Başrol
İnsan her zaman kaldığı yerden devam edemez. Bazen de koptuğu yerden başlayıp olduğu yere kadar yaşanır ne yaşanacaksa. Yaşanması mümkün olmayanların olasılığını bir kenara bırakacak cesareti gösterebilmek yaşamın bir parçasıyken duyguların serzenişlerini ayrı bir kenara atmamakta diğer parçası. Mühim olan heba etmeden bağlamından koparmadan şefkati esirgemeden hissettiğin ne varsa o an ona göre şekilleneceğini bilerek her notanın farklı ritimleri bir araya getirmesiyle oluşacak. Ahenk unsurlarının temelinin de tam olarak başkalaşmadan farklılaşmak olduğunu hayatın göndereceği veya göndermekten alıkoyarak öğrettiği şeylerle fark ettiğimiz yani çoğu zaman başımıza gelen deneyimlediklerimizden ibaret görünen daha ötesinde ise henüz deneyimlemediklerimizden de birer parça taşıdığımızı fark ettiğimizde kaybolduğumuzu zannederek tüm gücümüzle nereye olduğunu bilmeden koşarak kaçarız. Yorulduğumuzda durduğumuz yere ait olamayışımız tokat gibi çarpar ve artık bir yere giderken acele etmeyişimizin meylimizin bu kadar aza indirgeneceğini kendimizden öteki benliğimizle tanışınca daha yakından hissederiz. Benlik algımızın bu kadar hızlı yer değişmesine rağmen farklı düşüncelerin aynı zihin tarafından üretildiğini aynı pencereden farklı manzaralar izlediğimizde fark ederiz. Biz manzaraları düşünürken gecenin bir yarısı bir şeyler eksik hissiyle uyuttuğumuz o gürültü zihnimizin içinde kalbimize ağırlığını yükleyip karanlığın içine nasıl da hapseder bizi Güneşin açtırmaya gücü yetmediği ama solmasın diye de arada belirdiği o ışığın fersizliği üzerimize mi sinmiş? Ekmek su kadar ihtiyacımız olan diğer şeyler nerede görünmüyor diye hissedilmiyor değil sanki bir mevsim soğuğu da hırkayla geçsin. Bu bambaşka yazın ortasında zemheri soğuğunda kalmak binlerce kez toparladığın halde dağılıp duran oda misali havalandırsan çare etmiyor. Toparlasan düzenli görünmüyor. Sana sadece dağınıklığın arasından bir yer bulup duraksamadan kalman kalıyor. Boğazına elini attığın an düğümleri hissederek anlaşılmayacağını düşünürken meğer anlamak isteyen kırk düğümde olsa ilk en zorunu çözmekten başlayarak tüm soru işaretlerine birer cümle kurarmış. Bunca zaman anlaşılmamanın ağırlığını istekle bağdaştırdıktan sonra köşesine çekilmiş vaziyette geleni geçeni izleyen kahvehanedeki o umursamaz tavrınla çayını ayrı bir keyifle içiyormuşsun.Yani sen artık ulaşmak istediğin çoğu şeye tam olarak bu hissin içinde yer alarak ulaştığını çok sonraları fark etmişsin de kendini oyalayıp durmuşsun. Ama artık bu oyalama yerini buruk olduğu kadar sahici o gerçeklerle doldurmuş.Hiçbir taşı yerinden oynatmadan her şey yerli yerine oturmuş. Sana da tamamen baş rol olmak kalmış…

Merhaba ben Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyoloji 1. sınıf öğrencisi Sima Çakıcı.Yaşantımızın birer hatıra bulunduğumuz anın bize ait olarak kalacağı an’larımda yazıp hatıralarımın içine bıraktığım yazılarımı anında okumanızdan memnuniyet duyarım

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim