Bir Şiirsin Sen
Sevdiğine söyleyemediği her şeyi kağıtlara fısıldar kırık kalemler onlar da söyleyemediler. Eski aşklar zaten böyle değil miydi? Öyle her yerde söylenilmezdi, utanırdı insanlar. Sevmek onurlu bir eylemdi. Karşılık bulamayınca da gururuyla sevmeye devam edilirdi. Zorlanılmazdı asla ama sevmekten de hiçbir zaman vazgeçilmezdi.
‘’Hayatımı yazsam roman olurdu’’ derler ya ama onlar şiir yazdılar.
Şair olmak bazen de böyle bir şeydir.
SEZAİ KARAKOÇ- MONNA ROSA

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Sezai Karakoç, Mona Rosa şiirini serbest şiircilere tepki olarak yazdığını söyler. Serbest şiircilerin, hem Divan Edebiyatı ile dalga geçip, üstüne üstlük bir de ” gül ve bülbülden başka bir şey yok” şeklindeki söylemlerine karşı şiirinin adını Mona Rosa koyduğunu söylüyordu. Mona Rosa tek gül demekti. Karakoç’un 19 yaşında Mülkiye’de 2.sınıf öğrencisiyken yazdığı bu şiiri arkadaşlarının ısrarı üzerine beraber gittikleri bir kır gezisinde okur ve herkes tarafından hayranlıkla dinlenir. Karakoç’un arkadaşlarından biri o dönemin edebiyat dergilerinden olan Hisar Dergisi’ne şiiri över. Dergi yöneticileri Karakoç’un okuluna gelerek şiirin dergide yayınlanması konusunda izin isterler. Karakoç yöneticilerin hem üsluplarından hem de şiirin yayılmasını istemediğinden dolayı kabul etmese de yine de yayınlanır ve o günden bugünlere kadar ulaşır. Karakoç Divan Edebiyatı ve hece ölçüsüyle dalga geçen serbest şiir furyacılarına, hece ölçüsüyle yazdığı bu şiirle en güzel cevabı vermişti. Hatta içerisine akrostiş bile sığdırmıştı. Kıtaların baş harfinden ‘Muazzez Akkayam’ ismi çıkıyordu. Şiirin akrostiş olduğunu otuz sene kimse fark etmemişti. Karakoç ”Eğer ben söylemeseydim bir otuz sene daha kimse fark edemezdi” der. Muazzez Akkaya’ya gelecek olursak Karakoç’a göre sınıf arkadaşlarından seçtiği alelade bir isimdi. Böyle güzel ve içten yazılmış bir şiirde yer alan isim sizce hiçbir anlam içermiyor muydu Karakoç için?
ÖZDEMİR ASAF- LAVİNİA

Sana
gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun, ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana
gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin.
Sana
gitme demeyeceğim
Ama gitme, lavinia
Adını gizleyeceğim.
Sen de bilme, lavinia.
Lavinia yani öldüren çiçek ya da en muhteşem sevgili, Özdemir Asaf ’ ın okul yıllarında âşık olduğu bir kıza yazdığı şiir olarak bilinir. Öyledir de. Karşılıksız bir aşkı anlatır. Şair, Lavinia şiirini yazdıktan sonra şiir yarışmalarından birine göndermeye karar verir ve şiirinin beğenilmesiyle birlikte yarışmayı birincilikle kazanır. Sonuçlar açıklandıktan hemen sonra şairden şiirini kürsüde okuması istenir. Özdemir Asaf bu teklifi geri çevirmez. Salondaki misafirler arasında Asaf’ın âşık olduğu kız da vardır ve şiirin yarısında salonu terk ettiği söylenir. Özdemir Asaf’ın büyük bir tutkuyla âşık olduğu ve karşılık alamadığı kişi Mevhibe Meziyet Beyat’tır. Mevhibe Hanım belki hiç bir zaman bu şiirin kendisine yazıldığından haberi olmadı. Ama bütün aşıkların yüreğinde çok büyük yer edinen bu şiir sonsuza dek ‘adı gizlenen Lavinia’lara adandı.
ABDÜLHAK HAMİT TARHAN- MAKBER

Eyvah!
Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben
gittim, o haksar kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut’ta bir mezar kaldı.
Her
yer karanlık pür nûr o mevki
mağrip mi yoksa makber mi ya Râb
Ya habgâh-ı dilber mi ya Râb
Rüya değil bu, ayniyle vâki
Kabri
çiçekten bir türbe olmuş
Dönmüş o türbe bir hacle-gâhe
Bir hacle-gâhe dönmüşse türben
Aç koynunu aç mâşukanım ben
Makber, Abdülhâk Hamit Tarhan’ın ilk eşinin ölümünün ardından yazdığı mersiye tarzındaki şiirinin adıdır. Bu şarkının sözleri ise yine Abdülhâk Hamit’in yazdığı bir oyundan alıntıdır. Abdülhâk Hamit, verem olan ilk eşi Fatma Hanımın Bombay’da görevliyken hastalığının artması üzerine İstanbul’a dönmek üzere yola çıkar; ama eşi kurtulamaz ve Beyrut’ta ölür, eşini orada toprağa veren şair yasa boğulur. Uzun süre boyunca karanlık bir bodrum katında yaşar, daha sonra o bodrum katından çıktığında Gülhane Parkı’na gidip ahaliye “Makber” şiirini okur.
YAHYA KEMAL BEYATLI- SESSİZ GEMİ

Artık
demir almak günü gelmişşe zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
Hiç
yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol
Rıhtımda
kalanlar bu seyahatten elemli
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli
Biçare
gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler
Bir
çok gidenin her biri memnun ki yerinden
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
Türk Edebiyatının önemli isimlerinden Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım ve babası Hikmet Beydir. Nazım Hikmetin annesi ve babası arasında bir tartışmadır büyür büyür ve sonunda evleri ayırırlar. Bu sıralarda Celile Hanım Yahya Kemal ile tanışır ve Yahya Kemal Nazım Hikmet’in hocalığını yapmaya başlar. Bu hocalık esnasında Yahya Kemal sürekli Celile Hanım’ın evine gidip gelmektedir. Aralarındaki yakınlaşma zamanla aşka dönüşür. Celile Hanım’da kendisine yakışanı yaparak kocası Hikmet Bey’den boşanır. Fakat önlerinde bir engel daha vardır. Olayın farkına varan Nazım Hikmet bir gün hocası Yahya Kemal’in cebine bir not bırakır. ‘’Hocam olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz…”
Evliliğe dair önlerinde aşılmayacak bir dağ vardır fakat bu dağ aşklarına mani olamaz. Celile Hanım ve Yahya Kemal’in evliliğe doğru yürümeyen bu yolu hem aşklarını büyütür hem de ızdıraplarını. Yahya Kemal’in Nazım Hikmet’e ders verirken tanıştığı Celile Hanım ile olan ilişkisi mutlu sonla noktalanmamış, bu aşktan geriye şairin ölüme yazıldığı zannedilen ama aslında Celile Hanım’ın Heybeliada’dan İstanbul’a doğru yol alışında yaşadığı kederi anlattığı meşhur şiiri kalmıştır.
ABDURRAHİM KARAKOÇ- MİHRİBAN

Sarı
saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!
Yâr
deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!
Sene 1960, Abdurrahim Karakoç gençlik yıllarında bir kıza sevdalanır. Güzel yanı şu ki sevdası karşılıklıdır ve birbirlerine mektup yazmaya başlarlar. Kız Abdurrahim Karakoç’a mektup yazdıkça Karakoç’ta kız evidir mektup yazılmaz diyerek kızın yaşadığı şehirdeki yerel gazeteye cevaben şiirler yazar. Okuyanlar şiir olduğunu zannetse de muhatabı bu şiirlerin kendisine yazılan bir mektup olduğunu bilir. Günler bu şekilde devam ederken bir gün anlaşılır ki bu birliktelik nihayete ermeyecek. Abdurrahim Karakoç birazda erkek olmanın, bu yükü daha fazla omuzlayacak olmanın verdiği sorumlulukla o yerel gazeteye ‘’Unut Beni’’ diye bir şiir yazar. Cevaben ‘’Unut diyorsun ama unutmak kolay mı? ‘’ diye bir mektup alır. Abdurrahim Karakoç’ta yine cevaben ‘’Unutmak kolay mı deme unutursun Mihribanım oğlun kızın olsun hele unutursun Mihribanım’’ şiirini yazar. Yıllar sonra Karakoç’a Mihriban kimdir diye sordukları zaman “O aşk, masum bir aşktı. Güzel bir aşktı. Bırakalım öyle kalsın. Ne adı Mihriban, ne saçları sarı…” demiştir.
KAYNAKÇALAR: Hüsameddin Bayraklı /Şiir Hikayeleri (2017). Youtube
http://www.haber7.com/edebiyat/haber/861936-karakoc-ilk-ve-son-kez-monna-rosayi-anlatti
https://www.ensonhaber.com/abdurrahim-karakocun-mihribaninin-hikayesi-2012-06-07.html
https://www.milliyet.com.tr/ozdemir-asaf-in–lavinia–siirinin-gizli-hikayesi-molatik-3395/?Sayfa=9


SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Senin yazını okumayı ertelediğim için Sezai Karakooç’un akrostiş olayını ilk olarak Zeliha’nın yazısından okudum gardaşım. Sonra okurken baktım sen de değinmişsin. Ah beni gidi beni…
Kalemine sağlık gardaşım. Nice güzel yazılarını bekliyoruz. Lâkin bir sonraki yazında daha vicdanlı olmanı rica ediyorum. Ciğer bu da sonuçta :)) Vesselam…
Güzel yorumun için teşekkür ederim kardeşim. Şiirin gerçek bir hikayesi olunca okuyucuları daha fazla etkiliyor.
Bize düşende yazarın ruhunu ızdırapta bırakmadan, hislerini ve düşüncelerini anlamaya çalışmaktır.
Başka yazılarımda görüşmek üzere Selametle…