Ben Abur Cubur Değilim!
Bahar kapıda. Zile basmaya çekinir bir şekilde, kapının etrafında dolanıyor. Ara sıra uzaklaşıp, bizi soğuk rüzgarlar ile baş başa bırakıyor. Sonra tekrar görünüyor mercekten. Aslında o kapıyı bir çalsa, biz açmaya dünden razıyız biliyorum. Yine de çekiniyor işte, biz de açamıyoruz kapıyı.
Kapıda bekleyen ilkbaharı bir kenara bırakacak olursak, kapının diğer tarafında çok tuhaf duygular var. Şu kararsız havalara yakışır bir şekilde, karmaşık duygularda boğulmak üzereyiz. Bahara açamadığımız kapılar, sanki bizim suratımıza kapanıyor.
Tükeniyoruz ve tüketiyoruz. Herkes tükenmiş, herkes yılgın. Yorgunlar da yoruyor, kızgınlar da kızıyor. Yorgunlar, kızgınlar, görmeyenler, duymayanlar ve konuşmayanlar… Hep beraber bu kasvetli havayı oluşturuyor. Bir türlü karşılanamayan şu baharın sorumluluğunu almıyor kimse. İtirafım olsun o zaman; yorgun, yılgın ve kızgın olanlardanım. Ama ben görmeyen, duymayan ve konuşmayanlardan değilim! İşte açıkça anlatıyorum sizlere:
Kanım emiliyor sanki. Motivasyonum, yırtıcı hayvanlara yem olmuş. Duygularım bir ormanda kaybolmuş. Gülüşlerim biraz durulmuş, tahammülüm ise yok olmuş. Haybeye kaybetmedim, kaybedildim… Siz tükettiniz beni. Bir arkadaş grubu arasında açılan bisküvi paketi oldum. Biz bisküvi paketlerinin en büyük korkusu da budur. Arkadaş ortamında açılmak. Herkes dilim dilim tüketir. Çok büyük bir hızla yok olabilirsin. Çıtır çıtır yok olurken, herkesi mutlu edebilirsin. Paketin sahibi, bitiyorsun diye içten içe üzülse de yok oluşunda en büyük pay ona aittir. Çoğu sevinir, azı üzülür ama gerçek değişmez. Yok olursun.
Sonra her yok olan gibi sen de yok olmak ister, bir yokluk girdabına koşarsın.
Düşüncesiz kafaların, kurbanı olmak işte bu. Kahkahaların arasında, görünmez olmak. Yok oluş girdabına koşmak.
Sırf bu yüzden, artık yok olmak istiyorum. Kapıyı çalanlara, evde yokuz demek. Eskimiş bir radyo oldum. Televizyon gelince unutuldum. Eskimiş eşyalar gibi kullanıla kullanıla yoruldum, eskidim diye yine ben suçlu oldum.
Bu yüzden gitmek istiyorum. Her şeyden, herkesten uzaklaşmak. Bir köşeye sığınmak, belki de tamamen kaçmak. “Beyaz Bir Sayfa” dedim daha önce. Gidip, eskilerini yırtıp atmak istiyorum. Her zaman yazmak olmaz, belki biraz silmek istiyorum. Zaman zaman silgi, kalemden keskin olabilir. Eski cümlelerimi keskin silgim ile yok ederken, kızgın cümlelerimi sildiklerime bırakmak istiyorum. Kırgın umutlarımı ise isyankâr yazılarımda toplamak istiyorum. Sürekli yenisini yazınca da eskiyenler daha az okunuyor, biraz daha seyrek yazacağım sanırım.
Şimdi bir serin hava çarptı yüzüme. Ama unutmayın, bahar kapıda. Siz gidin karşılayın. Ben bir mayıs akşamında, kelebeklerin arasında karşınıza çıkacağım. Sonra elime fırçayı alıp; kısa bir ömrün yanındaki, uzun ömrün defalarca ölüşünü çizeceğim tuvallere. Bakın şimdi de ressam oldum. Yazar oldum, ressam oldum, öğretmen bile oldum ama ben hiç bisküvi olmadım. Bir paket daha bitti. Hadi şimdi, Bir Yalan Söyle Bana!
Bi’ sana, bi’ bana.
Hem unutana, hem de unutulana…
Afiyet olsun.

Onur Yağmur konuşuyor. (Kendisini merak edenler için kısa bir bilgilendirme.) Lise yıllarımda Bilişim Teknolojileri bölümünü okumanın ardından sektöre devam etmek istedim ve lisans eğitimi için KTÜ İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri bölümü ile Trabzon’a geldim. AÜ Medya ve İletişim bölümü mezunu ve İÜ Grafik Tasarımı öğrencisi olarak da eğitimlerime devam ediyorum. KTÜ Girişimcilik ve Pazarlama Kulübü başkanlığını devam ettirmekle beraber, Mercek Dergisi departman sorumluluğunu üstlendim. Hayallerimi hedeflere dönüştürerek yaşayan bir Malatyalıyım ve beni okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

SİMANIN KIYILARINDA: “YILDIZLARIM”
Güven
Birer Toplam
Kalbim