AYÇİÇEKLERİ’NİN RESSAMI
Gogh, Vincent van (1853-1890): Sunflowers, 1887. New York, Metropolitan Museum of Art*** Permission for usage must be provided in writing from Scala.
Vincent van Gogh(1853-1890)
“Çoğu insanların gözünde neyim ben -değersizin biri ya da tuhaf, aykırı, hoşa gitmeyen bir adam- toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey.”
-Vincent to Theo
1853’te Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldikten sonra genç yaşta çırak olarak çalışmaya başlar. Amcaları tablo ticareti ile ilgilendiği için Haag’daki galeriye çırak olarak girer. Ardından Groupil Galerisi’nin Londra’daki bir şubesine gönderilir. Bu sayede genç yaşta kendini sanat dünyasının içerisinde buluverir. Hayatında her şey yerli yerindeyken galeri sahibinin kızına âşık olur ve kız onu reddeder. Bu ise hayatında daha sonra gittikçe bozulacak olan ruhi yaşamına aldığı ilk darbe olur. Bu darbe üzerine Paris ‘e gelir ve kendini dine verir ardından 1877’ de içine kapanık sefil bir hayata düşer. Aylarca süren sefalet ve karanlık dönemden sonra nihayet aile evine geri döner. Din ve sanat arasında bir tercih yapmak için düşünür ve sonuç olarak desen çizmek ve boya çalışmaları yapmak adına Millet Müzesi’ne gider. Babasına ressam olmak istediğini söyler fakat babası razı olmaz.
“Babam benimle empati kuramıyor veya sempati duyamıyor ve Pa (Babam) ve Ma’nın (Annemin) rutinine razı olamıyorum, bu benim için zorlayıcı-bu beni boğabilir.”
-Vincent to Theo, Etten 23 Aralık 1881
Van Gogh babasını dinlemez ve ihtirasla resme başlar ve kara renkli resimler ortaya çıkar. Peki bu karalanmış resimler nasıl olur da ilerisinde parlak ve o ışıl ışıl yanan ayçiçekleri resimlerine dönecek.

Vincent van Gogh, Ayçiçekleri , 1889. Koleksiyon: Neue Pinakothek, München
Vincent van Gogh, Ayçiçekleri , 1889. Collectie: National Gallery,Londen
Vincent van Gogh, Ayçiçekleri , 1889. Koleksiyon: Van Gogh Müzesi, Amsterdam
1885 babası vefat eder ve maddi desteğini kardeşi Theo sağlar. Artık yaşı 30’ u geçkindir ve ilk kez Japon ağaç baskı resimlerini görür, beğenir hatta birkaç tanesini odasına asar. Ardından Paris’ e kardeşi Theo’nun yanına gider ve orada Empresyonist ressamlarla ilgilenir. Fernand Cormon’un sanat atölyesinde, aralarında Henri de Toulouse Lautrec ve Emile Bernand’ın bulunduğu yeni nesil sanatçılarla tanışır. Paris’te 20 ay içinde 200 resim yapar fakat ardından bu kentin kirli gri havası canını sıkar. Sanatçı arkadaşlarının tavsiyeleri ile Arles’e yerleşir ve burada kendine has resim tekniğini keşfeder. Bu sayede The Potato Eaters’taki koyu tonların yerini Stone Quarry ile Montmartre Tepesindeki parlak canlı renkler alır. Temalarında ise kırsal işçilerin yerine kafeler, bulvarlar ve çiçekli natürmortları resme almaya başlar.

Vincent van Gogh, Patates Yiyenler ,1885
Vincent van Gogh, Taş Ocağı ile Montmartre Tepesi , 1886
15 ayda 200’ den fazla resim yapar. Tam bu sıralarda mali düzeni bozulur ve kimse resimlerini satın almaz. Bunun ardından sayıklamalar ve krizler gelir. İçindeki huzursuzluk ateşi tıpkı resimlerindeki turuncular, krom sarıları ve vermilyonlar (Çin kırmızısı olarak da anılır) gibi arttıkça artar. Krizler de çoğalmaya devam eder. 1888 Eylül ayında Gaugin’i birlikte çalışmak üzere çağırır. Fakat kısa bir süre sonra araları bozulur ve Gaugin’i sokakta ustura ile takip eder. Arkasını dönen Gaugin olanları görünce Van Gogh hırsından kendi kulağını keser ve hemen ardından kendisini hastaneye yatırırlar. Burada ‘Hastane Bahçesi’ ve kendi portrelerini boyar.

Hastane Bahçesi Vincent van Gogh (1853-1890), Arles, Mayıs 1889
Gri Keçe Şapkalı Otoportre Vincent van Gogh (1853 – 1890), Paris, Eylül-Ekim,1887 
Hasır şapkalı Otoportre- Vincent van Gogh (1853 – 1890), Paris, Ağustos-Eylül 1887
Ardından 35 yağlıboya ve yüzlerce desen yapar. Tekrar kendi ile çatışması artar ve büyük bir tutkuyla çalışma devresine girer. Krizler çoğalır ve artık çalışmalarını yapamayacak hale gelir. Büyük bir tutkuyla resmettiği köyün bahçeleri ve buğday tarlalarının ona güç vereceğini ve iyi geleceğini düşünür. Fakat buna rağmen hastalığı ve geleceğe dair kaygısı bunun önüne geçer ve 27 Temmuz 1890’ da bir buğday tarlasında hayatına son verir.
‘. . . ne istediğimi açıkça bilerek, o zamandan beri üç büyük tuval daha boyadım. Çalkantılı gökyüzü altında uçsuz bucaksız buğday tarlalarından oluşuyorlar ve üzüntüyü, aşırı yalnızlığı ifade etmeye çalıştım. Bunu yakında göreceksiniz, umarım onları en kısa zamanda Paris’te size getirmeyi umuyorum, çünkü bu tuvallerin size söyleyemediğimi, sağlıklı olduğunu düşündüğüm şeyleri söyleyeceğine neredeyse inanıyorum -ve kırları güçlendirmek.‘
‘ Vincent to Theo, Auvers-sur-Oise, 10 Temmuz 1890 civarı
Mirası ise ölçülemeyecek kadar büyük ve değerlidir. 850’ den fazla resim ve kâğıt üzerinde 1300 eser bırakmıştır geriye.
Kendi dengesini bulabilmek adına sürekli kendi ile çatışan ve bu çatışma içerisinde bir çıkış yolu için kendini çalışmaya, resme adayan Van Gogh 19.yy ‘ın dramatik sanatçılarındandır. İncelemelere göre yaşadığı bu karmaşık ruh durumu Rousseau ve Baudelaire’de aynı şekilde görülür. Çevresi ve kendisiyle çatışan Van Gogh’un kendini ispatlama çabası onu bu disipline yöneltmiş ve sonuç olarak bu çok değerli eserleri ortaya koymuştur.

Yıldızlı Gece-Vincent van Gogh-1889 -Museum of Modern Art, New York
Vincent Van Gogh rengi derinlik için değil, çizgi ve ifade ögesi olarak kullanıyordu. Bu da eserlerinde çizgi unsurlarının egemen olması ile sonuçlandı. Ayrıca renkleri de doğa biçimlerini gerçekçi yansıtmak amacıyla kullanmamıştır. Resimlerinde kullandığı renkler doğaya karşı bir haykırıştır onun için. Bu sebepten ötürüdür ki renk akorları da uyumlu olmaktan çok aykırıdır. “Ben” diyordu “insan ihtiraslarının korkunçluğunu kırmızı ve yeşillerle ifade etmek istedim.” Ve bununla birlikte o biçimci olarak kalmıştır. Bu biçim ona kadar ressamların hiçbirinin ele almadığı bir biçimdir ve ona hastır.
Son olarak size Van Gogh müzesinden birkaç kesit bulunan bu video ile veda ediyorum.
KAYNAKÇA
Dünya Sanat TARİHİ-,Adnan Turan-,Remzi Kitabevi.,990 syf:545,546,547,548
https://www.vangoghmuseum.nl/en/art-and-stories/art/vincent-van-gogh#paintings
https://artsandculture.google.com/asset/the-starry-night/bgEuwDxel93-Pg?hl=tr

Merhabalar güzel insanlar 🙂 Benim adım Emine Demirci. 1999 yılında Trabzon’da doğdum. Dört çocuklu bir ailenin en büyüğüyüm. Karadeniz Teknik Üniversitesinde İç Mimarlık okuyorum. Hayvanları, doğayı (özellikle çiçekleri), müzik dinlemeyi, kitap okumayı ve sanatla ilgili her şeyi seviyorum. Her şeyi anlamlı yapanın sevgi olduğunu düşünüyorum. Güzel yazılarda buluşmak dileğiyle. Sevgiyle kalın 🙂

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
çok güzel olmuş kardeşim
Teşekkür ederim kuzum 🙂 Beğenmene sevindim
Van Gogh a ait yazın için teşekkürler. Sanata dair paylaşımlarının devamını dilerim.
Teşekkür ederim 🙂 İnşallah