3. koğuş 9. Ranza bölüm 2
“Çocuklar da katil olur”
– Sana bir öykü anlatmamı ister misin? Henüz 9 yaşında bir çocuk vardı. Diğer sınıf arkadaşları gibi yazamıyor, okuyamıyor ve konuşamıyordu. Hep ezilen ve garip çocuk oydu. Dışlanır ve durmadan hatalı olan yine o olurdu. Nemli bir duvar arkasında, tek başına otururdu. Hayal dünyası çok genişti. her konuda yeteneği vardı. Herhalde bu hayal gücü oradan geliyordu. Haftalar ilerledikçe onda bir sorun vardı. Ne olduğu henüz o da bilmiyordu. Bu canını çok sıkıyordu. Diğer arkadaşları ders konularını işlerken o, siyah tahtaya kalkar, eğitmeninin ona dediği kelimeleri yazardı. Bazen yazamadı. Sınıf arkadaşları ona hep gülerlerdi. Düşünsenize; henüz dokuz yaşındasınız. Dışlanıyor, ayrımcılık ve zorbalık görüyorsunuz. Bazen düşünmek kolaydır. Yaşaması ise acı. Tahtaya kalktığında saat ve yanındaki zile bakardı. Saati bir şeytan ve zili ise bir melek mit olarak görürdü. Yine tahtaya kalktı. Ona dediği kelimeleri yazmaya çalıştı. Bir kelimeyi hecelerken farklı bir argo yazdı. Tam olarak neydi hatırlamıyorum. Arkasındaki bütün sınıf arkadaşları güldü. O da olan biteni anlamıyordu. Eğitmeni ona baktı ve “ba, ba,ba” diyerek ona tokat attı. O gün ilk defa ağladı. Yerine geçti. Masum ve sarı yüzünü nemli olan duvara çevirdi. Herkes sustu… O bağırdı. Onu Kimse duymadı. Bir tek ben duydum. Beni ise “o” duymadı. O gün ölmek istedi. Bir anda doğrudan ölmek istedi. Açı çekiyordu. Sesini duyan yok. Onu anlayan yok. Olmadı da. Eve geldi. Hiç ses etmedi. Sabah oldu okula gitmek istemedi. Ağlamaklı bir ifade ile babasına “bana vuruyor”, “Kötü davranıyor” dedi. Okula gitmek istemiyorum diyerek yalvardı. Babası ise “Ben ne yapayım oğlum” dediğinde sustu. O da yardım etmedi. Sustu ve okula gitti. Oturdu. Ölmek istedi. Düşündü! nereden ne yol ile başarabilirim? Zil çaldığında öğretmen masasının önüne geçti. Aşağı baktı. Çok yüksek bir yerde idi. Durdu ve yapamadı. İçinde bir şey eksildi. Olmadı. Sonra öğrendi.
– Ne oldu? Ne öğrendi?
-Cesaretini almışlar. Henüz 9 yaşında bir çocuğun cesareti yok. Düşünsenize; bildiğin bir konu var ve el kaldırıp diyemiyorsun. Nerede siyah bir tahta görse korkuyordu. Zamanla zor geri getirebildi. Cesaretini bulması uzun sürdü.
– Peki sonra ne oldu?
– Hiçbir şey olmamış gibi devam etti. Yaşayan bir ölüydü. Sadece gömülmedi… Ruhu yaşasın diye. Hayatı zaten çok kötü sürdü. Kitapları hiç sevmedi. Nefret etti. Okumak, yazmak kadar saçma bir şey olmadığını düşünüp durdu. Haklıydı da. Bana öyle masum, masum bakma. Eğitmenin görevi ne? Herkesin gözü önünde yaş taşlarının karşısında dışlaması mı? Çifte sınıf ayrımı mı yapması?
Arkadaşları kitap okurken o sadece dışarı bakardı. Düşünürdü “bu nasıl yaşam” diye.
Bir keresine bir kitap geldi eline. Çok ilgisini çekti. Okudu. Tekrar okudu… tekrar. Sonra fark etti ki okumadan duramıyor. Başka kitapları okudu. Sonra fark etti. En yakın arkadaşını yıllardı onunla düşman etmişler. Bir kitap alıyorsun bitiyor. Başka kitaplar alıyorsun bitiyor. Lakin onu hiç kırmıyor, üzmüyor, dışlamıyor, böyle olduğu için onunla alay etmiyor. En yakın arkadaşı bir kitap olduğunu öğrendiğinde düşmanın da kim olduğunu öğrendi. Birisi ile muhabbet etmek istediğinde kitapları ile konuşurdu. Çok okudu. Onun bir sözü vardı: “Aç ve yalnız kaldım. Kitapsız kalmadım. Onlar beni, bilgi ve güzel sözlerle doldurdu. Hiç yalnız bırakmadı. Onlar benimle “ben” sesimle konuştu. Ben de içimden dinledim.”
Çok harika bir söz idi. Şimdi ise yaşasaydı çok güzel olacaktı.
- Ne? ne oldu ona ki?
- Öldü. Kendi yaş gününde intihar etti.
- Çok üzüldüm.
- Herkes üzüldü. Gerçek hayatta görmezsin. Öldüğünde ise hep görmek istersin. Düzensiz bir dünya düzeni. Doğum günlerinden nefret ederdi. Ona göre “insan ölüme bir yıl daha ilerledikçe neden kutlar” Ölmeden önce bir yazı yazmıştı. Şu an aklıma gelmiyor. Kitaplığının yanında en sevdiği kitabın içinde bir mektubu vardı. Ne yazıyor ben de bilmiyorum.
- Onun ölümünden kim suçlu?
- Sence kim?
- Bilmiyorum!
- Çocuklar da katil olur. Bir söz bile insanın öldürmeye yeterli olur.
- Anlayamıyorum. Neden öldü?
- Eskisi gibi kaldıramadı. Büyüdükçe, eksiklikleri onun hep karşısına çıktı. Dayanamadı. Şu an mutlu olduğunu hayal edebiliyorum.
- Mezarı nerede?
- Umarım bir gün görürsün… Görürsünüz.

Merhaba, ben İnanç Akyazı. Karadeniz Teknik, Atatürk, Trabzon ve İstanbul üniversitesinde okumaktayım. Felsefe, edebiyat , teknik-bilim pazarlama, reklamcılık ve sanat ile uğraşmaktayım.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Hayatta üzülecek bir şey yokmuşçasına kitaplarda, yazılarda, öykülerde bu kadar hüzünlenmem, kalbimin parçalandığını hissetmem normal mi?