Gerçekten Çaresiz Misin?
Herkes, ömründe bir defa bile olsa çaresiz kalır. Çok azı bir defa, birçoğu bin defa. İnsan yaradılışının, acı prensiplerinden biri çaresizlik. Önümüze dizilen seçeneklerden sonra, hangisinin doğru yol olduğunu hesaplama durumu. Önümüze dizilmeyen seçeneklerden sonra, hareketsiz kalma hali. Önümüzdeki seçeneklerin, sadece acı verici olduğunu gördükten sonra “hangisini seçersem seçeyim, üzüleceğim…” çaresizliği. Tüm bunlar asla yaşamak istemeyeceğimiz ama bazen mecburen tattığımız duygular. Her zerremizde yaşıyoruz çaresizliği. Kalbimizden, tüm vücudumuza yayılan o acı dalgalara engel olamadan. Gözyaşlarını durduramadan…
Sence gerçekten çaresiz misin? Gözyaşını durduramadığın, yüreğindeki yangını hissettiğin her durum, çaresizliğini kanıtlıyor mu? Bir insan sürekli çaresiz olabilir mi? Çaresizlik kalıcı mıdır?
Çaresizlik kalıcı bir duruma dönüştüyse, mutlaka altında öğrenilmiş çaresizlik vardır. Öğrenilmiş çaresizlik; kişinin çaresizliğe alışması ve aslında yapabilecek bir şeyleri varken bile, bunları denememesidir. Cam kavanoza hapsedilen pire hikayesini hatırlayın. Kapak kapalıyken hiç durmadan sıçrayan pireler, kapağa çarpa çarpa devam ederken bir süre sonra pes ediyor ve sıçramayı bırakıyor. Ardından kapak açılsa da, pireler sıçramayı denemiyor bile. Alışmışlar artık o kapağa toslamaya. İnançlarını yitirmişler bir kere. Ama apaçık belli ki, bu beyinlerinin onlara oynadığı bir oyun. İşin kötüsü, sadece onlara özel bir durum değil. Bizim beynimiz de bize, bu hiç de eğlenceli olmayan oyunları oynuyor. Çaktırmadan işliyor bizi ve çaresizliğe inandırıyor. Beyin efendi bize bir oyun oynayacak, biz de oturup bunu izleyeceğiz? Öyle mi! Değil tabi ki. Madem ortada bir oyun var, şimdi biraz da oynama sırası bizde. Biz de beynimizin bize oynadığı bu oyuna, benzer bir taktikle karşılık vermeliyiz.
Düşünmenin, söylemenin, hissetmenin ve dillendirmenin bir büyüsü vardır. Bir düşünceyi içinizden fazla miktarda tekrar etmek, onu beyine kabul ettirmektir. Başarısızlığı, olumsuzlukları sürekli tekrar etmek demek, onu beynin gerçek algılaması demektir. Bu nedenle öğrenilmiş çaresizlik tuzağına düşmemek için, mutlaka kendinize verdiğiniz telkinlere dikkat edin. Bana kalırsa inanmasanız dahi olumlu telkinler vermeye özen gösterin. Bunun ardından ister iyi enerjileri çekmek deyin, ister beyine olumlu olanı öğretmek deyin, isterseniz beyni inandırmak deyin başarılı bir sonuç alacağınıza emin olabilirsiniz. Tam olarak rakibimizin taktiğini uygulamış olmuyoruz aslında. Bizim beynimize verdiğimiz bu mesajlar sadece bir kandırmacadan ibaret değil.
Sen başına kötü şeyler geldiğini düşünüyorsun, kendini fırtınalı günlerde görüyorsun ama o fırtına, ya seni güzel günlere daha çabuk götürmek için çıktıysa… Sonuçta şu an demek, gelecek demek değildir. Yaşadığın kötü bir olay, seni güzel günler yaşamaya götüren yolda, küçücük bir durak olabilir. En korkutucu en berbat olaylar, güzel olaylar silsilesi ile sonuçlanabilir. Gittiğimiz yol bozuk olabilir, ya ucunda eşsiz bir şehir varsa?
En başlarda bir oyun oynadığımızdan bahsetmiştik. Bu zorlu oyunu, biraz daha eğlencesiz bir hale getirelim. Eğlencesiz kelimesi kokutmasın. Öyle bir oyun ki, eğlenmeden kazanılıyor maalesef. Son stratejimiz de; tekrar tekrar denemek olmalı. Tek şutla gol atan bir takım yoktur. Her hücumu basket yapan bir basketçi yoktur. Bir topu fileye çarptı diye, her topu fileye çarpmaz voleybolcuların. En güzel film sahneleri defalarca çekildi. Bilgisayar programı kodlarken, tek denemede doğru çalışmaz program. Önce defalarca yanlış yapılır, sonra doğrusu bulunur. Hiçbir şey sonsuza kadar yanlış olmaz. Olumsuzluklar da yaşasanız hayatta, asla pes etmeyin ve bir gün, güzellikleri yaşamanın imkansız olduğu hissine asla kapılmayın. Her zaman yine doğru bildiğinizi yapın. Hata da yapsanız, sizden geldi kıymetini bilin. 🙂 Hepimiz hatalarımızla güzeliz bu hayatta, çaresizliğimiz de çirkinliğimizdir. Güzel olmayı, güzel kalmayı tercih edeceğinizi düşünüyorum… Önce “hoşça” sonra “olumluca” kalın…

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Tam da günümüzde daha da yoğunlaşan olumsuz bir duygu üzerine yazmışsınız. Çoğumuza bazen uğrayan, kimimizi esir alan duygu. Acaba insanoğlu kaşif ruhunu yalnızca merak ettiği şeylere değil de, çaresiz hissettiği duyguları ve durumları düzeltme yollarını ararken de kullansa başarılı olabilir miydi?
Güzel bir konuya değinmişsiniz. Tebrik ediyorum.
Tam da günümüzde daha da yoğunlaşan olumsuz bir duygu üzerine yazmışsınız. Çoğumuza bazen uğrayan, kimimizi esir alan duygu. Acaba insanoğlu kaşif ruhunu yalnızca merak ettiği şeylere değil de, çaresiz hissettiği duyguları ve durumları düzeltme yollarını ararken de kullansa başarılı olabilir miydi?
Güzel bir konuya değinmişsiniz. Tebrik ediyorum.