Dengede Durma Meselesi
Denge nedir? Nasıl bulunur? İki tekerlekli bisiklete binmeyi öğrenmek aslında dengede olmayı
öğrenmek midir? Bisiklete binmeyi çocukluğunda öğrenip büyüdüğünde unutanlar dengede
olmayı mı unutmuş olur? Dengede olmayı bir kez öğrendiğinde unutmak mümkün müdür?
Büyümek unutmak mıdır? Büyümek dengede kalmanın zorlaşması mıdır? Büyümek bisikletten,
salıncaktan düşüvermek gibi bir his midir? Peki düşmek her zaman küçükken olduğu kadar can
yakıcı mıdır? Küçükken bisikletten düşünce ağlayan bir çocuk büyüdüğünde de buna ağlar mı?
Bir de ruhun düşmesi vardır, bilir misin? İçindeki dengeyi kaybettiğin an yaşadığın
kontrolsüzlük hissi ruhun düşmesidir işte. Bir çocuğun bisikletten düşmesi, salıncaktan düşüp
yaralanması nasıl can yakıcıysa, büyüdüğünde hissettiğin o “ruh düşüşü” bir o kadar can
yakıcıdır. Bir insanın kontrolünü kaybetmesi, dengesini bulamaması belki de yaşayabileceği en
acı deneyimdir. Acı her zaman gözle görülür değildir, bazen yaralar ruhunun içindedir. Bazı
darbeler içeriden alınır.
İç dünyam öylesine karmaşık ki… İçimde bir dünya var sanki. Ve orada işler çok karışmış , yollar
birbirine girmiş gibi. Sanki içimdeki sokakların tabelaları bir gece ansızın kaldırılmış ve haritasız
bırakılmışım. Nerede olduğumu da nereye gideceğimi de kestiremiyorum, gitmek istediğim
yerlere nasıl gidebileceğim ise tamamen bir gizem. Kendi dünyasında kaybolan birinin yol
sorabileceği tek kişi yine ve yalnızca kendisidir. Oysa ben kendimi de kaybetmiştim. Hem
kaybolmuş hem kaybetmiştim.
Bazen bir olay diğer birçok olayı peşinden sürükler. Sanki bir taş yıkılması yüzünden diğer
taşlar da tek tek yıkılır domino taşı gibi. İçimdeki bu kontrolsüz yıkıma dur diyemiyorum, engel
olamıyorum. Tüm taşlar üst üste yıkılıyor ve sanki bu yıkımın sona ermesinin tek yolu
tamamen yıkılmaktan geçiyor. Tek bir taş kalmayıncaya kadar, tamamen yıkılmak…
Her dert dermanıyla birlikte gelir, her derdin de mutlaka bir dermanı vardır derler. En
kolayından hasta olduğumuzda bile sıcak bir çay iyi gelir. Bazen diyorum ki keşke yalnızca
hasta olsam ve bir kış çayı içimde yaşanan her şeyi çözse, çözebilse. Bazı şeyler keşke bir tutam
ıhlamurun çözebileceği kadar basit olsaydı da ben çözümü bambaşka yerlerde arayarak
zorlaştırmış olsaydım…
Yine de,
bir çay alacağım kendime…
Balkona çıkıp, hava alıp, çay içeceğim. Birilerini izleyip beni bağlayan bu soyut iplerden
kurtulmaya çalışacağım. Bu dünyada herkesin onları tutan ipleri vardır değil mi? Kimilerini
bağlayan ve tutan ipler çok daha kalındır, bizimkiler gibi. Kimilerini bağlayan ipler ise o kadar
incedir ki tek bir harekette çözülür. Ama imkansız diye bir şey yoktur, her şeye rağmen
imkansız yoktur. Ortada bir düğüm varsa, çözümü de elbette vardır…
Öyledir mutlaka, değil mi?

Merhabalar, ben Satınur Emir. KTÜ’ de İç Mimarlık öğrencisiyim. Ankara’da yaşıyorum. Ankara’nın güzel olmadığını iddia eden herkese karşı durup, güzel olduğunu savunuyorum çünkü burayı gerçekten seviyorum. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi çok seven, tiyatroya-sinemaya gitmeye bayılan, arkadaşlarımın söylediğine göre neşeli biriyim. Ha ama eklemeden duramayacağım bir şey var ki o da geceyi çok sevmemdir. Geceyi çok severim, geceleri cama balkona çıkıp yıldızları izlemeyi çok severim. Işıkları çok severim, çünkü neden sevmeyeyim? Işıklar bize yolumuzu gösterir. Kaybolduğumuz anda bizi evimize ulaştırır. Siz de ışıkları sevin. Eğer kaybolmuş hissederseniz onları takip edin, size evinizin yolunu gösterecektir. :’)

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim