Uzaylılara İnanır mısınız?
Çocukluğumuzdan beri sorulur bize bu soru. “Uzaylılara inanır mısınız?” İri siyah gözlü, uzun yeşil ve tıpkı bizim gibi ayakları elleri olan ve ellerinde beyinlerimizi ele geçirmek üzere özel tasarlanmış lazer silahları bulunan ışık hızında giden uzay araçlarına sahip yaratıklar. İtiraf edin hepinizin gözünde hemen hemen aynı şey canlandı. İyi ama neden? Daha önce onları gören olmuş mu ki? Bunların hepsini cevaplayacağım ama yine itiraf edin hayatınızın en az bir döneminde inandınız buna. Belki de hala inanıyorsunuz. Belki de inanmalısınız. Milyonlarca galaksi ve trilyonlarca yıldızın içinde küçücük bir nokta bile olamayacak Dünyamızın dışında bu engin kozmik okyanusta neden başka bir damla olmasın ki?
Uzaylıların nasıl göründüğünü nereden biliyoruz, ya da neden böyle düşünüyoruz? Biz insanlar daha önce görmediğimiz bir şeyi hayal ederken daha önce gördüğümüz cisimlere benzetme eğilimindeyiz. Dolayısıyla uzaylıları da biraz insan biraz hayvan karışımı yaratıklar olarak hayal ediyoruz. İkinci olarak “tehlikeli olmayan, sevimli ve dost canlısı uzaylı” konseptine uygun olması için. Gözümüze sempatik gelmesi ve filmlerde daha çok satması kısaca ticari maksatlı olabilir.
Bulutsuz bir gecede, dünyanın yapay ışıklarından uzakta kafamızı biraz yukarı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz ve hayallere daldığımız büyüleyici kozmik okyanus manzarasını düşünün. Yavaş yavaş yükselip yuvamızdan, güvenli gezegenimizden ayrılsak ve Güneş sistemine şöyle bir baksak. Diğer gezegenler içinde dünyamız gerçekten de eşsiz görünürdü. Peki diğer gezegenlerde yaşam söz konusu olamaz mı?
Jüpiter, gerçekten de devasa bir gezegen. İçerisine tamı tamına 1320 adet Dünya sığabilir. Bu kadar devasa olmasının yanında bu gezegenin çok büyük bir kısmı gazdan oluşmaktadır. Jüpiter’in atmosferi; hidrojen, helyum, metan, su ve amonyaktan oluşur. Ayrıca alt katmanlara doğru indikçe sıcaklık inanılmaz derecede artar ve burada hayata imkan tanımaz. Ancak üst katmanlarında yani atmosferinde henüz yaşam olup olmadığını bilmiyoruz. Aslında olma ihtimali de var. Carl Sagan bir hipotezinde Jüpiter’in atmosferinde kapsüller, döner gezerler ve avcılardan bahseder. Tabi ki bunlar şimdilik hayal ve kat etmemiz gereken çok mesafe var.
Jüpiter’den çıkıp bir sonraki gezen Satürn’e vardığımda bizi bekleyen en az onun kadar ilginç olan uydusu Titan bulunuyor. Bu Satürn’ün ayı. Ve Güneş sistemindeki en büyük ve hatırı sayılır derecede atmosferi olan tek aydır. Ancak Güneşe Dünyamızdan çok daha uzak olduğu için sıcaklığı da bir o kadar düşüktür (-179). Ancak hala bir umut var. Atmosferinde oluşan sera tipi etki nedeniyle yüzeyinde ısının arttığı belirtileri vardır. Titan’ın kütle yoğunluğu o kadar düşük ki çok miktarda su ve buz bulunmaktadır. Tabii metanda. Barındırdığı hidrokarbonlar Titan’ın yüzeyini organik balçıkla kaplamaktadır. Yüzeyinde ve atmosferinde bulunan bolca organik molekül varlığıyla Titan adeta yaşama göz kırpmakta, kapsamlı bir inceleme ve araştırmayı hak etmektedir. Tabi ki araştırmaların çok başındayız. Titan’ın yüzeyine inen Huygens uzay aracı ve Güneş sistemindeki yolculuğuna devam eden Voyager uzay aracının verdiği bilgiler şimdilik bunlarla sınırlı.
Ve gelgelelim dünya dışı yaşam denildiğinde herkesin kafasını çevirip baktığı ‘Kızıl Gezegene’. İyi de neden? Mars pek çok bakımdan yerküremize benziyor da ondan. Her şeyden önce yüzeyini görebildiğimiz en yakın gezegen. Kutupları buzullarla kaplı. Uçuşan bulutları, müthiş toz fırtınaları, kızıl renkli yüzeyinde mevsimlik şekil değişikliklerinden başka, günleri de tıpkı bizimki gibi 24 saat.

Elbette tüm bu benzerliklerin yanında farklılıklarda vardır. Olmasaydı yaşam da kaçınılmaz olurdu. Mars Güneşe Dünyamızdan daha uzaktır ve bu nedenle ısı derecesi daha düşüktür. Ortalama -60. İçinde çokça karbondioksit bulunan havasında çok az miktarda oksijen, su buharı ve ozon bulundurur. Sıvı durumunda suya rastlanmaz bunun nedeni Marstaki atmosfer basıncı soğuk suyun bile çabucak kaynamasını önleyemeyecek kadar düşüktür. Gezegen toprağındaki damarlarda ve deliklerde küçük miktarda sıvı su bulunabilir. Oksijen bir insanın soluk almasına yetmeyecek kadar azdır. Ozon yoğunluğu öylesine incedir ki Güneşin mikrop öldürücü mor ötesi ışını yeryüzüne direkt ulaşır. Peki böyle bir yerde gerçekten de yaşam olabilir mi? Bununla ilgili bir deneye yapıldı. Oksijensiz, susuz, Mars sıcaklığında ve mor ötesi ampullerle Mars kavanozları adı verilen ortamlarda Mars koşulları sağlandı. Dünya mikropları konuldu ve gözlenmeye başlandı. İlk başta bu şartlara uyum sağlayamayan birçok mikrop öldü. Ancak bazı mikroplar oksijene gereksinim duymuyorlardı. Isı çok düşünce kepenkleri kapattılar. İnce kum tabakaları ya da taşlar altında kendilerini mor ötesi ışınlardan korudular. Az miktarda sıvı su bulan mikroplar ise epey boy attılar. Sonuç olarak yeryüzü mikropları Mars’ta yaşamlarını sürdürebildiler. O zaman neden orada yaşayan mikroplar ya da küçük canlılar olmasın. Bugüne kadar Viking uzay aracı vb. birçok araçla Mars’ın yüzeyine iniş yaptık. İleride çok daha gelişmiş araçlarla çok daha fazla bilgiye ulaşacağız.
Maalesef bugüne kadar hiçbir dünya dışı canlıya rastlamadık. Peki ya karşılaşsaydık. Bu olmadığı için üzülmeli miyiz? Bu bizim için iyi mi olurdu yoksa kötü mü? Aslında cevap için fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Biraz geçmişe gitsek yeter. 1786’da ünlü kâşif Kont La Perouse, yelken açıp da Alaska kıyılarına geldiğinde karşılaştığı Tlingit halkına karşı iyi ve barışçıl davranmıştı. Fakat 16. Yüzyılın başlarında Aztekleri keşfeden Hernan Cortes, Aztek uygarlığında ne varsa yerle bir etti.
Peki dünyalıların olası bir karşılaşması nasıl sona erecek?
İki olasılık var: Ya bu evrende yalnızız ya da değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü.


Ben Hasan Enes Aydın. Hukuk 2. Sınıf öğrencisiyim. Kelimeleri seviyorum. Özellikle çok sık kullanmadıklarımizi. Yazmayı seviyorum. Yazıyı Sümerlerin bulduğu bilinir ancak mağara duvarlarına çizilen resimlerden beri kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Ben de yazarken kendimi ifade ediyor, düşüncelerim ve fikirlerim hakkında ipuçları veriyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim