Kadın Olmak
Kimlikler gündelik hayat içerisinde dışsallaştırılır, içselleştirilir ve nihayet nesnelleşirler. Bir annenin dışsallaştırdığı kimlik, kız çocuğu tarafından içselleştirilir. Kız çocuğu annesinden aldığını içselleştirirken, dışarıdan da kendi kimliğini kazanır. Bu şekilde devam eden döngüde içselleştirdiklerimiz zamanla nesnelleşir.
Toplumda kadın algısı kimlik oluşumunda nesnelleşen şeylerle şekillenmiştir.“ Kadın annedir, kadın çocuk bakar” gibi kalıplar, anneliği kadının er ya da geç ulaşması gereken bir mertebe olarak gösteriyor. Kadın olmanın tamamlanması ancak anne olmakla mümkünmüş gibi…
Günlük hayatımızın her alanında bunlara benzeyen görünür ya da görünmez bir çok yargıyla karşı karşıya kalıyoruz. Toplumun bize çizdiği sınırlar içerisinde yaşıyoruz. Üstümüze vurulan damgaların arkasında saklanmak zorunda kalıyoruz. Bize giydirilen kimliklerle geziyoruz. Bu durumlarla bizzat karşı karşıya kalan birkaç kadına sordum. Toplumda kadın olmanın nasıl hissettirdiğini bir de onlardan dinlemek ve cevaplarını buraya eklemek istedim;
“ Ben çocukken bahçemizde iki erkek kuzenimle top oynuyordum. Komşumuz gelip bana “sen erkek misin top oynuyorsun?” dedi. Sonra kendimi sorguladım, hata mı yaptım diye düşündüm. Top oynamanın cinsiyeti mi olurmuş? İşte o zaman bu duvarları yıkmaya karar verdim.”
“Bizim toplumumuzda kadın olmak; belli çerçevelerin içine sıkıştırılmış bir cinsiyet. Bizler, “ kadın dediğin…” ile başlayan cümlelerin bir numaralı öğüt alanıyız. Ama insan sorguluyor neden toplum kadın üzerinden düzeltilmeye çalışılıyor? Neden tüm öğütler kadınlara veriliyor!? Gerçekten kadın cinsiyetinde mi tüm yanlışlıklar yoksa zihniyetlerimizde mi? Bana benim içinde bulunduğum toplumun kadın olarak hissettirdikleri koskocaman soru işaretleriyle dolu bir zihin.”
“ Annem ve babam evde iş bölümü yaparken gözlerim onlara ilişti. Babam, ev işleriyle kadının ilgilenmesi gerektiğini söyledi. Anında müdahale ettim ve yükleri birlikte taşımaları gerektiğini söyledim. Kadın işi erkek işi diye bir şey olmamalıydı. Hele ki hayatını paylaşan iki insanın birbirine yardımcı olması gerektiği kaçınılmaz.”
“ Her şey bebeklik çağında bizlere pembe renk giydirilip elimize oyuncak bebek verilmesiyle başlıyor. Bunlar küçük yaştan başlayıp bize dayatılan renk, duygu, davranış gibi toplumda yer edinmiş kalıplarla yaşamamız gerektiğini söyleyen ve bunları zorunlu tutan rollere bizi itmeleri ile bugüne kadar süregeldi.”
Oyun materyalini cinsiyetine göre tercih etmek, çocuğu doğurduğu için yaptığı ve yapabileceği tüm hataların sorumlusu olmak, üst raftaki kavanozun kapağını açamayan prenses olmak. Bunlar da galiba kadının makus talihi.
Son olarak yakın dönemde yapılan bir sergiden bahsetmek istiyorum. İpek Duben’ in “Şerife” adlı eseri… Sanatçı Şerife’ yi farklı ruh hallerine işaret eden resmi kadın kimliğinin görünmezliğine dair çarpıcı bir metafor olarak işlemiştir. Kadınlar bireysel olarak hep bir sıfatla tanımlanmış, kadına bir isim verilmemiştir. İçinde bir vücut olmayan, yüzü olmayan, karakteri olmayan ve kimliği olmayan yüzlerce kadının resmidir Şerife.


Merhabalar, ben Sena Türkben. Kahramanmaraş’ta yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi, sosyoloji bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde, çocuk gelişimi okuyorum. Çocuk ve yetişkin psikolojisiyle ilgilenmeyi, bunları insanlara aktarmayı, okuduğum iki bölümü harmanlayarak topluma daha iyi yetişmiş bireyler kazandırmayı, toplumu geliştirmeyi ve insanların sorunlarına çözümler bulmayı amaçlıyorum. Yazdığım yazılarda da bunları yansıtmayı umuyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim
Bize dayatılan “normali” bu kadar güzel anlattığın için teşekkürler:)
Bu güzel yorumun için ben teşekkür ederim:)
Kadın olmanın aslında “kadın olmak”olduğunu anlatmaya çalıştığın bu yazın için teşekkür ederim. Eline sağlık:))
Teşekkür ederim. Beğenmene sevindim 🙂
Kadın olmayı çok güzel özetlemişsin, ellerine sağlık <3
Teşekkür ederiim;)