Tenkit Mecmuası
Yalnızlığım isyanıma şahittir, bunu kimseler bilmesin, yelkenlerden gelen umut hışırtıları, deniz rıhtımlarında çekilen taze fotoğraflar, kavanoz kapağıyla kapanan zeytin toplulukları… Bilirim, bilirler, bilinmezlik serüveni ile geçen bir iç buhranlar silsilesi… Selamlıyorum hep bir ağızdan. Benden selam söyleyin. Anadolu’da hala kerpiç evlerin üstünde damlar var, orada uzanıp yıldızları izlerdik. Rutin hayat tüm olağanlığıyla bedenimize işlerken beşinci sokaktayım, rengârenk kuşakta adımın yazıldığı bantta ve peşinden sürgün yıllarım hapisle yıllanmış şarabım, anlamsız sözcüklerle size bir dirayet oluşturmaya çalışıyorum, çok lafı uzatmadan konuma başlıyorum. Aşırılıklar var oldukça hiyerarşi riske düşecektir, en bariz örneği mitoloji. Orada kim mi var Zeus, Şahmeran, Alper Tunga ve daha niceleri… Bunlar bildiklerim, bir de kapalı kapılar arasında bir tanıdığım daha var oda ‘algı’. Algılarla yaşanılan bir dünyada cismen olmayıp ta ismen olan şahsına münhasır bir zat kendisini tanıştırayım. ‘Algı’ kuantum fiziği kadar esrarengiz bir o kadar da aramızda hayatın işleyişinde serbest dolaşmakta, dünya algı ile yönetiliyor benim yargılarımla azımsanmayacak kadar, yüzler ifadelerin serüveniymiş. Algımız bu bağlamda bize farklı bir rota çizdi, rotayı kılavuzlar belirler, kılavuz olmayınca kâşif ne yapsın bence keşfetsin keşfetsin ki dünyanın kaç bucak olduğunu anlasın, yeniden size anlamsız vakarsız sözcüklerle bir dirayet oluşturuyorum, kafamda ömrümün çizgili yüzü, okulun son cuma günü, gitmek mi? dersi daha bitiremedik, bardak doldu taşan su ömrümden çaldı, dünyaya taşlar düşseydi ne mi olurdu? Alışırdık bir süre sonra, peki en mehtaplı gecelerde nehirler tam tersi istikamette aksaydı, muhtemelen akıntıya karşı yüzmezdik ,bu deyimde hafızalardan yitirilip giderdi, deyimlerle alıp veremediğim yok ,deyim yerindeyse taşı bilemeden bina yapmayı hayal ediyoruz, bu sözü deyimlere vakfediyorum anonim olarak yazsınlar , bilindikçe insanın hatasını arayan çok olur , ayağına doksan dakika boyunca top gelmeyen futbolcunun dramını yaşıyorum, yazılarımın son haddine geldim, biliyorum sınırları yokmuş ,bir dehliz gibi yollarda geçiyorum, belki sınır olsaydı özgürlük sınırlı olmazdı erdemli bir çizgi olurdu, insan kendi sesini tanıyamadığı gibi yazısını da tanıyamazmış , bugün yazdık ama yalpalandık, rüzgarda savrulduk, masamın üzerinde hesap makinesi ,sağ tarafında kağıt ,az ilerisinde silgi ve gri çantam, pencerem de ise bir avuç umut…

Merhaba ben Veysel. Ankara’da yaşıyorum. Avrasya Üniversitesinde Gıda mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. Edebiyatla ilgilenmeyi seviyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim