Görülüyorum, öyleyse varım… Var mıyım?
İnanmak, güvenmek, umut etmek…
Bizi hayata bağlayan en önemli etmenlerden üçü bunlar bence… Peki, kaçını barındırıyoruz kendimizde veya başkasına karşı?
Hayatın biz çıktıkça katları hep artan bir merdiven olduğunu düşünüyorum. Her gün bir basamak çıksak bile ölüm günümüz gelmediği sürece merdivenin sonuna varamıyoruz. Zaten öleceğimiz zamanda kaçıncı basamakta olduğumuzun bir önemi olmuyor, bir anda sonuncu basamağa çıkmış oluyoruz.
‘Düşünüyorum, öyleyse varım.’ kalıbını bildik yıllarca… Geçenlerde sosyal bir mecrada bu sözü ‘görülüyorum, öyleyse varım.’ olarak okudum. Görülüyorum, öyleyse varım…
Ben, görülüyor muyum?
Ben, var mıyım?
Bazen bundan emin olamıyorum. Görüldüğümden, duyulduğumdan, varlığımdan… Size de oluyor mu bu? Siz de bazen görülmediğinizi düşünüyor musunuz? Sanki siz yokmuşsunuzcasına davranıyorlar mı size de? Eğer öyleyse, yalnız hissetmeyin, ben de varım. Bazen beni de duymuyorlar. Sesimizi ne kadar çok çıkarırsak sanki o kadar fazla duyulmuyoruz, değil mi?
Bir merdivenden bahsettim size, işte o merdivenleri sanki tek başımıza çıkıyoruz. Onlarca insan var ama aslında yoklar gibi. Hani insan insana dayanarak yürürdü, hani birinin omzunda ağlamak tek başına ağlamaktan daha iyiydi? Biz hayat merdivenimizi çıkarken kimseye inanıp güvenemiyoruz ki, düşüşlerimizi sorgulamamak gerekiyor sanırım. Biz o merdiveni inançla, güvenle, umutla değil; hırsla, öfkeyle, açgözlülükle çıkanlarla beraber yürüyoruz, o yüzden sürekli omzumuzdan çarpılıyoruz, sırtımızdan ittiriliyoruz. O yüzden hayata karşı umut değil, gelecek darbelere karşı güç besliyoruz. Çünkü bizi ittiriyorlar, sürüklüyorlar, bizi görmüyorlar; üstümüze basıp geçiyorlar. Sonra hayata karşı güvenimiz de inancımız da umudumuz da kalmıyor. Kimseden bir şey beklememenin en doğrusu olduğunu düşünüyoruz. Kimseden bir şey beklememenin ve herkesten her şeyi beklemenin doğru olduğunu…
Hayatta çok yardımcı olmuyor zaten.
Hayat, acımasız.
Tek bir gece gök gürültüsüyle uyandın diye karanlıktan korkmayı öğretiyor. Tek bir ihanette tüm ömür boyunca güven kaybetmeyi… Tek bir insanda dibe vurdun diye herkesi aynı zannetmeyi… Tek bir yalanda en büyük doğrulardan şüphe etmeyi… Tek bir kez kırıldığında paramparça olmayı öğretiyor.
Ne bileyim, bazen daha fazla zarar görmemek için, görülmemenin bile iyi olabileceğini düşünüyorum. Görülünce mi canımız daha az acıyor, görülmeyince mi?
Siz ne diyorsunuz?

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim