Sanki Yedim!
Merhaba sevgili okurlarım!
Dış güzelliğe değil de iç güzelliğe bakanlardanım diyorsanız, görkemi büyüklükte değil de tevazuda ararım diyorsanız e buyurun yazımı okumaya…
Bugün sizlere İstanbul/Fatih’te bir mekandan bahsedeceğim. Bitişik nizamlı eski apartmanlar arasında pek de fark edilmeyen bir camiden… Eğer kafanızı kaldırıp da beyaz boyalı ve tek şerefeli minaresini görmezseniz yanından geçip gidebileceğiniz bir cami üstelik.
Fevkâni ve betonarme olarak yapılan bu mabedin aslında mimari açıdan anlatılacak pek bir özelliği yok. Yine de az çok demeden bahsedecek olursak kurşunla kaplı bir büyük ve dört çeyrek kubbesi var bu caminin. İç alanı 100 metrekare ve dış kısmı ile birlikte 130 metrekareye denk geliyor. Ayrıca yaklaşık 200 kişi aynı anda ibadet edebiliyor bu camide.
Buraya kadar sabırla okuduysanız asıl meseleye geliyorum… Bu camiyi samimi kılan küçük olması değil ya da bir padişahın yaptırması ya da ünlü bir mimarın yapmış olması… Bu camiyi samimi kılan, onu ünlü yapan nefsine hakim olabilen bir esnafın yaptırmış olmasıdır. Yüreğindeki sevgiyi davranışlarındaki erdemle birleştiren bir esnaf, dişinden tırnağından artırarak yaptırmıştır Sanki Yedim Camisi’ni. Evet evet caminin ismi Sanki Yedim…
Hikayesinden geliyor ismi…
Osmanlı döneminde 17. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Keçecizade Hayreddin Efendi adında dar gelirli bir esnaf (bir rivayete göre Adanalı Şakir Efendi), Tevbe suresinin 18. ayetindeki “Allah’ın mescitlerini (dini ve manevi hizmet merkezlerini), yalnızca Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru yerine getiren, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkup çekinmeyenler (halis niyetle başlayıp) onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.” müjdesini duyunca cami yaptırma arzusuyla dolar. Kendi döneminde yapılan o görkemli camileri de gördükçe gıpta eder. Ve bir cami yaptırma kararı alır. Çevresindeki eş, dost ve akrabaları Hayreddin Efendi’ye yapma etme karnını zor doyuruyorsun dese de Hayreddin Efendi söylenenlere kulak asmaz. Ne zaman canı bir şey istese ‘Sanki yedim, varsay ki yedin’ diyerek parasını bir kenara koyar. Gel zaman git zaman takribi 20 senede biriktirdiği parayla küçük de olsa bir cami yaptırır Hayreddin Efendi. Halk arasında da bu mütevazı cami “Sanki Yedim Cami” olarak anılmaya başlar.
Birinci Dünya Savaşı’ndan bir süre önce Unkapanı civarında çıkan büyük bir yangın sonucu ciddi bir hasar almıştır Sanki Yedim Cami’si. Fakat uzun bir süreden sonra halk, tıpkı Keçecizade Hayreddin Efendi gibi davranarak el birliğiyle onarmışlar camiyi. Ve bugün hâlâ hizmete devam etmektedir Sanki Yedim Cami.
Ramazan ayını da geride bırakırken sizinle bu hikayeyi paylaşmak istedim. Zira nefis ve açgözlülük üzerine ince bir ders var içerisinde. Umarım hem hikayenin hem de dersin tadına varabilmişsinizdir.
Bir gün oraya gidebilmek dileğiyle…
Selametle!


Merhaba, ben Ayşe Hanım AŞIK. (Kod adım: AHA :D) Karadeniz Teknik Üniversitesi İçmimarlık öğrencisiyim.Kız kardeşimle vakit geçirmeyi, kendi çapımda sulu boya resim yapmayı, ne kadar zorlasa da bölümümü, maviyi, denizi (malum Ankaralı olmak bunu gerektirir) ha bir de okumayı çok seviyorum. Okuyarak doğru ve kibar düşünmeyi öğreniyorum. Biraz da yazmayı deneyeyim dedim…Heyecanlıyımmm… Yazılarımda görüşmek dileğiyle…

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Güzel bir hikaye. İyi ki değinmişsin
Umarım bende “sanki yedim” diyerekten hayallerimin ve isteklerimin peşinden koşabilirim. Mimari açıdan da bilgilendirici olan bu yazı için teşekkürler
Güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık
Teşekkür ederim. 🙂