Bir Uçurtma Hikayesi
“Hep uçurtma uçurduğumu hayal ederdim çocukken. O filmlerdeki uçurtma uçuran çocuklara imrenir hayaller kurardım. Kendi uçurtmamı kendim yapardım önce. Sonra da bayır çayır demeden zeytin ağaçlarını geçip, rüzgarın güçlü estiği yöne doğruldukça elimdeki ipi gevşeterek sağa sola koşturur, uçurtma gibi hafif hissederdim kendimi. Mutluluğun verdiği bir hafiflikti, bunu daha sonradan anladım. Hiç bir hayalim gerçekleşmediği gibi, hiç bir zaman gerçek bir uçurtmam olmamıştı. Uçurtmam yerine hayallerim uçup gitmiş, hayallerimin ipi kaçınca öylece bakakalmıştım…”
Sevgi Horozoğlu
‘’Bahar gelince gökyüzüne uçurtmalar salınır ve hayallerin peşinde koşulur. Mevsimler değişir kış olur uçurtmanın cildi sökülür iskeleti kalır ama o orada asılıdır ve siz her onu görüşünüzde baharın gelmesini beklersiniz.’’
Bu bir uçurtma hikayesi, bu benim hikayem…
Gökyüzüne hiç küser mi insan ? Ben o gün küsmüştüm. Çünkü uçmuyordu uçurtmam. Oysa ne güzel hayaller kurmuştum. En yükseğe benimki uçacaktı, ipini elime öyle sıkı bağlayacaktım ki elimden hiç kaçmayacaktı.Kuşlarla arkadaş olacaktı ve bütün kuşlar renklerine aşık olacaktı… Benim gezemediğim yerlere ulaşacaktı ve yere indiğinde tüm gördüklerini bir bir anlatacaktı.
Hayallerim olacaktı…
Oysa ufak bir esinti gerekiyordu yükselmem için, belki ufak bir kıpırtı kalbimde. Oysa uçmuyordu uçmuyordu işte. Etrafım çok dardı hızlanamıyordum koşarken ve sürekli bir yerlere takılıyordum. Uçacaksın, uçaksın diye ağlamaya başladım. Düşmekten kanayan dizlerim ve elimi kesen ip artık umurumda bile değildi.
Bu hayaller ölmeyecek, yaşayacaktı ve kavuşacaktı gökyüzüne…
Ama olmuyordu işte, ne kadar sıkı bağlasam da ipi yine de kaçıyordu elimden ve benim minicik ellerim ulaşamıyordu gökyüzüne ve minicik adımlarımla koşamıyordum peşinden. Belki o da özgür olmak istiyordu, hayaller tutsak yaşayamaz ya…
Belki onun da bekleyeni vardı ve belki de benden öte hayalleri vardı diyerekten avutuyordum kendimi. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu, sesim boğazıma baskı yapıyordu, gözlerimi kapatıyordum belki açtığım zaman geri gelir diye lakin ben arkasından bakarken usulca yükseldi.
Tek sevimcim bir ağaca veya bir tele takılmadan gitmesiydi ve gökyüzünden başka kimse onu artık benden çalamayacaktı ve tek korkum, acaba çok yükselirse bir uçağa çarpar mıydı ? O zaman uçurtmama bir zarar gelir miydi ? Acaba beni unutur muydu ? Bu sorular içten içe beynimi kemiriyordu.
Küçükken her şeye fazlaca anlam yüklüyordum sanırım. Hatta rüyalarıma bile giriyordu ve neden neden diye soruyordum; cevap vermiyordu.
Büyüdükçe benim için değişen pek bir şey olmadı. Hala gökyüzünde uçurtma görünce gülümsüyor yüzüm, el sallıyorum onlara. Hatta ipini takip ederek o küçük pilota ulaşıyorum. Olur da elinden kaçırırsa bu kez yetişebileyim diye…
Çünkü ben çocukluğuma doyamadım işte !
‘’ Ne zaman bir uçurtmanın gökyüzüne doğru havalandığını görsem aklıma kendinden uzaklaşmak isteyen bir insan gelir. Her esen rüzgarda biraz daha yükseklere çıkmaya çalışırsın ama gidemezsin çünkü seni de uçurtma gibi bulunduğun yere bağlayan bir bağ vardır.’’


SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Hızlı yükselenlere imreniliyor. Oysa en hızlı yükselenler toz, duman. saman ve tüydür, diyor ya Hz. Ali; Belki de yaşayamadığımız çocukluklarımızın altında bir şey gizlidir.
Belki de derinlerde bir yerde hala yaşıyordur. Arada şımarıklık yapmamız, uçurtmalara, salıncaklara, çizgi filmlere ve oyuncaklara hala ilgi duymamız belki de bu yüzdendir. Evet evet, yaşıyor bence ve yaşadığını bilmek bile umut verici .
Ve dediğin gibi insanoğlu gerçekten çok aceleci. Halbuki hayat sabrımızı sınıyor ve biz hak ediyor muyuz, peşinden koşuyor muyuz , koşarken kanıyor mu dizlerimiz, bedel ödüyor muyuz ? Eğer gerçekten istersek bir gün yükselecek uçurtmalarla birlikte hayaller…
Aslında her umut birer uçurtmadır gökyüzüne . Umut hep var olsun ki uçabilsinler özgürce.
Yoğun duygu aktarımı olan bir yazı.. Teşekkürler