Osmanlı Devletinde Koku Kültürü
Sosyal medya hesaplarımız sayesinde her güne yepyeni bilgiler ile başlıyoruz. Ben de sizlere öğrendiğim yeni bilgiler ile geldim. Bu ay Osmanlı Devletinde koku kültürü’nün önemini ve nasıl bir kültür haline dönüştüğünü aktaracağım.
Günümüzde çok büyük bir pazar olan koku sektörünün kökleri çok eskiye dayanmaktadır. Sümerler’den başlayıp Hitit, Mezopotamya, Selçuklu ve Osmanlı’ ya kadar uzanan koku, Osmanlı Devleti döneminde bir kültüre dönüşüyor.
Osmanlı döneminde koku kültürü gündelik yaşam, dini merasimler ve saray içinde önemli bir yere sahip olmuştur. Hayvansal ürünlerden çiçeklere, ağaçlara kadar pek çok malzeme koku yapımında kullanılmıştır. Geçmişten günümüze, bu amaçla kullanılan doğal kaynaklar neredeyse hiç değişmemiş. Gül, sümbül, zambak, reyhan, yasemin, karanfil, tarçın hala günümüzdeki kokuların hammaddelerini oluşturmakta.
Gül suyu, kolonyalar, tütsüler Osmanlı’da kültür haline gelmiş ve her alanda önemli bir hakimiyet sağlamış. İslam dininde güzel koku kullanımının sünnet olması ve Peygamber Efendimizin ten kokusunun gül kokusu olduğuna inanılması gülün önemini arttırmış. Osmanlı koku kültüründe gülün önemi dışında, misk ve amber de çok arzulanan kokulardan olmuşlardır. Amber ve misk kokuları genelde hattatların Kur’an-ı Kerim’i kopya ederken kullandıkları mürekkepte karıştırıldığı el yazmalarıyla karşımıza çıkmaktadır.
Gül Suyu ve Kolonyalar
Osmanlı döneminde gül suyunun dini önemi yanında dezenfekte yöntemi ve yiyeceklerde kullanılmasıyla Osmanlı halkının gündelik hayatının bir parçası haline gelmiştir.
Gül suyu gündelik hayatın dışında devlet politikalarının da bir parçası olmuş. Mesela, yabancı elçilerin padişahın huzuruna çıkarılıp çıkarılmayacağını bilmeyerek bazen aylar süren beklemeleri sonucu huzura kabul edilmeden önce elçilerin ellerine gül suyu dökülmesiyle elçi, sözle değil sadece gelen gül suyu ile padişahın huzuruna kabul olunacağı mesajını alırdı. Bir başka örnek yine padişahın, vezir-i azam ve sadrazamların Divan-ı Hümayun’ a çıkmadan önce koku sürmeleri kokunun önemini bizlere yansıtan bir başka örnektir.
Günümüzde pandemi sürecinde yanımızdan ayırmadığımız kolonyalar II. Abdülhamid Han döneminde Almanya’dan Osmanlı kültürüne geçiş yapmıştır. Kolonyalar da yine gül suyunda olduğu gibi güzel kokmanın yanı sıra dezenfekte amacıyla kullanılmış. Özellikle salgın hastalıklar döneminde gül suyu ve kolonyanın önemi artmış.
Bu kullanım amaçlarının yanında koku kültürü, kızların çeyiz sandığında yerini alarak ‘gelin suyu’ olarak adlandırılmış. Koku kültürü, halk için özellikle evlilik ve gönül işlerinde zarif bir lisan olmuştur. Buna güzel bir örnek vermek gerekirse; Osmanlı’da evlilik için kız görmeye gidildiğinde zambak kokusu götürülürmüş. Bu, ‘kızınıza talibiz’ anlamına geliyordu. Kız tarafı da yine kokular üzerinden cevabını verirdi. Eğer ikram edilen şerbet karanfilli gelirse ‘buyurun gelin’ demekti. Şayet ikram şerbetleri sade gelirse ‘bizim rızamız yok’ demenin kibar ve kırıcı olmayan yoluydu.
Koku, Osmanlı Devleti için temizliğin, naifliğin, otoritenin ve daha sınırlandırılamayacak birçok duygunun simgesi olmuştur. Günümüzde ise Topkapı Sarayı’nda bulunan koku arşivinde Osmanlı dönemine ait kokuların muhafaza edilmesinin yanı sıra kokuların üretimi de gerçekleştiriliyor. Bu arşiv ile her odanın, sarayın ve padişahın kendine has bir kokusu olduğunu da görüyoruz. Kokular ve dahası atalarımızın kültürlerini anlatan, yaşatan, günümüzde işleyen en güzel hatıralardır.

Merhaba. Ben Rüveyda Kocaoğlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tarih bölümü 2.sınıf öğrencisiyim. Duygularımı kağıtlara aktarmayı seviyorum. Umarım siz de yazılarımı seversiniz.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim