Başköşe
Anonim anı defterinden bir kesit, tarih bilinmiyor.
Bir bahar günü, güneş uykuya dalmak üzere. Rüzgar tüm egemenliği almaya hazırlanıyor. Gökyüzünün pembeliği denize yansımış. Etraftaki sesler radyodan gelen müziğin cızırtısıyla birbirine karışıyor. Solda insanlar deniz kıyısı boyunca yürüyor. Arkamda bir çadır, rüzgara göğsünü gererek gücünü gösteriyor. Ve böyle sıralanmış çok daha fazla çadır…
Çadırların ortasında büyükçe bir ateş yakılmış. Alevler önce gözleri renklendiriyor, sonra kalpleri… Az ileride masalar kuruluyor. Her masanın üzerinde bir fener ve her fenerin üzerinde bir demet lavanta. Bu küçük lavantalar tüm sahili baştan çıkarmaya yetiyor. Ağaçların tepelerinde sarıdan nasibini almış küçüklü büyüklü lambalar. Hepsinin sağlam ve çalıştığını düşünmeyin. Ama bu eksiklik baharın gelişine engel değil, bu eksiklik kutlamalarımıza engel değil.
Soğukluğunu yitirmiş ılık rüzgar ağaran saçlarımı ordan oraya savuruyor. Engel olmaya gerek duymuyorum. Oturduğum yerden değneğimin yardımıyla kalkıp, ağır adımlarla ağaçların arasına doğru ilerliyorum. Bu uzun boylu karanlık ağaçlar, ışıklar sayesinde göz kamaştırıyor. Birkaç adım ötedeki salıncağa doğru ilerliyorum. Gökkuşağını barındıran çiçekler, bir sarmaşık gibi salıncağın iplerine sarılmış, gelene gidene gülümsüyorlar.. Ateş böcekleri, ağaçlardaki ışıklar gibi parıldıyor ve ışıkların etrafında dört dönüyorlar.
Salıncağın sahil kıyısına göre biraz yüksekte oluşu tüm olan biteni görmeye olanak sağlıyor. Çadırlar boşalmaya, insanlar masaların etrafına birer ikişer oturmaya başlıyor. Cansız soluk yüzler yerini heyecana, mutluluğa bırakıyor. Ağaçlardaki ışıklardan masaların üstüne de asılmış, fenerle beraber masadaki loş ortamı biraz daha aydınlatıyor. Bu rengarenk görüntü insanın içini ısıtmaya fazlasıyla yetiyor.
Ardından birkaç el havaya kalkıyor ve bana işaret ettiklerini görüyorum. İki tane genç koşarak yardıma geliyor. Sanırım yaşlı olmak fazlasıyla acınası bir durum. Biraz yürüdükten sonra ışıklarla aydınlatılmış masanın başına geliyorum ve en baş köşeye oturuyorum. Lavantalar buram buram kokarken, başımızın üstündeki lambalar masadakilerin gözlerini parlatıyor.
Uzunca bir süre hem fiziksel hem de ruhsal olarak zorluklar geçirmemize karşın bugün aydınlığa çıktığımız, dolunayın yüzümüze gülümsediği bir gece. Bu başarıyı kutlamak, herkese umut ve mutluluk veriyor. Yemek yemeye başlıyoruz ve daha sonra kutlamalar, şarkılar bu âna eşlik ediyor. Böylesine güzel ve özel geceyi unutmamak, her yıl kutlamak adına sözler veriliyor. Ve daha sonra herkes sevinçle çadırlarına dönüyor. Yarın yeni başarılar elde etmek ve bir o kadarda yeni zorluklara göğüs germek,, kaldığımız yerden yeniden devam etmek için mükemmel bir gün..!

Merhaba! Ben Rümeysa Demircan. Karadeniz Teknik Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Kendi çapımda bir şeyler üretmeyi ve bunları yazıya aktarmayı seviyorum. Bu yazılarımı sizinle paylaşmaya geldim. İyi okumalar dilerim…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim