Sesimi Duyan Var mı?
Onur Yağmur | Kahramanmaraş
06.02.2023 / 04.17 / Kahramanmaraş
Uykusu çok ağır olan bir insan olarak derin bir uğultu, kapı gıcırdaması gibi bir sallantı ve ailemin çığlıkları eşliğinde gözlerimi açmıştım. Başta başım dönüyor sandım. Kaldığım odadan çıkıp ailemin yanına gitmek, yürümek bile çok zordu benim için. Sevdiğim insanların en korktukları halini gördü gözlerim. Yukarıdan kafama düşen beton parçaları neyin ne olduğunu anlamamı sağladı. Annem ve kardeşime sarıldım, öleceğiz sandım ve sakince beklemeye başladım…
Gündüz yaşadığımız ikinci depremde baktığım duvarların arkasını görmemin ardından tedirginliğim ise artıyordu. Dışarıda yıkılan bina seslerini duymam ise iyiden iyiye korkutmuştu. Evlerimizden kaçışımızın ardından itfaiyeye sığınmıştık. Orada gördüklerim yaşımı biraz daha büyüttü. Kuru ekmek için birbirini ezen insanlar, sandalyesini ayağı kırık bir insan ile paylaşamayacak kadar gaddar olanlar, 6 kişinin iki battaniye ile oturduğu ortamda tek başına iki yorgan sahibi olanlar… Anladım ki herkes kendisini düşünüyor. Uzaklardan bize yardım tırları gönderenlerin yanında, yardım tırlarını gizlice kendi lehine boşaltanlar da var bu hayatta. 6 Şubat günü lahmacun yemeyi planlamıştım, bir parça kuru ekmeğe şükrettim; o gün üniversite ders seçimim vardı ama yapamadım; misafir olduğum Kahramanmaraş’ı gezecektim, sadece yaşadığıma şükrettim; 7 şubatta çok sevdiğim Malatya’ya dönecektim, memleketimin halini bile göremedim. 3-4 gün sonra karanlık, yağmalanmış bir otogardaydım. Pis bir koku vardı. Garaja gelen nadir otobüslerden bir tanesiydi, daha kapıdan girmeden herkesin yalvar yakar binmek istediği. Kahramanmaraş otogar manzarası çok güzeldir, geceleri şehrin ışıkları çok güzel görünür. Orası o gece duman altı ve şehirde tek bir ışık yok… Onur Yağmur, o gün kendi memleketlerinden Trabzon’a kaçtı…
Rüveyda Şanlı | Malatya
Van depremini hatırlıyorum. Hemen sonrasında Malatya’da da küçük depremler olmuştu sanırım. O zamandan kalan bir deprem korkum vardı. Hatta lazım olur diye düdüklü bir anahtarlık almıştım o günlerde. Hep yanımda bulundururum. Şu an bile yanımda. Ama 6 Şubat’ta yanımda değildi.
Alışkanlıktan sık aralıklarla bulunduğum ortamda deprem olursa yaşam üçgenini nerede, nasıl oluştururum diye planlar yaptım hep. Ama 6 Şubat’ta yapamadım, sadece bekledim.
Yıllarca hazırlıklı olduğum şeye en savunmasız halimle yakalandım. En güvende hissettiğim yerde, evimde, en büyük korkuyu yaşadım. Ve gün sonunda birçok şeyimi kaybettim.
Şu an hem acımı yaşıyorum, hem kendimi iyileştirmeye çalışıyorum hem de yeni bir hayat için yeni planlar yapıyorum. Hayat beni, bizi beklemiyor. Kısaca devam ediyorum.
Çiğdem Bora | Tekirdağ
Her şeyden habersiz, bir günü daha bitirmiştik. Sonraki güne merhaba demek için yine kapatmıştık gözlerimizi. Ama bu bazılarının son gözlerini kapatışları olacağını kimse bilemezdi. Saat tam 04.17’yi gösteriyordu. Gece gerçekleşen ve ülkemizde derin yaralar bırakan bir felakette uyanışımızın birinci günü… O güne uyanışımın ve arkasından gelen kötü haberlerin karşısındaki şaşkınlığım, “neler oluyor” diyerek yataktan fırlayışım, nasıl bir güne uyanmaya çalıştığımın hafif sersemliği. TV’lerde, sosyal medyada, gazetelerde; can kayıpları, anne ve babaların yürek yakan haykırışları, enkazlardan çıkarılan yaralı insanlar, bir enkazdan diğer enkaza koşan yardım ekipleri. Tüm bu olanlar 6 şubatta… Bizim için, ülkemiz için kötü anılarla dolu olan 6 Şubat günü gerçekleşti.
Tüm ülke olarak ekranlardan gözümüzü ayırmadık, enkazdan çıkan, çıkarılmayı bekleyen insanlar için gece gündüz dualar ettik. Elimizden hiçbir şeyin gelmemesi, sadece uzaktan acılarına ortak olmaya çalışmamız daha da çok acıttı canımızı… Yaşanan tüm acıların dinmesi dileğiyle. Geçmiş olsun.
Nazlıcan Varan | Eskişehir
Deprem olduğu sırada yakın arkadaşımla yaptığımız tatilden dönüyordum.
Otobüs oldukça sessizken etrafıma baktığım insanların uykulu hallerini görmekteydim. Ben de yarı uyanık vaziyette ve bir anda otobüsün ani fren yapmasıyla uyandım.
Etrafta çok fazla kar vardı, ben de yol kapandı zannetmiştim. Konuma baktığımda Eskişehir yolu üzerinde olduğumuzu gördüm. Bir anda otobüsteki bütün ekranlar açıldı ve yan tarafımda oturan adamın ekranında yanıp sönen kırmızı son dakika yazısı dikkatimi çekti.
Daha sonrasında adamın sıçrayarak kalktığını gözlemledim. Önümdeki ekran açılmıyordu ve aynı zamanda ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. İçimden şöyle bir şey geçirdim gerçekten çok kötü bir şey oldu galiba dedim ve bi anda yanımdaki adamın telefonla konuşmasına şahit oldum. Sadece şöyle bir cümle duydum. “Nerdesiniz, ölü var mı?“ O kadar korkunç bir cümle ki ne olduğunu anlamamakla birlikte aklıma gelen tek şey ailem oldu.
Annemle iletişime geçtim hemen ve sadece şunu söyleyebildim “Anne galiba büyük bir şey olmuş, iyi misiniz?“ Annem de yarı uykulu yoldan gelmemi beklediği için çok korkarak açtı telefonumu ve şunu söyledi; “kızım deprem olmuş sakin ol, anlamaya çalışıyorum” dedi, kapattı.
Sonra otobüsten ağlama sesleri geldi, telefonla konuşma sesleri yükseldi. Yalnızım ve depremin nerde olduğunu bile bilmiyorum, etrafımdakileri dinlemeye çalışıyorum. Sonra otobüsteki koridorda ayağa kalktım ve boş bir koltuk önünde de açık bir ekran gördüm hemen oraya doğru yöneldim ve anlamaya çalıştım Görür görmez kanım dondu ve buz gibi kesildim.
Sadece bir tane arkadaşım geldi aklıma Hatay’dan. Hemen onu aradım ve bana tek söylediği söz şuydu “Dışardaydım iyiyiz çıktık, Allahtan uyanıktık annemle babamı uyandırdık ve bir kaç mont alıp çıkabildik, şarjım çok az beni merak etmeyin ama sende dikkat et“ dedi. O yol nasıl bitti, o yoldan ben nasıl eve geldim gerçekten hatırlamıyorum ve benim için çok tedirgin edici bir yolculuktu.
Tam 2 gün sonra da bulunduğum şehirde yardımlar yapılmaya başlandı, bulunduğum şehirdeki stadyuma 3 gün yardıma gittim. Koliye her bir şey koyduğumda oradaki insanlara yardım ettiğimiz için mutlu, böyle bir felaket yaşandığı için içim buruktu. Yapabildiğim sadece daha fazla ne yapabilirim diye düşünmek ve elimden geleni yapmaya çalışmaktı. Çok üzüldüm, çok empati kurmaya çalıştım bu süreçte bir kez daha şükretmem gerektiğini anladım.
Bu süreçte yardım eden, enkazın altında belki de son umudu nefesiyken siz koca yürekli insanlar yer üstünde onların nefesi oldunuz. Döktüğünüz her alın teri için, uyumadığınız her gece için binlerce kez teşekkür ederiz. Tüm milletimize geçmiş olsun.
Nida Yaşılak | Malatya
Annemin okula bağlı olayım diye, düşen dişlerimi ektiği ilkokulumun bahçesindeyim. Her yeri çocukluk anılarımla dolu. Bir yandan gözümde anılarım canlanırken, bir yandan halimize üzülüyordum…
Saat 03.46 korkuyorum, uyuyamıyorum. Dışarıda öyle bir yağmur var ki sanki üzerimize yıldırım düşecek gibi. Bizi koruyacak bir çatımız da artık yok. Evsiz kaldığım hiç bu kadar yüzüme çarpmamıştı. Bende yağmur ile birlikte gözyaşlarımı içime akıtıyorum. Dilimden düşmeyen dualar… Bu nasıl bir imtihandı? Tohum eker gibi insan ektik bu topraklara. Yazı yazayım derken deprem dakikaları geliyor gözümün önüne, şimdiye kadar hatırlamamak için kaçtığım anılar. Dün gibi aklımdaymış meğer, yüzümde süzülen sıcacık gözyaşlarım da dökülmek için bu anı bekliyormuş gibi. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Gecenin en puslu saatinde yıkılan evlerin çığlık atan insanların sesiydi duyduğum. Yan odadan bağıran annemin sesiydi.
