ÖN YARGILARIMIZ
Bir insanı çok çabuk yargılayabiliyoruz. Bazen doğru, bazense yanlış sonuçlara ulaşıyoruz. Bunu zamanla görüyoruz. Ama düşününce fark ettiğim şey şu ki: Çok sığ bakıyoruz aslında.
Bu yazıyı yazmama neden olan şey, oyunculuğu çok iyi olan ve daha önce izlediğim bir dizi oyuncusunun, absürt dizi türündeki bir dizide gördüğüm dans sahnesiydi. Zengin, concon bir tipi canlandıran oyuncumuz eğleniyordu kendince. Absürt bir diziydi, komikti aslında. Ama ben o sahneyi izlerken, ne düşündüğümü sorguladım kendime, birden. İtiraf ettim kendime, ne kadar da ciddiyetsiz gelmişti bana. Kötü düşünürdüm dedim kendi kendime, eğer daha önce, aynı oyuncunun başka rollerini de görmemiş olsaydım. Nasıl güzel canlandırdığını görmesem diğer rollerini, nasıl samimi, nasıl içten konuştuğu sahneleri görmesem mesela… Düşüncelerim o anla sınırlı kalacaktı belki de.
Evet acı geldi biraz bana bu. O sebeple bu konuyu seçtim bu hafta yazmak için. Düşündüklerimden sonra mühendislik öğrencisi olarak bir kıyas yapma ihtiyacı hissettim ve okuduğum bir kitaptaki hesaplamalar aklıma geldi. Birini yargıladığımız süreyi onun toplam hayatına kıyaslayacaktım. Öyle direk tüm hayatına değil ama. Verimli geçen süresine. Okuduğum kitapta, insanların aslında bilindiği kadar uzun yaşamadığını anlatan bir karakter vardı. Akla ve mantığa yatar bir biçimde anlatıyordu bu iddiasını. Aklımda kaldığı kadarıyla aktarayım sana. Sonra da konumla bağlantılı hâle getireceğim.
Güzel bir sözle başlayalım. Ardından da bir soruyla.
Müziğin sesini duymayanlar, dans edenleri deli sanırlar.
Nietzsche
Ortalama bir insan hayatı kaç yıldır? 80, 90?.. Çok mu iyimser oldu? Peki. Hadi senin hatırın için 60 diyelim. Anlaştık sanırım. Ortalama 60 yıl yaşayan bir insan sence de çok uzun yaşamaz mı? Ama bu ona kısa gelir. Sınırlı diyedir belki. Bir de fani. Sonra başka bir âlemde beka bulacak tabi.
Hadi bir hesap yapalım. Hani yapıyorlar ya, aslında insanların ne kadar yaşadığını hesaplamak için. Yani ne kadarı kendilerine kalıyor manasında. Şimdi başlıyorum. Anlayacaksın zaten. Daha önce benzer şeyler okuduysan eğer hemen de hatırlayacaksın. Sayıları biraz fazla vermişim gibi gelebilir. Şayet öyle gelirse bunun aslında benim için bir dezavantaj olduğunu fark edeceksin. Başlıyorum o halde?..
Ortalama bir insan 60 yıl yaşıyor dedik. Bir 15 sene çocuklukla, diğer bir 15’i de ıvır zıvır işlerle geçiyor aslında. Pek farkında olmuyoruz, evet. “Ivır zıvır işler nedir?” diye soruyorsun. Hemen açıklayayım: Garip televizyon programları, sanal âlemlerde arayışlar, işe yaramaz oyunlar, ilginç diyaloglar, sonuçsuz tartışmaları ve benzeri şeyleri kastediyorum burada. Şimdi etti mi sana 30. Bak işte, yarısı gitti iki gözüm 🙂
Günde 8 saat uyuduğunu düşünürsek…
Fazladan fazladan veriyorum, biliyorum. Sabret.
Günde 8 saatten, gitti mi bir 20 yıl daha. Üçte biri yani. “Hayda!” dediğini duydum sanki. Kaç kaldı? 10 yıl değil mi? Evet tam tamına 10 yıl kaldı. Aslında 60 yıl nefes alan biri gerçekte 10 yıl yaşıyor, tabiri caizse. Belki ayrıntılara girersek daha farklı hesaplar da çıkabilir. Ama benim asıl gayem bu olmadığı için kabullendiğini varsayıyorum.
Şimdi bir başka soru. Bir dakika kaç saniye? 60 saniye. Oradan toplayarak gelirsek seninle birlikte… 315.360.000 saniye ediyor, 10 yıl. Okumaya bile üşendin değil mi? Ben de yazıyla yazmadım sayının büyüklüğünü gör diye.
Biz kaç saniyeye sığdırıyoruz peki, bir kişiyle alakalı fikirlerimizi? Mesela iki dakika diyelim. Yani 120 saniye. Bizi, biriyle alakalı bir yargıya vardıran kısa bir süre. Oysa o kişinin ömründe daha onu görmediğimiz 315.359.880 saniyesi daha var, daha yakından baktığımızda. Bak, bu kaba hesaplar yaptıktan sonra kalan süre he. Ona göre değerlendir. Yani demem o ki, daha da fazla olabilirdi yaşadığı süre. Oysa bize sadece 120 saniye yetti yargılamak için. O ise 60 yıl yaşamıştı sözde. Kıyaslayınca haksızlık gibi, değil mi?

İnsanlar 60 yıl yaşıyor (yani 10 yıl). Ama biz onları, belki sadece bizimle konuştukları on dakikaya, muzırlık yaptıkları birkaç dakikaya veya yanlarından geçerken, dostlarıyla, hunharca güldükleri birkaç saniyeye sığdırıyoruz. Biz onu gördüğümüz süre boyunca sürekli sırıtıyorsa birisi, ciddiyetsiz diye etiketliyoruz. Sürekli sarhoş gibi dans ediyorsa biri, onu gördüğümüz o 120 saniye boyunca, iyi düşünmüyoruz belki de hakkında. Bir sürü varsayıma sahip oluyoruz o kısa sürede. Güzel veya çirkin, fark eder mi? O olsa izler miydi seni öyle? Ya da düşünür müydü senin gibi?
Ön yargılarımız var. Oluyor bazen istemesek de. Onları iptal edebiliyor muyuz bilemiyorum. Ama en azından ihtimalleri hesaba katabiliriz bundan sonra. Daha geniş bir pencereden bakarız. Belki ömrünün dakikalarından ziyade, insanların neler yaşamış olabileceğini de katarız hesaba.
Buradan bir ders çıkarmak gerekiyor mu bilmiyorum. Sadece aklıma geldiği için yazdım dostum. Belki iki kez düşünmemize sebep olur, olursa da, en fazla. Yani… Tahminim o yönde 🙂
Bak mesela az önce de internette gitar çalan bir Ayşe teyzeye denk geldim. Üstelik İngilizce söylüyordu şarkısını :/ Yazdıklarımı düzenlerken de aklıma bir başka oyuncu olan Erol Taş geldi mesela. Eski filmlerin kadrolu kötü adamlarından, hatırlarsınız belki. Kendisinin çok naif bir biçimde konuştuğu videosunu bırakarak şuraya, veda ediyorum sizlere.
Ön yargısız günler diliyorum efendim. Sağlıcakla kalıp, Allah’a emanet olunuz.
Kaynak:
Erdal Demirkıran – Sadece Aptallar 8 Saat Uyur

Makina mühendisliği öğrencisi olan amatör bir fotoğrafçı. Aklı biraz “havada” 🙂

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Her vakit düşünülmesi gereken bir konuyu etkileyici bir şekilde yazmışsın, emeğine sağlık.
Teşekkürler
Güzel bir konuya değinmişsin kardeşim. Hakkında daha önce bilgi sahibi olmadığımız bir insanı ilk gördüğümüz zaman ister istemez ilk izlenimlerine göre hatırlıyoruz. Bu normal bir şey bence, ama o kısa süre zarfında olumlu veya olumsuz profil çizen insanlara karşı ikinci görüşümüzde davranışlarımız değişiyorsa bu kolay kanıya vardığımızı ve ön yargılı olduğumuzu gösterebilir. Asıl tehlikeli olan bence bizimle hiç iletişime geçmemiş veya dışarıdan davranış ve konuşmalarını gözlemleyemediğimiz insanlara karşı ırkına, mezhebine,dış görünüşüne bakarak kanıya varmamızdır. Tamam, insanların duyguları ve fikri dışa zahir eder ama asıl kişilik derinlerde saklıdır eşelemek lazım o da öyle birkaç dakikada olmaz. Emeğine sağlık iyi bir yazı olmuş.
Teşekkürler