Dostum Doğa
Beynimiz bağlantı kurarak çalışır. Favori rengimiz gibi nedenini bilmeyip ama sevdiğimiz şeylerin aslında derinlerimizde bir yeri vardır. Tabiat da bu yüzden duygularımızın kaynağıdır aslında. İnsan utandığında yer yarılır içine girer, mutlu olduğunda bulutlara doğru uçar, üzüntüsü de ateş gibidir kalbinde. Yârin boyuna selvi, sesine bülbül, burnuna fındık, yüzüne ay deriz. Hepsinin nedeni ise duygularımızı önce doğa üzerinden yorumlamamızdır.
Doğadan uzak kalan insanlar ise bazı değerlere sahip olmadı. Suyun yaşam olduğunu anlaymayan insanlar kuraklığa, etrafındaki hayvanların ruhu ve duyguları olduğunu görmeyenler katliamlara, sürü içerisindeki sevgiyi bilmeyenler kadına ve çocuğa şiddete sebep oldu. İnsan dışında hiçbir canlı kuraklık, katliam ve şiddete yol açmadı.
Ne zaman başladı bilinmez ama bindiği dalı kesen ve etrafına duvar ören insanlar örnek alındı. İnsanlık kendini zindana kapattı ve bunu kendi koyduğu kurallarla, kendi suçlarıyla yaptı. Çocuklar yaşlılarla vakit geçirmeden, hayatının kaynağı olan toprağa dokunmadan büyüdü. Büyüklerinden öğüt, doğadan da yaşamın değerini öğrenmeyen insanların hep bir yanı eksik kaldı. Her zaman başka bir yerde aradılar bu parçalarını. Yanlış kişileri örnek aldılar; yanlış alışkanlıklar, kötü tercihler, bağımlılıklar… Beton ormanlarında büyüyen fidanlar olarak yetiştiler ve duvarlar arasında güvenle hastalanmayı, doğadaki özgürlüğe tercih ettiler.
Her şeyi yaşayarak öğrenmeye çalışan bizlere bu tercihler miras kaldı. En büyük ilham kaynağı ve örneğimiz olan doğadan kendimizi uzak tutuyoruz. Hayvanlardan, bitkilerden ve çevremizde sürekli dönen ekosistemden soyutlanmışız. Sadece kendimiz ve oluşturduğumuz düzenimiz önemli. Kimyasal atıklarınla suları kirletebilirsin, binlerce hayvanın yuvası olan ormanları yakabilirsin, mahallendeki fareleri avlamak dışında hiçbir amacı olmayan kedileri zehirleyebilirsin… Önemli olan tek şey sensin sonuçta.
Bencillik ve kötülük, bu mirası torunların kim bilir ne kadar ileri götürecektir. Belki de birisi başarır ve dünyada yaşayan tek canlı o kalır.

Ben Furkan Namal, Burdurlu bir hayalperestim. Önce astronot sonra ise mimar olmayı istedim ve şimdiyse Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde mimarlık ve Anadolu Üniversitesi’nde işletme okuyorum. Yapmayı en sevdiğim işler ise derin düşüncelere dalmak, bağlamamın tellerini tıngırdatmak ve doğanın içinde kaybolmak. İnsanların büyümemiş ve hala çocuk taraflarını görmek gibi de bir özel gücüm var.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim