Hikayesi Olan Şarkılar Part 2
AHMET KAYA – MAHUR BESTE ŞARKISININ HİKAYESİ
Hikayesi olan şarkılara Mahur Beste şarkısıyla başlamak istiyorum ve emin olun, tüyleriniz diken diken olacak.
“O Mahur Beste çalar,
Müjganla ben ağlaşırız.”
Şiir sahibi Atilla İlhan’dır.
Atilla İlhan’ın yazdığı Kaya’nın seslendirdiği Mahur Beste şiirinin bu mısralarını, eminim ki hepiniz bir yerlerde dinlemişsinizdir.
Kaya’nın ham duygu yüklü tınılı sesi, bu melankolik mısralar ile buluşarak müzik aleminde zamanın ötesine geçip ruhumuzun en derin köşelerine dokunarak ölümsüzlük kazanmıştır.
Peki, bu şarkı Müjgan adında bir kadına mı yazılmıştır? Kaybettiği, yollarını ayırdığı, iki tarafın da bildiği bir besteyi dinlerken Müjgan’ın da dinlediğini düşünerek mi yazılmıştır?
Hayır dostlarım, bu şarkının altında bu kadar hafif bir hikâye yok ne yazık ki, daha derin, daha hissedilmeye mecbur bırakılan bir hikâye var.
Gelin bakalım bu hikâye nasıl başlamış?
1960’lı yıllarda Türkiye’ de sömürgeciliğe karşı devrimci bir dalgalanma sonucu 27 Mayıs 1960 tarihinde asker yönetime el koydu. Ve bununla birlikte Başbakan Adnan Menderes, Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi.
Bu idamların ardından Türkiye’de sağ ile sol gruplar arasındaki çatışmalar alevlenmeye başladığı 1970 yılında Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan ile birlikte Ankara’da Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu.
Bundan 1 yıl sonra takvim 1971 Ocak ayını gösterirken, Ankara’da THKO adına bir bankada soygun gerçekleştirildi.
Diyeceksiniz ki, bu hikâyenin bu şarkı ile ne ilgisi var?
Devam ediyorum o zaman. Soygunun ardından halihazırda haklarında yakalanma kararı olan Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan hakkında “vur emri” verildi.
6 Mayıs 1972’de Atilla İlhan; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam haberini o sırada Karşıyaka’dayken radyodan öğrendi.
Üç devrimci fidanın hayatını kaybettiği haberini aldıktan sonra aynı gün vapurla İzmir’e geçerken Mahur Beste’nin ilk dizelerini yazdı.

“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı”
Ve vapurdan indikten sonra rıhtım boyunca yürürken diğer dizeler de düştü aklına;
“Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız”
Gelelim müjgan konusuna, ‘müjgan’ eski dilde ‘kirpik’ demektir.
Atilla İlhan ‘müjganla ben ağlaşırız derken aslında bu üç devrimci genç yaşında yaşamın nurundan koparılarak idam edildiğinde döktüğü göz yaşlarının ruha dokunan bir aktarımını yapıyor bize.
Şimdi hepimiz mısraların sayesinde bu üç ismi sonsuza kadar anacağız Atilla İlhan, sanatın günümüzce değersizleşmesinin yanında bu ölümsüz hikayeleri, dokunulmaz sanatınla ardında bıraktığın için teşekkür ederiz.

CEM KARACA – CEVİZ AĞACI ŞARKISININ HİKAYESİ
Dinlenilecek listelerinin birincisi benim gönlümde bu şarkı, hikayesi olan şarkılarda ise aslında hikayesi olduğu sanılan şarkı denilebilir, bekleyin göreceksiniz. 🙂
Şiir Nazım Hikmet tarafından kaleme alınmıştır.
Rivayete göre, Nazım Hikmet’in kaçak olarak köşe bucak her yerde polisler tarafından arandığı zamanlarda aklına güzel sevgilisi Piraye düşüverir.
Nazım, güvendiği bir arkadaşı vesilesi ile Piraye’ye haber gönderir ve her zaman buluştukları Gülhane Park’ındaki ceviz ağacının altında buluşmak istediğini söyler.
Günü geldiğinde Nazım, ceviz ağacının altındayken ve daha Piraye gelmemişken polislerin geldiğini görür ve çabucak ağaca tırmanır. Polisler Nazım’ın orada olacağını öğrenmiş yakalamak için her yere doluşmuşlar. Derken Piraye de gelmiş ceviz ağacının altına. Beklemiş durmuş fakat Nazım ona hemen üstünde olduğunu belli edememiş çünkü Piraye’nin de polisler tarafından izlendiğini bildiğinden en ufak bir hareketi ile yakalanacağını biliyormuş.
Bekler dururken o dizeleri yazmaya başlamış Nazım Hikmet;
”Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda
Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda”
Şimdi bu aşk ve çaresizlik kokan hikayenin asılsız olduğunu üzülerek dile getirmeliyim. Bu hikayenin asılsız olduğu kanıtlanmıştır. Fakat gelin beraber Nazım Hikmet’in neden böyle bir şiir yazdığını anlamaya çalışıp kendimiz yazalım hikayeyi.
Nazım Hikmet’in hayatının büyük bir bölümü sürgün ve polislerden kaçarak geçmiştir. O çok acı çekmiş, sevdiğinden, en önemlisi de memleketinden uzakta yaşayıp ölmesi onun için yeterli bir ıstırap olmuştur.
“Başım köpük köpük bulut
İçim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında
Budak budak, serhan serhan
İhtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında”
Aslında Nazım Hikmet; memleketinden bu kadar uzaktayken bile kendini o şehrin ağacının, denizinin, bulutunun yerine koyarak, şehrin köklerine kadar inerek onu ruhunda hissettiğini söylemek istemiş bize.
Ben oradayım diyor, hissediyorum diyor ama ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında!

Aslında bununla hem mutlu olurken hem de üzülüyor. Polislerin pençelerinden uzaktayken ben ceviz ağacıyım diyor ama sevdiğinin de fark etmediğini bilerek yine derin bir üzüntü yaşıyor. Şarkıyı dinlerken hem kalbimi okşayan bir huzur, hem de bileklerimi kelepçeleyen bir çaresizlik hissiyle baş başa kalıyorum, tam da Nazım Hikmet’in hissettiği gibi.
“Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım”
Şiddetli bir fırtına gibi, mısralar derin bir ıstırabın özünü yakalayarak kederle yankılanıyor. Şair, özenle seçilmiş sözcükler ve çağrışım yapan betimlemelerle, hayatın kötü oyunlarının karşısında zihnindeki hislerin ağırlığıyla yüklenmiş, yaralı bir ruhun portresini çiziyor. Her satır, hüznün ağırlığını taşıyıp okuyucunun kalbinde yankılanan melankolik notaları güçlendiriyor.
Yine de umutsuzluğun gölgeleri arasında, beklenmedik bir neşe parıltısı var. Fırtına bulutlarını delen kırılgan bir ışık demeti gibi, şiir beklenmedik mutluluk ve iç huzurun anlarını ortaya koyuyor. Nazım, en karanlık zamanlarda bile bulunabilen göz kamaştırıcı güzelliği, insan ruhunun dayanıklılığını nazik bir şekilde hatırlatarak ustalıkla ortaya çıkarmış. Bu mısralarda neşe ve memnuniyet, duyguların halısıyla iç içe geçerek, okuyucunun ruhunu aydınlatan ince bir ışıltı saçıyor.
Benim en sevdiğim şarkılardan biri olan Ceviz Ağacı şarkısı, hatıralarımda hem Nazım’ın ceviz ağacının üstündeyken Piraye’yi yukarıdan izlediği görüntüsünü, hem de memleketine olan hasretini o memleketin ağacı, denizi olduğu düşüncesiyle hafifletmeye çalıştığı gerçeğini hatırlatacak.
Dilerim ki bundan sonra memleketimin hiçbir vatandaşı, memleketine hasret bırakılmak zorunda kalmaz.
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında
Yapraklarım suda balık gibi, kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi, tiril tiril
Kopar ver gözlerimin gülüm yaşını sil
Okuduğunuz için teşekkür ederim. “

Ben Aleyna Yenigün, Trabzon doğumluyum ve Trabzon’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Çocukluktan beri yazıyorum, farklı mecralarda ve kitaplarda yayınlanmış yazılarım var. En büyük
idealim dünya çapında ütopik ve felsefi bir yazar olmak. Psikoloji, felsefe, kişisel gelişim ve
metafizikle ilgileniyorum. Bir yayın platformunda
sohbet yayıncısıyım. Şu anda iseMercek dergisinde yazarlık yapıyorum. 🙂

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
bu seriyi sevdim gerçekten, bazı konuların derinlerine inmek hep hoşuma gitmiştir zaten, bu konuda aynen öyle oluyor, eline sağlıkk