Tek Başıma
Sabah saat 8’e doğru geliyordu. Geceden kalma depresif ruh hali, güneşin doğuşuna rağmen kaybolmamıştı. Belki düşüncelerden uzak bir uyku iyi gelebilirdi ancak karamsar ruh hali uyumayı da güçleştirmiş, gecem gündüzüme yaren olmuştu. Geceden ayırt edilemeyen o karanlık sabahta kendimi bir kez daha çok yalnız hissediyordum.
Güne, denemesini yapacağım bir karar ile başlamıştım. Bugün kimseyi aramayacak, kimseye mesaj atmayacaktım. Sosyal medya platformlarını kullanmayacak, kimseyle de görüşmeyecektim. Küskünlüğüm hayata mı, çevremdekilere mi, yoksa kendime miydi? Bu sorudan kaçamak bir ruh haline bürünmüş ve bir günlüğüne herkesten uzaklaşma kararımı, anayasanın bilmem kaçıncı maddesi gibi yürürlüğe koymuştum.
Saatler ilerledikçe canım sıkılıyor, “instagrama girip şöyle üç beş hikâye izlesem mi?” diye düşünüyordum. Sonra derinlerden bir ses o yasal uyarıyı iletiyordu kulaklarıma. Depresif gecenin ardından uykusuz geçen günüm, can sıkıntısıyla birlikte göz kapaklarımda bir ağırlaşma uyandırıyordu. Dermansız bir müzik eşliğinde, gözlerimi kapatmaya başlamıştım. Bir elimi telefonumun üzerine bırakmış, acaba çalacak mı? Kimse beni arayacak mı? Sorusunu içinden defalarca tekrar eder gibi, parmaklarını sıra sıra telefona dokundurup duruyordu.
Uyku beni iyiden iyiye esir almış, gözümde çakan şimşekler beni rüya alemine doğru çekiyordu. Çok yorgun olduğumuz vakitlerde olur ya hani; vücudum, o uykuyu tamamen hareketsiz olarak yaşıyordu. Kolumu kaldırmaya kalksam üzerindeki milyonlarca karınca, mahşerden kaçarcasına dağılacaktı sanki.
Bir yandan dinlediğim müzikler, rüyama etki etmiş olacak ki; gördüğüm belli belirsiz bir rüyanın orta yerinde, derinlerden gelen melodiler belirdi. Melodilere doğru adım attıkça, sözler de belirginleşmeye başladı. Sözler, sanki bana bir ders vermeye çalışıyor gibi bağırıyordu. Şarkıda duyduğum en belirgin söz “yalnızım dostlar” olmuştu. Depresif gecem bilinçaltıma bir hayli etki etmiş, uykusuzluğumu o karmaşık rüyalarla birlikte gideriyordu.
Aniden tanıdık bir ses yankılanmaya başladı. “Yalnız değilsin, sadece tek başınasın.” Bu sesi tanıyor gibiyim ancak rüyamda ne geziyordu bilemedim. Bir yandan da öğüt verir gibi konuşmayı sürdürüyordu. “Sen tek başına mücadele eden bir savaşçısın, ama asla yalnız değilsin. Sen ne zaman istersen ben seninle birlikte savaşırım.” Bu kadar belirsiz bir rüyanın içinde, böylesine uzun cümleler nasıl berrak ve net bir şekilde duyulabilirdi ki?
Bacağımı kıpırdatmamla birlikte o uyuşukluk hissi, acıyla karışık bir şekilde vücuduma yayılmış ve uyanmama sebep olmuştu. Rüyamın tamamını hatırlamaya çalışırken, rüyamdaki tanıdık ses bana seslenmeye devam ediyordu. “Duydun mu beni? Bir daha öyle saçma şeyler duymak istemiyorum, sen yalnız değilsin.” Gözlerim açıktı. Rüyada değildim. Bu sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Uyku mahmurluğu ve derin bir şok hissiyle birlikte, elimin altında duran telefonumun ışığını gördüm.
Ani bir refleksle, aramayı sonlandır butonuna dokundum. Tanıdık sesi hızlıca susturdum. Önce derin bir “of!” çektim. Sonra çocuksu bir tebessümle, derin bir “oh!” çektim.
Şimdi sen söyle. Yalnız mısın? Tek başına mısın?

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Tek başına kalmış bir yalnız…
Hiçbir zaman tek başına kalmayacak tek insan.