Utandığım Geçmişim
Yıllar önceki, o eski ben. Fotoğraflarıma dönüp baktığım zaman, “Kim bu?” diyorum. Tanıyamıyorum geçmişteki benliğimi. O zamanki eylemlerime “saçma”, ses tonuma “çocuksu”, yüz ifademe “masum” kavramlarını yakıştırıyorum. Ama yine de tanımıyorum o kişiyi. “Nasıl böyle bir insan olabildin?” diyorum. Utanıyorum eski kendimden.
Eski kendim dediğim, daha genç bir bendi. Şimdiki kendim, biraz daha yaşlı. Saçlarındaki beyaz tel sayısı, daha fazla. Yüzüne, henüz bir-iki çizgi eklenmiş. Yaşanmışlık çizgisi. Daha önünde çok uzun bir yol olan şimdiki ben, temiz yüzlü benden daha temiz geliyor bana. Daha havalı, daha akıllı. ”O zaman aklım yok muydu?” diye düşünüyorum bazen.
Takvimleri inceleyince anlıyorum. Çok zaman geçmiş aradan. Çok fazla gün geçmiş. Çok fazla yıl geçmiş. Çok fazla yılmışım o zamandan bu zamana. Her yıla bir yılgınlık sığdırmışım. Sonrası malum. Fazladan birkaç beyaz tel.
O kadar yıl, sanki göz açıp kapayana kadar geçmiş. Arkamı dönüp bakınca, her şeyi çabucak atlatmışım. Söylerken kolay geliyor, 10 yıl. Yaşarken çok uzun, yaşadıktan sonra ise çok kısa geliyor. Çabucak geçmiş 10 yılım vardı belki. O zaman, neden gelecekteki 10 yılım bana çok uzun bir zaman gibi geliyordu?
Geçmişte bıraktığım zaman çok çabuk geçmiş, içinde bulunduğum zaman normal ilerliyor, önümdeki zaman daha çok uzun gibi geliyor. Panoramik bir cetvel fotoğrafı gibiymiş aslında. Sola doğru daralan pikseller sağa doğru da daralıyor. Sadece ortadaki kısım organik ölçülerinde. Önümde göremediğim sonsuzluk da arkamda bıraktığım hızda geçecekmiş meğer. 10 yıl önceki ben nasıl önümü çok zor görüyorsam, 10 yıl sonraki ben de arkasını döndüğünde çok çabuk geçmiş yıllar görecek. Yarısından çoğunu hafızasından silmiş, hatırladığı kısımları da tadını alamadan yaşadığını fark etmiş olacak.
Geçmişimden utanıyorum. Geleceğim ne olur bilemiyorum, belki o da beni utandıracak. Geçmiş de yok, gelecek de zaten. Şimdi bir tek “şimdi” var hayatımda. Yarınki şimdim başka olacak, eski şimdilerimin kıymetini bilememişim zaten. Elimde sadece şimdiki şimdim var. Şimdi var belki, ya yarın olmazsa?
Eskiden akılsız gördüğüm kendim, bu günkü aklımı doldurduğum zamanlarımdı. Bugün bildiğim ne varsa, o günkü kendim başardı hepsini. Bugünkü ben, yarınki beni oluşturuyor. Her şey tek bir yola çıkıyor. Elimde olan tek şeye; şimdiki zamana.
Lise yıllarımda hiç sevmezdim İngilizce dersini. Simple present tense. Future tense. Ne bu tense? Şimdi anladım tenselerin kıymetini. İngilizceden çevirdiğimizde zaman anlamına gelen bu kelime, aynı zamanda gergin anlamına da geliyormuş. Tenseler çok gergin geçiyor günümüzde. Gerginliğimizi bu denli yaşam biçimine getirmişliğimiz bize çok pahalıya mâl olabilir. İçinde bulunduğumuz tenseleri dolu dolu yaşamak lazım. Aksi takdirde; sonsuz şimdilerimizi yakmış, belirsiz geleceğimizi yok etmiş, ardımızda yalnızca utandığımız geçmişimizi bırakmış oluruz. “Dün” hastalığının aşısı, “şimdidir.” Bu salgın “yarına” ancak biter.

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
İnsana tanıdık gelen çok şey var yazıda… Ve zaman hissi çok güzel bir yönden işlenmiş bence, farklı bir yaklaşım olmuş, eline sağlık 🙂