Korkudan gözlerimi açamamıştım. Öyle şiddetliydi ki kalkamadım ayağa, “buraya kadarmış Nida” deyip ölümü bekledim. Bir şekilde çıktık dışarı, sonra da hep sokaklardayız. Karda, selde, fırtınada. Ve inanın bu anlattıklarım yaşadıklarımızın binde biri bile değil. Her şeyden korkar oldum. Karanlıktan, kapalı ortamdan, sessizlikten, çok sesten, binalardan, rüyalarımdan. Bu korkularımı nasıl atlatacağımı bilmiyorum. Kalbim ve ruhum evimin enkazındaydı ama bu süreçte yanımızda olmasalar bile, her anını bizimle geçiren, acılarımıza ortak olan, destek olmak için freni kopmuş gibi tır süren güzel yürekli ülkemin insanları ruhumu enkazdan çıkarmak için el uzattı. Bu süreçte yalnız olmadığımızı, unutulmadığımızı hissettirdiniz, bizlere güç kuvvet oldunuz. Bir mesajınız bile çok değerliydi. İyi ki varsınız…
Satınur Emir | Trabzon
Endişe… İnsanları zayıf düşüren bir duygu… İnsanı zayıf düşüren her duygu gibi, endişenin de kalpten geldiği düşünülür. Oysa öyle değildir, endişe kalpten değil akıldan gelir. İnsan ihtimaller dâhilinde düşünür. Olabilecekleri aklından geçirdikçe telaşı artar, o sebeple endişe akıl işidir. Endişeliyim, çünkü aklımda bir yığın düşünce var.
O… Şu an nerde… Ne yapıyor… Ne hissediyor… Korkuyor mu?
Ben… Korkuyorum… Onun için…
Haber gelmesini hem deli gibi bekliyorum, ufacık bir sese ihtiyacım var ama aynı zamanda gelecek haberden korkuyorum…
Siz, hiç yediğiniz ekmekten utandınız mı, boğazınızdan geçen çorbadan utandınız mı? Ben utandım. Yemeği bıraktım. Yardım edebileceğim ne varsa, elimden gelen ne varsa onu yapacağım. Çünkü içimdeki bu korkulu ve endişeli sesi ancak bir şeyler yaparak duymayabilirim.
Hava soğuk… Hava çok soğuk… Yardım kolilerini paketlemekten başka bir şey yapamıyorum, işim bitince eve dönüyorum, ben sıcak odama girerken onun hissettiği soğukluğu düşünüyorum. Hep sıcak olan bedeni, acaba şimdi de sıcak mıdır?
Dönmesini bekliyorum sadece… Oradan bir an önce çıkabilmesini… Korkumun, duygularımı yok ettiğini sanıyorum… Derken öyle bir titremeyle beraber ağlamak geliyor…
Kalbimin üzgünlüğünü o an anlıyorum… Ağlamaya başladığımda hissediyorum kendimi, hıçkıra hıçkıra ağladığımda fark ediyorum kalbimdeki acı feryadı… Nefes alamamak ne demek, biliyor musunuz siz? Ben biliyorum.
Gel… Sağ salim… Yıkık döküksün biliyorum…
Sana söz öpeceğim yaralarından…
Aleyna Yenigün | Trabzon
Doğa ananın varlığının gerçek olduğunu düşündüğümüz anlar yoktur belki de, hiç olmamıştır hayatımızda.
O anlardan birini yaşamama sebep oldu bu olay; tabiatın, doğanın çektiği acıyı düşünmeme sebep oldu.
Dünyayı esir ettiğimiz nefret, öfke duygusu ve şükürsüzlüğün bir uyarısı mıydı yerin göğün inlemesi bilemem.
Ama o an, yatağımın bedenimi sarsmaya başladığı anda düşünmeye çok da vaktim olmadan, öleceğime kesinlikle inanmıştım. Yapacak, kendimi savunacak zamanım yoktu belki de. Korkunun bedenimi tutsak etmesi mecazi anlamını aşmıştı. Hareket etmeden neler olacağını ve ne yapacağımı düşündüğüm saniyeler içinde aynı zamanda bu niteliksiz ve eski binadan zaten sağ çıkamayacağımı anlayıp dışarı koştum. Ilık bir hava ama sert bir telaş vardı. Benim binam yıkılmadı fakat yıkılan on binlerce ev vardı. Ölmedim fakat ölen on binlerce insan vardı.
Hayalleri vardı o insanların ve yarım kaldılar. Ben ise geride kalan olarak, hayallerimin peşinden koşacak mecali ve bu canları kaybetmenin sebebini sığdırabileceğim bir mantık arıyorum!








SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Yazılar bir o kadar o duyguyu hissettirdi ve yaşattı ki… Emeği geçen tüm yazar arkadaşlara teşekkürlerimi iletiyorum, bu yaraları hep beraber saracağız.
Şunu da eklemeliyim ki, hiçbir şeyi ertelememeliyiz yarına bırakmamalıyız çünkü bakın hiçbir şeyin garantisi yok tek gecede her şey yok oldu.
Hepinizin eline emeğine sağlık. O anları sesinizden dinlemek çok farklı hissettirdi.
En büyük çığlıklar sessizken atılırmış. Bizim ki de öyleydi. Sessizdik ama içimiz deki çığlıklar….
Tüm ekip arkadaşlarıma ve değerli editörlerimize can-ı gönülden teşekkür ederim. Elinize,emeğinize sağlık.