Atina Okulu
Senden önce kadar çok insan geçti dünyadan? Piramit inşa edenler, yeraltına kilometrelerce labirent kazanlar, at üstünde savaşanlar… Hepsi farklı hikayeler, hayaller ve korkularla yaşadılar. En mutlu oldukları anlar, huzurlu hissettikleri yerler, hep isteyip yapamadıkları şeyler vardı.
Bu insanlar yaşadıklarını resmettiler, kaybettiklerinin ardından ağıtlar yaktılar, taşları kazıyarak ilahlarını betimlediler. Tek amaçları sadece anlatmaktı, hiç at görmemiş birisine atı nasıl tarif edebilirdin ki? Bunu yazarak ya da sözle tarif ettiğinde insanların aklında ata benzemeyen bir hayvan canlanacaktır oysa basit de olsa bir resim herkesin aklında yakın fikirler oluşturacaktır.
İnsanlığın en geleneksel davranışlarından biridir aslında sanat. Bazen bir bıçak gibi keskin tarafını kullanırız bazen herkese sarılacak kadar yumuşak tarafını. Kendi dili vardır ve bu evrensel dil sayesinde herkes din, dil ve ırk fark etmeksizin seni anlayabilir. İnsanları müziğinle doğada gezintiye çıkarabilirsin ya da tablondaki güneşle herkesin içini kavurup hüzne boğarsın belki de dans ederek herkese içindeki çocuğu hatırlatırsın.

Yukarıdaki Atina Okulu freski beş yüz yıl önce bir mimar, ressam ve şair olan Raffaello Sanzio tarafından bir toplantı salonuna yapıldı. 40 metrekarelik bir alana yapılmış sıradan bir fresk gibi dursa da aslında bize Yunan tarihi içerisindeki en önemli insanları anlatıyor. Mesela ortada yürüyerek tartışan iki insan Platon ve Aristolates’ tir. Freskin merkezinde birlikte yürümeleri birbirlerini tamamladıklarını ve Yunan bilimin kurucuları olduklarını anlatıyor. Ayrıca Sokrates, Pisagor, Öklit, Diyojen, Heraklitos, Demokritos, Büyük İskender, Arşimet gibi birçok figür için de freskin içinde çok çeşitli anlatımlar ve mesajlar gönderilmiş bize.
Sanat hepimizin içinde var. Sadece resim, müzik, tiyatro ve edebiyat değil, kendimiz bir sanat eseriyiz. Elinde tuttuğun bir bilgiyi, anlatamadığın duygularını ve yaşadığın hayatı şimdiye ve geleceğe göstermek için sence de en iyi yol bu değil mi?

Ben Furkan Namal, Burdurlu bir hayalperestim. Önce astronot sonra ise mimar olmayı istedim ve şimdiyse Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde mimarlık ve Anadolu Üniversitesi’nde işletme okuyorum. Yapmayı en sevdiğim işler ise derin düşüncelere dalmak, bağlamamın tellerini tıngırdatmak ve doğanın içinde kaybolmak. İnsanların büyümemiş ve hala çocuk taraflarını görmek gibi de bir özel gücüm var.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim