Tin Ağaçları
Tin Ağaçları
“Her bölüm bir yaprak. Bir tin ağacı”

Tin: ruh, can. / Emçi: ilaç yapan kişi, şifacı. /Otacı: hekim, doktor.
Zamanım tükeniyor. Bunca yıl bir hiç için yaşamak istemiyorum. Bir an mutlu olmak için hep yaşamak mı? Sanmıyorum. Yıllar beni geçmişimdeki çocuktan uzaklaştırdı. Küçük yaşta gençliğimin ölmesi ve ona yardım edememem. İçimde hâlâ ince bir dal parçası. Kırıldı. Tanıştığım ve açık yürekli olduğum kişiler beni yıllar sonra unutacak. Beni sen nasıl anımsayacaksın? Belki kimisi bir canlı ve benzeri tinsel ya da tinsiz varlıklar ile anımsayacak. Ben iyi bir canlıyım. Öldüğümde mezar taşıma ne yazılacak? “İyi bir insandı” yazılsın. Ben iyi bir yoldaş, yurttaş, yolbaş ve doğru olandım.” Ben doğru olandım”. Bu kime ya da neye göre olmamla değişiyor.. Hiç unutamadığım onca anı ve yaşanmış öyküler ile yok olacağım. Her şeye rağmen yaşamak çok güzeldi. Denizin dalgası, kuşların uçması, sevilmek, hoşgörü görmek. Senden, acı sözleri bile tatmak güzeldi. Bu satırları yazarken gördüğüm manzarayı sizin de görmenizi isterdim. Bir tarafı deniz, diğer tarafı dağlar ile ağaçlı bir yerden yazıyorum. İstanbul hiç güzel bir yer değil! Bu satırları oradan yazıyorum.
Sen bu hayatta ne için yaşıyorsun? Bir düşün! Ne için yaşadın? Kendin için bir kurtuluş mu aradın? Yoksa kurtarmak için mi?
Duyguların boğuşurken kime anlattın?
Ben birkaç yoldaşıma anlattım. Sonra faydası olmadı. Bir yol aradım. Sonrasında ise buldum. Kendimi öykülere anlattım. Farkına varan olmayacaktı. Öyle de oldu. Sonra, yazdıklarımda dışarı atıldım
Bazen bizler bir merhaba sohbetleriz.
Mevsim gibi değişen insanların arasında, evsiz bir canlı gibi kaldık. Hep ilk ya da son mevsim dönüşlerinde rahatladık. Ya yandık ya da donduk. Her şeye rağmen mutlu ve mutsuz kalmaya çalıştık.
Yalnızlık tinlere işlemiş bir yıldız.
Kara gecenin içinde yalnız başına ışık saçıyor. Sanırsam yalının yalnızı, ıssızın yıldızı. Bu Türkçe insanı mutsuz hale getiriyor.
Bazen dilimdeki bu yalnızlığı, karanlığa yazdığımı düşünüyorum. Yazan benim ellerim. Okuyan da benim.
Saat 02.19
Çok uzak bir yer. Buralar oldukça soğuk. Karanlık ile gecedeki yıldızları görebiliyorum. Onlar da yalnız. Yeryüzüne ışık saçıyor. Demek ki bir amacı var. Ya öyle değilse!
Soğuk yerdesin, sıcak yerdesin. Sen dengeni hiç bilmeyen birisin. Seçtiğin kişiyi doğru bul. O da arar bulur doğru birini. Sen dengeni hiç bilmeyen birisin. Verdiğin sözü tinin ile tut, uçmasın. Sen, yalnızlığı sevmeyen birisin.
Ben emçi olmadım. Sen de kendinin otacısı olmayacaksın.
Yazdıklarımın arasına seni sığdırmaya çalıştım. Zorlandım. Sözcükler senin yüceliğini zor kabul etti. “Bu kadar yüce bir varlığın, hangi sözcükler ile anlatabiliriz ki” dediler. Sonra, seni toprağa verdiklerinde yazdıklarım tinsiz kaldılar. Onlara diyemedim. Ben de yazmayı bıraktım.
Yağmur yağıyor. Soğuk. Merhaba, bir gecelik sohbetim. Hak aramıştın. “Helal olsun” diyen bir tin aramıştın. Düşün. O tin, sana ne dedi?
Bahar öldü. İlk ve son kez.
Üzgünüm. Benim öyküm bitti. Bizler tanrının en iyi öyküleriyiz. Yaşadık, gördük ve öldük.
Esenlikler.

Merhaba, ben İnanç Akyazı. Karadeniz Teknik, Atatürk, Trabzon ve İstanbul üniversitesinde okumaktayım. Felsefe, edebiyat , teknik-bilim pazarlama, reklamcılık ve sanat ile uğraşmaktayım.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim