yapıyorum? Ne yaptığımı bilmiyorsunuz, hayır bilmek istemezsiniz.
Aslında sorun değil, bu sonu kendi kendime hazırladım, şimdi de öngörülmüş sahnelerin içinde oynuyorum, olması gerektiği gibi. Eskiden, çok eskiden, çok fazla korkardım. Çoklu cümleleri de çokça kurar onlardan da çokça korkardım. Ne kadar fazla şey hissedersem o kadar ‘çok’ yığılırdı üstüme. İnce ruhlu bir insandım sanırım, bir zamanlar. Dünyaya sığmayacak kadar büyük kalbi olup, dünya düzeninde çokça sıkışıp kalmış insanlardan biri… Eski halimi çok özlüyorum ama tüm bu başıma gelenlerin altından eski halimle kalkamazdım, biliyorum.
Güçlenmek bile buruk bir his.
Kimse izin vermeden yolun sonuna geliyorum. Yolun başı tam olarak neresiydi bilmiyorum. Kendi başlattığım bir başlangıç değil ancak başını ve ortasını sevmediğim bir döngüyü sonlandırmak, bana kendi iplerimi kendimin tutabildiğini gösteriyor. Esarette bile olsam özgür kıldığım bir ruhum var benim. Sonuma gidiyorum, bu sefer hızlı hızlı. Kim bilir belki de kendi başlangıcımı da kendim yazmak için. Biliyorum bir yerlerde yeniden canlanacağımı, yeniden yanacağımı, yeniden külleneceğimi. Küllere dönüştüğümde ise savurun yangınımı bu şehrin üzerine, ruhum soğusun. Belki bilmediğim bir köşe başında belki bir sokak arasında, belki de bir gece Galata’ da çıkarım karşınıza. Küllenmiş halim anlatır size yangınımı. Ancak dostlar biliyorum ki, sizin elinize düştüğümde de sönmemiş olacağım. Çünkü ruhu tutsak bedenlerin hapsoldukları yerden çıkabilmeleri için kendilerini yakmaları gerekir. Kendini yakan her beden de bilir ki bir kere girdiği esaretten asla çıkamayacaktır. Daima yanacak ve daima sönmeye çalışacak…

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
”İnce ruhlu bir insandım sanırım, bir zamanlar. Dünyaya sığmayacak kadar büyük kalbi olup, dünya düzeninde çokça sıkışıp kalmış insanlardan biri…”
bir zamanlar….
ama yine de…
her şeye ve herkese, bu dünya düzenine rağmen, o kalbi içimizde bir yerlerde taşıyabilmek dileği ile…